BİTMEYEN MESELE-KADER MESELESİ

Şu ara, daha doğrusu belki yüzyıldır kader mevzusu tartışılmakta. Temel mesele ise İslam aleminin geri kalması, zayıflaması vs.dir açıkça.

Mehmet Akif mesela mısralarıyla çokça isyan eden bir zat idi.

………..

Allah’a dayandım ” diye sen çıkma yataktan …
Mana-yı tevekkül bu mudur ? Hey gidi nadan !
Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu ;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu ?

…….

“Dünya koşuyor” söz mü ? Beraber koşacaktın ;
Heyhat , bütün azmi sen arkanda bıraktın !

…..

Müstakbeli bul , sen de koşanlarla bir ol da
Maziyi , fakat , yıkmaya kalkışma bu yolda

…………..

Bu sözlerde suçlanan bir “kader anlayışı” dikkat çeker. Ve irade pompalanması, kalk, uyan, diril vs. Günümüzde ise bu artık “kaderin imanın şartlarından olmadığı” gibi bir noktaya kadar geldi yer yer. Lakin, aklı maaşla mı hakikate ulaşacağız yahu? Biz de bunu soralım.

Öte yandan ise batının hakimiyeti arttı sadece bu söylemlerle. Demek ki yanlış tesbit, sonuç alınamyor. Dönüp dönüp aynı şeyi söylemenin manası ne?

Elbette tarih bize bir şeyler der. O duruma neden gelindi, ne yapılması lazım? noktası tesbit edilmeli (edilmeliydi) elbet. Lakin bu, “geçmişe toz kondurmadan” olacak bir şey değildir herhalde. (Ya da tozu dumana katarak) Çünkü hiçbir şey öyle bir anda olmaz. Özellikle “temel sebep” güçlü bir şekilde tesbit edilmeliydi. Lakin, bu mesele bugün bile fazlasıyla meseledir. En iyi ihtimalle sükut eden bir sürü kişi görürsünüz. Bknz 73 Fırak kategorisi

Çünkü en büyük meseleler en büyük zaferlerin gölgesinde kalmıştır maalesef.

Mesele ise nihayet aklı maaştır. İster kadercilik perdesi altında olsun, ister “hadi şunu yapacağız bunu yapacağız” şeklinde olsun.

NOT: Bu noktada aklı maaşla, ilkesel aklın bakış farkı şudur; ilkesel akıl “neden bu duruma düşüldü” diye bakar, aklı maaş “nasıl çıkacağız” diye.. Ve tarih bize şunu gösteriyor ki aradaki fark gittikçe daha hayati olmakta.

Bir cevap yazın

*
= 5 + 6