BOŞ SÖZ VE DOLU SÖZ MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Dilimizde felsefe yapma, edebiyat yapma gibi ifadeler vardır. Bu bir nevi boş konuşma demektir. Öte yandan cennette boş sözün olmayacağı belirtilir ayetlerde. Şöyle ki;

Orada ne boş söz, ne yalan işitirler. [Nebe 35]

Orada kadeh kaldırırlar. Ne boş söz ne de günaha sokan söz vardır orada. [Tur 23]

Orada boş söz işitmeyecekler, ancak selam (sözünü duyacaklar) ve sabah akşam, rızıkları gelecek onlara. [Meryem 62]

Öte yandan dünyada da boş sözden kaçınma gayet vurgulanır. Örneğin şöyle denir: (Müminler) Boş sözden de yüz çevirirler.. [Müminun 3]

Peki boş söz nedir? “Teorik olan şey” midir boş? Ondan bahis midir boş söz?

Mesela karıncalardan on saat bahsetsek bu dolu mudur? Yemek tarifleri, dünya tarihi, gündemler, şurada şu olmuş burada bu olmuş dolu mudur? Nasıl zengin olacağız çok mu doludur? Yoksa boş söz, oyalayıcı, zaman geçirtici söz müdür? Elbette başta hayal, evham, oyun ve lakırdı, ama yoğunluğuna göre herşey olabilir..Ve asıl gerçeği örtücü.. Allah’ı, ahreti, Kitabı.. Dikkat edilirse bunlar haktır, lakin bizim açımızdan teoriktir. Çünkü gözümüzle değil, aklımızla görürüz ille de.. Bu yüzden de bahis gerekir.

Mesela şöyle bir hadis vardır:  İmran bin Husayn şöyle demiştir: Peryamber’in yanına girerken devemi kapıya bırakmıştım. Nebî (sav)’e Temîm oğullarından bir cemâat gelmişti. Onlara: “Ey Temîm oğulları! Müjdeyi kabul edin” dedi. Bedevîler: “Bizi müjdeledin, şimdi bize (Beytü`l-malden dünyâlık) ver!” dediler. Resûlullah`ın bunlara eseflenerek sîmâsı değişti. (Hayber`in fethi sırasında da) Yemen halkı da geldi. Resûlullah onlara: ” Ey Yemenliler! Madem Temîm oğulları, kabûl etmek istemediler, müjdeyi siz kabul edin!” buyurdu. Yemenli Eşarîler de: “Kabûl ettik ya Resülellah” dediler, “zaten din hususunda anlayış kazanmak ve sana bu işin evvelinde ne olduğunu sormak için geldik”.  Dedi ki: “Allah vardı ve Allah’tan başka birşey yoktu. Allah’ın Arş’ı su üzerinde bulunuyordu. Allah herşeyi zikrde yazdı. Gökleri ve Yer’i yarattı”  Rasûlullah bunları söylediği sırada birisi: “Ey Husayn oğlu, deven kaçtı” diye nida etti. Ben hemen arkasından gittim. Bir de baktım ki, devemin berisindeki serâb onunla aramızı kesiyor. Vallahi ben pek arzu ederdim ki, keşke deveyi terketmiş olaydım. [Buhari-Tevhid 22]

Yine buyurulur ki; “Şu Kuran’la ahitleşiniz. Muhammed’in canını kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Kuran’ın (hafızadan) çıkıp kaçması, bağlı devenin ipinden boşanıp kaçmasından daha hızlıdır.” [Buhârî, Fazâilü’l-Kur’ân 23]

Denilir ki: “İki hasletten başkasında gıpta etmek yoktur: Biri o kim­sedir ki, Allah ona Kur’ân ilmi vermiş, o da gecenin saatlerinde ve gündüz zamanlarında Kur’ân ‘ı okur durur. Onu işiten kimse de ‘Keski Fulân kimseye verildiği gibi bana da Kur’ân ilmi verilseydi, elbette ben de onun yapmakta olduğu gibi yapardım’ der, İkincisi de şu kimsedir ki, Allah ona mal vermiştir, o da malını hakk yolunda sarfetmektedir. Onu gören kimse de ‘Keski şu zâta verilen mal gibi bana da verilseydi de onun hayır işlemekte olduğu gibi elbette ben de işleseydim’ der” [Buhari-Temenni 5]

 Ayette ise şöyle buyurulur: Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerdekine şifa, inananlara hidayet ve rahmet geldi. De ki: “Ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.” [Yunus 57-58]

Yine “Onu iyice düşünmezler mi, yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var” [Muhammed 24] denilir.

Beri yandan, hayat dinamik ve pratik, akış hızlı, hakikat miras olarak geliyor ve rakipler çok. Bir din anlayışı ötekini rakip olarak görüyor misal, dolayısıyla kendi üzerine toz kondurmaması lazım, en iyisi bu olmalı vs. Hakeza milletler böyle, taifeler böyle ve kişiler böyle.. Bu da işleri “üzerinde fazla düşünülmemesi gereken” bir şey yapıyor. Velakin Kitab da Levhi Mahfuzdan ve zaman geçmiş, bir öz eleştiri ve ulaşılan manalar söz konusu. İşte buna da “boş” diyen çok olabilir hasıl. Diliyle ya da haliyle.. Çünkü boş söz, sonucu olmayan söz de demek. Bunun da görünüşte sonuç alması çok zor. Fakat çok büyük bir sonuçsa bu? Hem iman ferdin imanı değil mi, bunu sağlıyorsa zorluğu ne?! Lakin ona zaten herkes sahip (!)

Buradaki en büyük bir sorun şu görülüyor ki; “kitlesel dindarlık”ta aklı maaşçılık çabuk yerleşmektedir. Çünkü hakikat işi hemen halledilmiştir. Üç beş madde, kabul ettim dedin bitti. Hatta kabul ettim demene de gerek yok, ağzınla direkt reddedene kadar kabul edenlerdensin. Hatta o bile şüpheli, iki aidiyetle “yine de sayılırsın” vs. Antiparantez, aklı maaş, dünyevi akıldır, menfaatçilik ve işgüzarlıklardır ve şunu bilmeli ki; akıl, ilkelerle ve hakikatle dolmadığı zaman gördükleriyle ve çabuk ilgilerle dolar. Bunlar ise güçlü olan kazanır, uyanık olan yürür gibi şeylerdir. Ve siz o ya da bu sebeple hakikatle meşgaleyi keserseniz iş hemen buna döner. Sonra çıta düşürülür, iyice aşağı çekilir vs. Nefsler ayrı, bir de şeytan var tabii, sırf buna uğraşan. O yüzden boş söz tarifinden önce dolu iş tanımı netleşmeli, yoksa ona sıra gelmeyecektir. Bu da Kitab’ı iyice anlama noktasındaki ciddi meşguliyettir. Ve sadece fi tarihinde gelen Kitab’ı değil, Levhi Mahfuz’dan gelen Kitabı.. Açıkçası, Kitab’ın yeni anlaşılan boyutları ve hayat şunu gösteriyor ki;  Kitaba iman vardır, bir de “Levhi Mahfuzdan gelen Kitaba iman” vardır. Peki bu olmazsa öteki ne olur? Bilemem. Fakat, farkında olmalı. Çünkü hakikatin boşu boşuna derinlikler, üstlükler içermediği açıktır.  

…………….

Bir cevap yazın

*
= 5 + 8