Ayetlerde kalp ile akletmek meselesi

Kuran’da akletme, anlama işi, kalp ile ilişkilendirilir gayet. Mesela şöyle denilir:

Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır ama onunla kavramazlar; gözleri vardır ama onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır. (Araf 179)

Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun?.. Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur. (Hacc 46)

Ayrıca çeşitli ayetlerde gözlere perde, kulaklara ağırlık ve kalplere mühür’den bahsedilir. Anlamamalarının sebebi budur.

Peki “insan kafasındaki beyni ile düşünmez mi?” gibi bir soru düşünülebilir. Neden Kuran kalpten bahsediyor? Beri yandan; ayetlerde imanın kalpte oluşu, kalbin taşlaşması gibi anlatımlar var. Yani bağlılık, samimiyet, sevgi yeri olarak kalbin vurgulanması. Bu ise insanlık çapında böyle anlaşılan bir durum. Yani bir kişi çok samimiyse “kalpten davranıyor, kalbi temiz” gibi ifadelerle vurgulanır bu, “beyni temiz, kafası iyi” denilmez.

Hasılı velkelam; insanın düşünmesi, akletmesi, zihnin, aklın, beynin bir işi olarak hissediliyor ve düşünülüyor. İhlas, bağlılık, iyilik ise kalbin bir işi olarak düşünülüyor. Dolayısıyla Kuran’ın düşünme işini ısrarla kalple ilişkilendirmesi, düşünme ve akletmenin neyi beslemeye, neye güç vermeye yönelik olması gerektiğiyle ilgili bir yönlendirme denilebilir.

Beri yandan bu tarz bir yaklaşımı Tevrat metinlerinde de görüyoruz. Düşünmek ve anlayışla ilgili lebab diye bir kelimenin kullanılması sözkonusu. Bu kelime İbranice’de kalp anlamına geliyor. (bknz Yasanın Tekrarı 4:9, 39, 6:5-6, 11:18, 29:4, Yeşu 23:14, 1 Krallar 10:2, Eyüb 12:3 vb Bunların Türkçe tercümelerinde çoğu zaman akıl kelimesi geçiyor ama İngilizce tercümelerde kalp kelimesinin gayet geçtiği görülüyor. Yine, somut olarak “kalbi sıkıştı felç oldu” gibi direkt kalpten bahseden bölümlerde de lebab kelimesi var, bknz 1 Samuel 25:37, 2 Krallar 9: 24 vb Yani burada Kuran’la tam paralel bir kalp-akletme ilişkisi var.)

Mesela Kuran’la tam paralel şu kısma dikkat:

“Bu halkın yüreğini duygusuzlaştır.. Kulaklarını ağırlaştır, gözlerini kapat. Öyle ki, gözleri görmesin, kulakları duymasın, yürekleri anlamasın. Ve bana dönüp şifa bulmasınlar.” (Yeşaya 6: 10, ayrıca bknz Matta 13: 14-15)

Hasılı velkelam, burada açıkça “akletme-düşünme-anlama, imana, mühim şeylere dönük olmalı” mantığı var, “akletme, zihnin değil; kalbin işidir” mantığı değil. Buna dikkat..

Öte yandan, Kuran’da geçen elbab kelimesi de (lübb kelimesinin çoğulu) İbranice’deki lebab kelimesiyle paralel bir kelime ve “iç, öz” gibi bir anlama geliyor ve kalp için olduğu gibi akıl için kullanılıyor. Kuran’da ulul elbab-öz sahipleri, has akıl sahipleri şeklinde geçiyor. (Bakara 179, 197, 269 vb) Bu da tam bu çerçeveyi tamamlayıcı bir nokta.

Facebook Hesabımız Youtube Hesabımız