AYETLER: GAFLET VE TEVİL MEVZUSU

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Bir konunun iyi anlaşılmadığını düşünüyoruz. O da ayetlerin anlaşılması gereğinin başka bir şey “yorumlama derdi”nin başka bir şey olduğu gerçeği.

Şimdi Araf Suresi’nden “ayetler” ifadesinin vurgulandığı yerleri bir örneklik sadedinde sıralayalım.

9 – Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.

35 – Ey Âdemoğulları! Size içinizden elçiler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah’tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
36 – Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
37 – Allah’a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap’tan nasipleri erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: “Allah’tan başka taptıklarınız nerede?” derler. Onlar: “O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar.” derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik ederler.

40 – Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.

51 – Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl bile bile inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.
52 – Gerçekten onlara, bir ilme göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
53″Onlar (kâfirler), onun te’vilinden başkasını mı bekler? Onun tevilinin geldiği gün/haber verdiği akıbetin geldiği gün ise, daha evvelden onu unutanlar diyecek ki: “Cidden Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişti. Şimdi bizim için şefaatçiler var mıdır ki, bize şefaat etsinler, yahut (dünyaya) döndürülür müyüz ki, (evvelce) yapmış olduğumuzdan başkasını yapalım..” Onlar kendilerine cidden yazık etmişlerdir, uydurmakta devam ettikleri şeyler de, kendilerinden uzaklaşıp ortadan kaybolmuştur”

103- Sonra onların ardından Musa’yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler; ama, bak ki, fesatçıların sonu ne oldu!

146 – Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimden uzak tutacağım. Onlar ki, her ayeti görseler de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler de o yolu tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmişler ve onlardan hep gafil olagelmişlerdir.
147 – Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı olacaktır?

156 – “Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük.” Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.
157 – Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, YANLARINDAKİ TEVRAT VE İNCİL’DE YAZILMIŞ BULACAKLARI O PEYGAMBERE uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.                                                                                                                                                             

158 – De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O’dur. Bundan dolayı gelin, Allah’a ve Resulüne -Allah’a ve kelimelerine iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona- iman edin ve ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.

175 – Onlara, kendisine âyetlerimizi sunduğumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu şeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan oldu.
176 – Eğer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.
177 – Âyetlerimizi inkâr edip, sırf kendilerine zulmeden o kavmin hali ne kadar kötüdür!

182 – Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.                                                                                                                                                  

183- Ayrıca ben onlara mühlet de veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk edişim pek çetindir.

……….

Ayet kelimesi, delil, işaret gibi anlamlara gelmekte. Bu çerçevede kitaptaki ayetler vardır, tabiattaki ayetler vardır, mucizeler vardır, yerine göre bu kelime anlam kazanır. Ve dikkat edilirse bu sıraladığımız ayetler içerisinde 157. ayetteki bir yeri büyük harflerle yazdık. Çünkü burası çok ciddi delil niteliği taşıyan bir yer. Mesele ise şu ki bu “Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları” ifadesi, zamanla görüldü ki, gayet araştırma, anlayış, görüş de gerektiriyormuş. Yine Kuran için “kendinden öncekileri doğrulayan” ifadesi geçer gayet ayetlerde. Bu da öyledir. Yani zor anlaşılan noktalar taşıyor buralar. Lakin burada mesele şu ki, bunlar net şekilde ifade edilmiş. Dolayısıyla bunun peşine düşülmesi gerekiyor. Bu, ayetlerin anlaşılması, onlardan gafil olunmaması meselesidir çünkü. Herhangi bir insanlara ilginçlik olsun gösterisi değil.

Mesela Ali İmran Suresi’nde şöyle denilir:
“Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve tevilini arzulamak için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir. (Ve ilimde derinleşenler..) İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.” (Ali İmran 7)

Dikkat edilirse burada bir sağlam bir de zor anlaşılan diye ikiye ayrılıyor gibi ayetler. İşte bu Kuran’ın Tevrat ve İncil’i içericiliği, düzelticiliği mevzusu da aşırı mesafeden, bilinmedik bir alan oluşundan vs müteşabih gibi görülebilir, üzerine düşme de fitne sanılabilir bu anlamda. Bu yüzden verdiğimiz ayet dizisine bir daha bakılsın ve şu farkedilsin; burada zor da anlaşılsa güç de görülse içinde pek çok yorumlar da olsa “muhkem” bir konudan bahsediyoruz. Ve üzerinde duruldukça da netleştiği görülüyor meselelerin. Burada mesele üzerinde durulması gereği olarak görülüyor açıkçası. Bundan kaçılması ise gaflete girer iyi düşünülürse..Bunu belirtmiş olalım.

Bir cevap yazın

*
= 3 + 6