BİLMEK ÜZERİNE 2

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Öncelikle; ilk bölümde Descartes hakkında belirttiğimiz ruh-beden çelişkisi “duaite” bu şeylerin mahiyet farklılığına dair değildir, ruh ve beden iki ayrı gerçeklik, birbirinden tamamen farklı iki ayrı öz olarak düşünülüyor, o yüzden de ruha dair olan akılla bilinemez noktasına varılıyor. Basit bir ayrım değil yani, bunu belirtelim. Kant da mesela “ahlak akıl dışıdır” der bu yüzden. Ya da “saçma olduğu için inanıyorum” der.

Dikkat çeken nokta ise bu filozofların Gazali’den etkilenmiş olmasıdır. Evet, bu zahir batın ayrımı, bizde de sözkonusudur. Gazali’ye nisbet edilen “kocakarı imanıyla ölebilseydim” sözü bunun su yüzüne çıkan şeklidir.

Gerçekten de İslam tarihine baktığımızda ruh-beden ayrımına benzer “batın” diye bir alan oluşturulmuştur zaman içinde. Bilinemeyen, akla vurulmayan. Bu alan genişlemiş genişlemiş ve din, iman, adeta böyle bir şeye dönmüş nihayet.    

Halbuki bizde dualite değil, Tevhid var. Peki nereden çıkıyor bu ayrım? Elbette dünya hayatı-ahiret hayatı belli bir zıtlık taşır. Nefs ve iman da belli bir zıtlık taşır. Tevhid ise burada akıl üzerinden olmalı, akla değil “salt vahye” dayandırılan bir Tevhid ise ister istemez böyle bir ayrıma zorlar. Böyle bir alan oluşturulmasına zemin hazırlar. İslam filozofları mesela akla dayalı bir Tevhid arayışı içinde olmuşlar, İbni Sina’nın sudur teorisi gibi. Lakin bu teoriler, Kuran’ı, ayetleri oldukça zorluyor ve adeta bir “akıl-vahiy çelişkisi” sadır oluyor ve Gazali o yüzden o noktaya sapıyor. Ama o nokta da İbni Arabi’yi ve uydurmasyon bir mana alemini ortaya çıkarıyor.

Halbuki İslam filozofları, Madde/Bilgi-Kutsal Kitab uyumu çerçevesinde o teorilere gitmediler. Aristo Felsefesi-Kutsal Kitab uyumu çerçevesinde o noktalara gittiler. Aristo Felsefesi ise=akıl, bilgi değildir. Hatta mesela İbni Tufeyl’in “Hayy b. Yakzan” romanı; bir adada sırf aklıyla hakikate ulaşan birisinin daha sonra Kuran hakikatleriyle karşılaşması ve akılla vahyin tam bir uyum içinde olduğunu vurgular. Bknz

Günümüzde ise bilim oldukça gelişti, Madde/Bilgi/Akıl-Kutsal Kitab uyumu ortaya konulabilir ve bu çelişkiler aşılabilir. Artı; geçmişte belli bir sebebi olan “ifadeler” bugün o sebebi taşımıyor. Hatta bugün yapılması gerekenin önüne geçiyor, farkında olalım.

Velhasılı kelam, bilgi çelişikliği normal değildir, bilelim.

……………………………..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ