İLK MEAL ÜZERİNE

İlk matbu Türkçe tefsir, tercüme nedir biliyor musunuz?..

Yarışmalarda sorulduğunu duymadım hiç, ders kitaplarında da gördüğümü hatırlamıyorum. Pek bilen de yoktur herhalde. Bu Tibyan Tefsiri adlı kitap.

Ayıntabi (Antepli) Mehmet Efendi tarafından yazılmış, yazım tarihi çok daha önce 17. yüzyıl. Bu arada tefsir hakkında bilmemiz gereken bazı notlar.

Tefsir hakkındaki ayrıntılı araştırma için bknz.

Araştırmada dikkatimizi çeken noktalar ise tefsirde İsrailiyatın, yani uydurma hikaye diyebileceğimiz şeylerin bulunması. Ama öte yandan kabul edilebilir bir tercüme ve tefsir olduğu. Sonuçta halkın Kuranı anlamasının amaçlandığı vesaire. Hani halk dini fazlasıyla hikayemsi-masalımsı şeylerden öğrendiği için bir anda tamamen akla hitap eden bir kitap olmazdı zaten. Tutmazdı zaten diyelim.

Ama basım tarihine tekrar dönmek istiyorum, 1841. Yani ilk Türkçe basılan İncilden bile sonra.

İncil’in Kuran’dan yüzlerce yıl önce matbu hale geldiğini hiç söylemeye bile gerek yok herhalde. Bilindiği gibi matbaa 1455 yılında Gutenberg tarafından icad olundu ve onun bastığı ilk kitap İncil idi. Reform hareketini başlatan meşhur Martin Luther İncil’i Almancaya çevirmişti. İngilizce ise 1611’de basılan Kral James İncili olarak bilinen İncil yığınlara ulaşmıştır.

Hani hep denir ya şurada geri kaldık, burada geri kaldık. İşte bence asıl geri kaldığımız nokta.

Kuranın Türkçe meali ise Mehmet Akif tarafından taa Cumhuriyet zamanında yazılmaya başlanacaktır. Tefsirle meal aynı şey değil. Tefsirde yine geleneğin dinle karışması, ayetlerin tam bir kendini gösterememesi sözkonusu.

O yüzden ilk meal önemli ve Mehmet Akif de bu sefer Türkçe ibadet rüzgarları estiği için işi adeta rafa kaldırıyor. Ve iş yine uzuyor. Derken bugünlere geliyoruz.

Kader tabii bir yandan da. Herkesi suçlamak anlamında konuşmuyorum. Çeşitli sebepler var ama durum da bu. Ve bu aynı zamanda bizim üzerimizdeki sorumluluğu göstermesi açısından da önemli. Bir tazelenmenin zamanı İslam toplumları için adeta gelmiş de geçmiş durumda. Bu da tabii olabildiğince katışıksız ve herkese ulaşan Kuranla mümkün. Başka bir şey böylesine bir motivasyonu sağlayamaz.

Bu anlamda tabii Mehmet Akif’in mealine yanmamak mümkün değil. Çünkü hem işi bilen hem de bir şair olan Mehmet Akif’in tercümesi ruhlara çok daha hitap edebilirdi. Meallerde genelde bir soğukluk oluyor, anlatım şiirimsi olmuyor. Zaten insanlar biraz mesafeli, okumaya meyyal değil. Yine yeterince okunmuyor yani, çeşitli evhamlar falan.

İnşallah o meal bir yerlerdedir ve ortaya çıkar. Mehmet Akif’in meali bitiremediği, bir başka haberde de kitabın bittiği ama Akif’in vasiyeti doğrultusunda -iki kuşak sonra lakin- yakıldığı iddia edilmekte. Dediğim gibi inşallah bir yerlerdedir meal ve ortaya çıkar.

Ama asıl mesele tabii bu süreçleri görüp insanların bir bilince ulaşması. O da yavaş yavaş olmakta sanki.

Bir cevap yazın

*
= 3 + 2