BİR SİNEMA ELEŞTİRİSİ-EN BÜYÜK YALAN

İnsan birisini iki saat pür dikkat izledikten sonra artık kendisi olamaz.

Üstelik bu kişi en artistik, en duygusal, en cesur hallerle arzı endam etmekteyse. Hayatı, izleyicinin hayallerinden çok öte somut bir gerçeklik olarak yaşanmakta ve yaşatılmaktaysa. Ki kişi kendisini bu boyutta hiç izlememiştir, kendisi bu boyutta meçhuldür. İzlediği ise ‘gerçek’tir. Her türlü fazlalıktan, sıradanlıktan arındırılmış hülasa bir hayattır.

Kendisi ise belki anne rahmindeki alaka, o an itibariyle..

Üstelik işi cazip kılmak için her türlü ekstra unsurlar devredeyse. Müzik, açılar, efektler vesaire. Başroldeki kişiyle ilgili bilinmesi gereken başka sahneler.. Tam bir hakikat boyutunda bir hayat neredeyse.

Kuranda dünya hayatıyla ilgili şu ayetler enteresandır mesela.

(Allah inkarcılara) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.

“Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor” derler.

Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz bilmiş olsaydınız! (Müminun 112-113-114)

İki üç saatlik bir sinema filmi aslında ne demektir bir daha düşünelim şimdi. Bir hakikat boyutundaki hayat iddiasıdır aslında değil mi?.. Ya da bir parça..

Ve böylesi bir empozeden sonra mutlaka..

bir yaşam tarzı, bir hayat görüşü, bir idol, bir bakış açısı o kişinin ruhuna kadar işler. Ve bir başka film bunu perçinler. Ve bir başka film..

İşte filmler öncelikle bu işe yarar. Ve romanlar, diziler.. Artistler.. Sonra bir bakmışsınız başkası olma kendin ol, özgürlük!.. adı altında kopya insanlar.

Sorulunca elbette filmin bir yönetmeni vardır ve bir senaryosu vardır. Ve film insanlar tarafından yapılmıştır vesaire. Ama izlerken ruh böylesine büyük bir empozeyi –çünkü ortalıkta adı konmamış bir hakikat iddiası vardır- hakikat olarak alır.

Bu belli bir derecede romanlar için de geçerlidir. Medyanın oluşturduğu atmosfer için de geçerlidir. Bütün bu atmosferlerin empozesi sonucu büyülenen insanların etrafta arzı endam etmesi için de geçerlidir. Adım adım hayalden gerçeğe(!).. Bakın iş ne kadar boyutlandı. Sonra da insanlar bir tuhaflaştı, sahteleşti, yapmacıklaştı.. Dünya gittikçe kötüye gidiyor falan diye yakınabilirsiniz tabii.

Yani geleneğin, filmi edebiyatı felsefeyi küçümseyen duruşu elzem gibi durmakta şimdi açıkçası. Eğer onların da masalları, menkıbeleri olmasaydı.. Batılı yok edecek bir Hakk (gerçek, doğru) noktasında olabilirdi gelenek ama olamadı.

Mehmet Akif’in şu dizeleri belki de elzem. ‘Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim / İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim’

Evet.. Böylesi bir iddiaya sahip insanlar bir şeyler üretmeli ya da insanlar böylesi iddialara prim vermeli derim en son. Yok öyle değilse kimse yapmacıklıktan, sahtelikten yakınmasın. İnanmam..

Bir cevap yazın

*
= 3 + 6