AĞAÇLAR KALEM DENİZLER MÜREKKEP OLSA İFADESİ HAKKINDA

Lokman Suresi’ndeki ayette “ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa yine de Allah’ın kelimeleri tükenmez, yedi deniz eklense de” deniliyor. Bu ayetin nüzül sebebinde; ayetin Yahudilerin şöyle demesi üzerine nazil olduğu belirtilir.

Demişler ki; “Allah, herşeyi Tevrat’ta zikretmiş ve söylemediği bahsetmediği hiçbir şey bırakmamıştır” Yahut Hz. Peygamber (s.a.v)’e; Sen, “ilimden size ancak pek az birşey verilmiştir” (İsra 85) ve “kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiş demektir” (Bakara 269) diyorsun” diyen birisi hakkında nazil olduğu ileri sürülmüştür. (bknz Razi)

Öte yandan şöyle bir ayet vardır: “Resulleri kendilerine apaçık delillerle geldiği zaman, yanlarındaki ilimle sevinip-böbürlendiler ve alaya alıp durdukları şey onları kuşatıverdi” (Mümin 83)

Bütün bu manzaralar ise günümüz açısından şöyle önemli. Günümüzde de özellikle maddi alanda bilgi çok arttı. Öyle ki önceki bilgiler masal, hikaye noktasında görülüyor. Burada Kitab’ın üstlüğünün hem görülmesi hem de gösterilmesi gereği var. Öte yandan, “zaten kainattaki bilgi de Allah’ın ilmidir” denilemez. Çünkü Kitab gönderilmiş ve kainatı çözenler de çoğunlukla “biz çözdük” modunda bu maddi ilmi sahipleniyor. Hatta üzerine hevayu heves merkezli bir hayatı bina etmek istiyor. Demek ki Kitab’ın akıl planında bu salt maddi ilme üst gelmesi hayati. Bu da üzerine düşerek olabilecek bir şey. Farkında olunmalı.

Öte yandan, şu dikkat çekiyor ki; ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ifadesi iki surede geçer. Kehf 109 ve Lokman 27. ayette. Ve deniliyor ki; Yahudilerin; sen “size az bir ilim verilmiştir” diyorsun, bize Tevrat verildi  şeklindeki sözleri üzerine bu ayet geldi. Bu noktada şu ise şu konular dikkat çekiyor; Kehf Suresi’nde geçen Ashabı Kehf, Musa Hızır kıssası, hatta Zülkarneyn kıssası Tevrat’ta geçmez. Hristiyanların alt literatüründe, Yahudilerin alt lüteratüründe bu kıssalara dair kimi anlatılar olsa da bunların bir ölçüde gizli konular olduğu söylenebilir. Yine Kehf Suresi’nde geçen, şeytanın Adem’e secde etmemesi ve özellikle de cinlerden olduğu bilgisi, Tevrat’ta yok, hatta alt literatürlerinde çok zayıf geçen bir konu.  Yani ellerindeki en zayıf, olmayan vs konular bunlar. Lokman Suresi’nde geçen Lokman da öyle. Hasılı Ehli Kitab’ın en zayıf olduğu konuların aktarıldığı iki sure bunlar ve yapılan çıkış da “elimizde Tevrat var” şeklinde.. Dolayısıyla Kuran’ın onların ilmine üstün gelmesine dair bir ifade olarak gözüküyor, “ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa” ifadesi. Hasılı bizler de şu anda hakkın galebesini Kuran’ın bu tarz özelliklerinde görmeliyiz.

Antiparantez, rivayetlerde Mekke müşriklerinin Yahudilerden üç zor soru aldığı, bunların “Ashabı Kehf, Zülkarneyn ve ruh nedir?” şeklinde olduğu geçer. O halde nasıl bunları kendileri bilmez?! Burada denilebilir ki, Ashabı Kehf Hristiyan kültürüne ait bir kıssa, Zülkarneyn de Yahudi kültürüne ait. Burada soruları hazırlayanın daha geniş bir çerçeve olması gerekir o zaman. Onu bilemeyiz, bu konuda çok spekülasyona da gerek yok. Burada Yahudilerin Zülkarneyn’i sorması olasılığı çok denilebilir. Zülkarneyn (iki boynuz sahibi) ise Tevrat’ta bir rüyada Pers hükümdarını temsil ediyor. (bknz Mevdudi, Kehf 84 tefsiri) Onların en meşhurları ise Kiros ya da Darius’tur. Bunlar hakkında Tevrat’ta bunların Yahudilere iyiliği konusu işlenir, Kudüs’e geri dönmelerine yardımları işlenir vs. Onların genel faaliyetleri işlenmez. Kuran ise onların genel faaliyetine değiniyor. Yani soruya doğru cevap veriyor ama iyi bilmedikleri bir konuyu işliyor. Hasılı yine bilmedikleri bir alan bu denilebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ