“AKLETME” MESELESİ

İnsanlar akletmek denildiği zaman, görünür, somut, yakın sebep-sonuç ilişkileri üzerinde durmak şeklinde düşünüyor. Hatta orada kalmak.. Özellikle de aydınlanma denilen kainatı çözme gayreti ve dünya hayatını en hevai şekilde yaşama arzusu peydah olduğundan ve bunun empozesi de gayet sözkonusu olduğundan bu fazlasıyla böyle oldu. Dolayısıyla gaybı varsaymayan bir akletme algısı sözkonusu. Halbuki Kuran’da bahsedilen akletme böyle değildir. Örneğin denilir ki;

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının/aşağı hayatın geçimliği ve süsüdür, Allah katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?!” (Kasas 60)

Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir pislik yükler.
De ki: “Göklerde ve yerde olup bitenlere dikkatle bakın!” Fakat o uyarmalar ve o âyetler, iman etmeyen bir kavme fayda vermez ki! (Yunus 100-101)

Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır. (Maide 58)

O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O’nun eseridir. Hala aklınızı kullanmaz mısınız?! (Müminun 80)

Görüldüğü gibi burada herşeye bakıp Allah’ı farketme ve buna bağlı olarak hayatın amacı ile ilgili düşünme “akletme” olarak vurgulanıyor. Elbette bunun üzerine Allah’ın gönderdiği peygamberler ve mesajlar bu durumu netleştirir. Beri yandan, eski zamanlarda gayb türetme de sözkonusu idi. Bu zamanımızda da vardır. O yüzden inanılan şeyin delilleri de hayati konumdadır ve bu da bir akletme alanı. Mesela şöyle denilir:

Sana indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma! (Yunus 94)

İşte sana bu kitabı indirdik. Onun için kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.
Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı batıla uyanlar kuşku duyarlardı (Ankebut 47-48)

Yoksa “onu kendi uydurdu” mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: “Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah’dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız.” 
Yok eğer size cevap vermedilerse artık bilin ki, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz, değil mi? (Hud 13-14)

Buradan başladığımız noktaya dönersek; günümüzde maddeci ve dünyacı bir akletme var demiştik. Beri yandan, gelenek içinde de şişmiş, akıldan kaçıcı bir gaybçılık var. Adeta delillerden habersiz iman, iman sanılıyor. Bunun karşısına çıkılması gerek, lakin akletme algısı da bozuk olduğundan iş maddecilik-gaybçılık girdabına doğru da gidiyor. O yüzden akletmenin maddecilik, dünyacılık olmadığı, fakat aklını kullanmak olduğu çok güçlü şekilde işlenmek durumunda.

Bir cevap yazın

*
= 5 + 6