BAKARA BİR İNEK HİKAYESİ

Esirgeyen Bağışlayan Allahın adıyla..

Bilindiği gibi sure isimleri önemli ve kritik. Bakara suresine verilen bu isim de inek anlamına gelen bir kelime. Surede geçen kıssada, Yahudilerden bir inek kesmeleri istenir ama onlar işi yokuşa sürer (güya samimiyet adına) ve onlara açıklanır, tarif edilir, yine sorarlar, tarif edilir, en sonunda ineği keserler. Allah “neredeyse kesemeyeceklerdi” der. Burada tabii bir şey gösteriliyor bize, güya samimiyet adına işin yokuşa sürülmesi. İnsanlar istemedikleri bir şeyi yapmak zorunda kalınca bu duruma düşerler. Belki de katilin ortaya çıkmasını istemiyorlardı. İnek bir katilin bulunması için kesiliyor. İneği kesip bir parçasını cesede vurmalarını istiyor Allah, maktul o zaman dirilip katilin adını söylüyor.

Günümüzde de bir şeyi çok istiyormuş gibi yapan insanlar var. Mesela samimiyetsizlikten dert yanan, yok efendim Kuranı anlamaktan bahseden, İslamın galebesini arzulayan. Ama dikkat ediyorum bunlara bir fırsat düştüğü zaman da en hızlı kaçan adeta bunlar.

Bakara suresinde Müslümanlara da yapmaları gereken pek çok işten bahsedilir. Namaz, oruç, hacc gibi.. Ama bu inek örneğini aklımızın bir tarafında hep tutmalıyız demek ki, boşuna surenin adı olmadı. İşimize gelmeyen durumlarda gerçeğin ortaya çıkmasını istememek ya da güya samimiyyet adına işi yokuşa sürmek Yahudi özellikleriymiş. İyi biline..

Ve bu surede, bir yazıyla dile getirdiğimiz günümüze dair de çok mühim bir gerçek gizli. Savaşların insanlığı bilim ve teknoloji çağına getireceği gerçeği. Ve bu olumlu bir şey olarak gösteriliyor manen. Tabii daha önceki bir yazımızda belirttiğimiz bilim ve teknoloji çağının Allahın ne kadar üst bir akıl olduğunu Kurandan bakarak görmemize yaramasıyla anlam kazanıyor bu da. Yani işin içinde biraz da samimiyet var, meseleyi anlamaktan bahsediyorum.

Ve merak ediyorum bakalım anlaşılacak mı?.. Pek bir işaret yok da…

…………………………….

“BAKARA BİR İNEK HİKAYESİ” için 10 yanıt

  1. “Mısır kıt’ası, kumistan olan Sahrâ-yı Kebirin bir parçası olduğundan, Nil-i mübarekin feyziyle gayet mahsuldar bir tarla hükmüne geçtiğinden, o cehennem-nümun sahrâ komşuluğunda şöyle cennet-misal bir mevki-i mübarekin bulunması, felâhat ve ziraati, ahalisinde pek mergup bir surete getirmiş ve o sekenenin seciyesine öyle tesbit etmiş ki, ziraati kudsiye ve vasıta-i ziraat olan bakarı ve sevri mukaddes, belki mâbud derecesine çıkarmış. Hattâ, o zamandaki Mısır milleti, sevre, bakara, ibadet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler. İşte, o zamanda Benî İsrail dahi o kıt’ada neş’et ediyordu; ve o terbiyeden bir hisse aldıkları, “icl” meselesinden anlaşılıyor.

    İşte, Kur’ân-ı Hakîm, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın risaletiyle, o milletin seciyelerine girmiş ve istidatlarına işlemiş olan o bakarperestlik mefkûresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhiyle ifham ediyor. İşte şu hadise-i cüz’iye ile bir düstur-u küllîyi, her vakit, hem herkese gayet lüzumlu bir ders-i hikmet olduğunu, ulvî bir i’câz ile beyan eder.”
    Bediüzzaman,Yirminci Söz.

  2. el-Maverdî der ki: Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ya, onlara başka bir hay­vanı değil de bir inek boğazlamaları emrinin veriliş sebebi, onlann taptıkla­rı buzağının cinsinden olduğundan dolayıdır. Böylelikle onlann ta’zim etme­yi uygun gördükleri bir varlığın ne kadar önemsiz olduğunu onlara göster­mek ve bu emri yerine getirmek suretiyle kalplerinde buzağıya tapma duy­gusunun gerçek mahiyetini ortaya çıkarmak istemiştir. Bu, ineğin boğazlan­masının bir gerekçesi veya hikmeti olmakla birlikte; neden böyle bir emir ve­rilmiştir, şeklinde soru sorana cevap değildir. Ancak bunun hikmeti şudur: Allah maktul bir kimseyi canlı birisinin öldürülmesiyle diriltti.

    ………………………….

    Elmalılı da şöyle diyor: Samirî’nin icat ettiği buzağı olayı da bunun açıkça ipuçlarını verdiği gibi, Musa kavmi, o zamana kadar bakarayı mukaddes bir hayvan görüyor ve öyle kabul ediyorlardı. Bundan dolayı bakaranın kurban edilmesini, edilebilmesini tasavvur bile edemiyorlar, bunu akılları almıyordu. B öyle olması ise bu emrin onlara henüz Mısır’da iken ve Hz. Musa’nın peygamberliğinin ilk zamanlarında verilmiş olmasına işaret eder. Firavun kavmi olan putperest Mısırlıların Apis öküzüne taptıkları ve boğanın, bunların en yüksek mabutlarını temsil ettiği, tarihî rivayetlerden olduğuna göre, sığır kurban etmek, o zaman İsrailoğulları üzerinde şiddetle hakim olan Firavun kavminin taptığı tanrıları boğazlamak demek olacağı için, İsrailoğulları açısından Mısır’da iken, bir ihtilal anlamı taşıyan böyle müthiş b ir emir, elbette kolayca yerine getirilebilecek bir emir ve tasavvuru mümkün bir iş değildi. Mısır’dan çıktıktan sonra bile yine bu buzağı meselesinin dinden sapma ve dalalete alet edilmesinden anlaşılıyor ki, Musa kavmi henüz sığır kesilmesini içine sind i remeyecek bundan memnun olmayacak, bunun Allah tarafından bir hayır vesilesi olduğunu kolaylıkla anlayamayacak bir durumda bulunuyordu.

    ……………………………………………

    Seyyid Kutup ise hiç böyle bir şeyden bahsetmiyor. tam tersine bir cümlesinde sığırın eski yahudilerde de kurban olarak kesildiğini söylüyor. “Sığır eski yahudiler arasında da adet olduğu üzere kurban olarak kesiliyor ve bu kurbanın bir parçası aracılığı ile ölen adamın cesedine yeniden can geliyor.”

  3. İş tafsilaıyla şöyleymiş. İbn Abbas’dan ve diğer müfessirlerden rivayet edildiğine göre, İsrailoğullarından bir adam varis olmak için bir akrabasını öldürdü ve cesedini bir yol kavşağına attı. Sonra bunu Musa (a.s)’ya şikayet etti de, Mu­sa (a.s) katili bulmak için çalıştı. Katili ortaya çıkaramayınca onlar ona: “Bi­zim için bunu Rabbinden iste de katilin kim olduğunu bize açıklasın” dediler. Hz. Musa (a.s) Cenab-ı Allah’dan bunu sordu. Hak Teâla ona; Allah size mutlaka bir inek kesmenizi emre­diyor..” diye variyetti. İsrailoğullan buna hayret ettiler, her halden sonra so­rular sorarak kendilerine zorluk çıkarttılar ve ineğin sıfatlarını iyice öğrenmek istediler. Bütün sıfatları belli olunca da bu özellikleri taşıyan ineği ancak belli bir şahsın yanında bulabildiler.

    Adam ineğini ancak fiyatının kat kat üstünde bir fiyatla satıyordu. Onlar onu böylece satın aldılar ve kestiler. Musa (a.s) onlara, kesilen hayvanın bir uzvunu (parçasını) alıp, onunla öldürülmüş olan adama vurmalarını emretti. Onlar da bunu yapınca ölü diriliverdi ve kendisini öldürenin ismini onlara söy­ledi. Meğerse, katil, ilk defa şikayette bulunan kimse imiş. Onu kısas olarak öldürdüler.

    İbn Abbas (r.a)’dan şu rivayet edilmiştir: “Eğer onlar, diledikleri bir ineği kesselerdi, bu onlara yetecekti. Ancak onlar, kendileri aleyhine işi zorlaştırınca, Allah da onların mükellefiyetini şiddetlendirdi.”

    ……………………………………….

  4. bence bu kıssadaki işin hikmeti yahudilerin ineğe tapıyor oluşunda gizli değil. ineğe taptıklarına dair net bir bilgi yok, bu fazlasıyla yorum. mesele şu ki, yahudiler bu iş için inek kesilmesini mantıksız saçma buluyorlar ve görünüşte de öyle. halbuki Allahın emri olduğu için hikmetini düşünmeleri gerekirdi. çünkü inek kesilip üzerine vurulunca maktul canlanıyor kıssada. yani “kısasta hayat vardır” mantığı işleniyor. ve o da bakara suresinde geçen bir ayet ayrıca. “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki korunursunuz” Bakara 179
    nitekim katil de kısasla öldürülmüş. ama işin şu noktası önemli. Allahın emrinde hikmet arayacaklarına görünüşte işi abartıp bırakın hikmeti neredeyse işi yapamayacak duruma gelmeleri.

Bir cevap yazın

*
= 4 + 4