BİR TÜRLÜ KULLANILMAYAN DELİL MEVZUSU

 

Hz Muhammed (sav)’in Tevrat’ta geçen en net delili, “kardeşleri arasından senin gibi bir nebi çıkaracağım” delilidir.

Tevrat’ta Yasa’nın Tekrarı 18: 18-19 şöyledir:
(Ey Musa) ‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek.

Adıma/adımla konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.

Burada geçen “kardeşleri” ifadesi; Yahudiler İshakoğlu, Araplar İsmailoğlu olduğu ve bu ikisi kardeş olduğu için  “İsmailoğullarından” şeklinde anlamaya açıktır ve Tevrat’ta dahi bu şekilde kullanımı olan bir kelimedir. Şöyle ki:

İsmailoğulları Aşur`a doğru giderken Mısır sınırı yakınında, Havila ile Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşmişlerdi. [Yaratılış 25: 18]

Hasılı “İsmailoğulları olan Araplardan bir Peygamber” anlamı olabildiğince açık şekilde var Tevrat’ta. Dolayısıyla  “kardeşleri arasından” ifadesi, “kendilerinden değil” anlamında olmuş oluyor.

Öte yandan, Kuran’da da buna paralel, Peygamber’in “kendilerinden” olduğu vurgusu var gayet. Şöyle ki;

(İbrahim ve İsmail şöyle dua ettiler)“Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlar kıl; neslimizden de sana teslim olan bir ümmet.. Bize ibadet yerlerimizi, kurallarımızı göster. Tövbemizi kabul et; çünkü sen tövbeleri ziyadesiyle kabul edensin ve çok merhametlisin.”

‘Rabbimiz, içlerinde onlardan bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.’ [Bakara 128-129]

Nitekim içinizde sizden bir elçi gönderdik; âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti öğreten, size bilmediklerinizi öğreten (bir elçi).. [Bakara 151]

Andolsun ki Allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden bir elçi göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. [Ali İmran 164]

Andolsun size kendinizden öyle bir elçi gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatlidir; merhametlidir. [Tevbe 128]

Ümmîlere, onlardan bir elçi gönderen O’dur; Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten (bir elçi). Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.

Ve onlardan başkalarına ki henüz onlara katılmamışlardır. Odur üstün olan hüküm ve hikmet sahibi. [Cuma 2,3]

Dikkat edilirse bütün bu ayetlerde elçinin Tevrat’la paralel şekilde “onlardan” olduğu gayet ve gayet vurgulanıyor. Dolayısıyla tefsirlerde bu iş çok iyi vurgulanmalı, değil mi?

Baktığımız zaman ise şununla karşılaşıyoruz; adeta hiç vurgulanmıyor.. En azından bu sözkonusu ayetlerin tefsirinde, “kendilerinden” ifadesinin açıklanması sadedinde vs. vurgulandığını hiç görmedik. Bir de tabii her bir tefsire bakmadık, ama belli başlı tefsirlerde yok, gördüğümüz.

Beri yandan, Tevrat’taki “kardeşleri arasından bir peygamber göndereceğim” ifadesi, mübeşşirat sadedinde kimi tefsirlerde kullanılıyor. Mesela; Razi, Elmalılı, Menar Tefsiri, Muhammed Ali, Muhammed Esed, Mevdudi gibi isimler, Tevrat’taki bu ifadeyi kullanıyorlar ve “kardeşleri İsmailoğullarıdır” açıklamasını da yapıyorlar, ama bu sözkonusu ayetlerin tefsirinde bunu kullanmıyorlar. Garip ötesi bir durum yani.

Hatta bu tefsirlerden, gördüğümüz Elmalılı hariç, Kuran ayetleriyle Tevrat’taki sözkonusu ifade arasında direkt bir bağlantı da kurulmuyor hiç. Bir tek Elmalılı, Bakara 133’ün tefsirinde Tevrat’taki ifadeyi kullanıyor ve diyor ki; Hz Yakub’un oğulları, Hz İsmail’e de baba diyor ayete göre ve böylece “kardeşlik” mevzusu belirginleşiyor.

Elbette çeşitli izahlar var tefsirlerde peki ama bu belirttiğimiz açık noktayı adeta ısrarla görmeme mevzusu nedir? Herhalde işi körüklememe duygusu gibi bir şey bu. Zaten Tevrat ve İncil’in tefsirlerde direkt kullanımı bile çok geçtir. Denilebilir ki; onu da “soyut bir mübeşşirat” noktasında tutma duygusu var gayet. Lakin yakın zamanlarda Tevrat ve İncil’in kullanımı arttı, iş normalleşti denilebilir. Peki buradaki sorun nedir? Burada da işi delil noktasına iyi odaklamama gibi türlü sorunlar olduğu görülüyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 6

Youtube Hesabımız
Facebook Hesabımız