BURUC VE TARIK SURESİ ARASINDAKİ TENASÜB

Günümüzde gayet meşhur olan, Tarık kelimesinin tak tak eden anlamına geldiği ve bu bakımdan pulsarlara işaret ettiği bilgisi doğru ve isabetli. Ancak başka ve güçlü bir anlam da var. Öncelikle Elmalılı der ki; “Tarık, aslında “tark” kökünden ism-i fâildir. Tark, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Bu asıl mânâsından genişletilerek bunun gerektirdiği birçok mânâda kullanılmıştır. “Çekiç” ve “çomak” mânâsına “mıtraka” bu köktendir. Yol mânâsına gelen “tarîk” da bundan türetilmiştir. Zira yolcular ona ayak vururlar. Buna göre “târîk”, esasen “tokmak vurur gibi şiddetle vuran” demek olduğu halde sonra ayak vurmak, yol tepmek mânâsıyla lügat örfünde yola giden yolcuya isim olmuş ve bu mânâda yaygın şekilde kullanılarak hakikat olmuştur. Sonra “gece gelen” mânâsında özelleşmiştir ki geceleyin gelip kapı çalan veya gönül hoplatan ziyaretçi mânâsını ifade eder. Mastarı “tark” ve “turuk”tur. Sonra bu mânâdan genişletilerek her ne olursa olsun geceleyin ortaya çıkıp göze, gönüle çarpan her şeye, hatta hayalî görüntülere dahi târık denilmiştir.”

Yani “gece gelen” anlamı da var Tarık’ın. Onu belirten bir başka sıfat ise “delen yıldız” (bknz Tarık 3) olması. Bu ifade ise öncelikle en parlak yıldıza yaraşır. Gökteki en parlak yıldız ise Sirius yani Şira yıldızıdır. Kuran’da ismen geçen tek yıldız. (bknz Necm 49) Dolayısıyla bu o olabilir. Bir başka dikkat çeken, Kuran’da Buruc (Burçlar) Suresi’nden sonra Tarık Suresi gelir. Gökte de Oryon takımyıldızından sonra Sirius doğar. Adeta onu “takip eder” Bunlar çarpıcı uyumlar.

Saniyen; Buruc Suresi gayet enteresan bir suredir. Çünkü müdhiş ters bir hadiseden bahsetmektedir ama vurguları çok incedir. Surenin sonunda da Kuran’ın Levhi Mahfuzdanlığı belirtilir. Levhi Mahfuz ise adeta herkesin cezasını gördüğü, mükafatını aldığı bir boyut. Anlatım işte bu boyuttadır.

Suredeki incelikler ise şöyle; bir defa “şahit olan ve şahit olunana” yemin edilmekte. Ve bunun ne olduğuna dair bir işaret yok. İlk gidebileceği yer ise aslında bahsedilen hadisedir. Ama konu hakkındaki onlarca tefsir genelde başka şeylerden bahsediyor. Çünkü konuya götürülmesi gayet zorlu bunun. Sonra “Ashabı Uhdud (hendeği yapanlar) kahrolsun” şeklindeki ayet, “Ashabı Uhdud (hendeğe atılanlar) öldürüldü” şeklinde de anlaşılabilecek bir ayettir. Bu da lanetin sebebini gösteriyor çok incelikle. Öte yandan öyle anlaşılamaz, çünkü sonraki ayette “yakıtlı ateşin (ashabı)” deniliyor. Böylesi bir anlatım yapanların kötülüğünü vurgulamalı, yapanlara döndürülmeli.. Ama çok ince tabii. Sonra çeşitli tefsirlerde “bu kişilerin kendileri hendeğin ateşine düştü” deniliyor ama ayetlerde buna dair bir şey pek yok. Ayette öbür dünyadaki durumlar belirtiyor. Ama “cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır” kısmının bu dünyada da ateşe tutulduklarına işaret olduğu söyleniyor. Suredeki vurgulardan dolayı bir ihtimal denilebilir. Ama gayet ince.  Bir diğer dikkat çeken hadise ise Buruc Suresi’nden sonra Tarık Suresi geliyor, Tarık Suresi’nde ise “her nefsin üzerinde bir gözetici” olduğu belirtiliyor. Yani Buruc Suresi’ndeki “şahit” kısmı buna gidebilir. “Şahit olunan” da hendeğe atılanlardır. Peki atanlara da şahit olunmuyor mu?.. Burada yemin olduğu için iş ona götürülemez. Nasıl ki “ashabı uhdud öldürüldü, kahrolsun” şeklinde iki türlü anlaşılabiliyor ama biri seçiliyorsa bu da öyledir. İnceliklere dikkat vesselam. Elbette şahid Allah, şahid olunan müminlerdir de denilebilir ama surede genel şahidlik kafirler üzerine gittiği için anlamı dediğimiz şekilde düşünmek daha doğru gibi.. İnşaAllah yeterince doğru görebilmişizdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

Youtube Hesabımız
Facebook Hesabımız