COOLLUK DİNİ ÜZERİNE

Cool kelimesi soğuk demek. Duygularını belli etmeyen manken tipi duruşlar için kullanılıyor. Modern, batılı bir durum.

Lakin kelime anlamından gidersek doğu için de şaşırtıcı derecede söz konusu olduğunu göreceğiz bunun. Çünkü doğulu insan için de duygularını belli etmeme (başka türlü gözükme) pek çok noktada fazlasıyla bir realite. Belki şöyle diyebiliriz birinin beni yalan birinin bizi..

Peki neden coolluk dini dedik, hemen meseleye girelim. Çünkü gördüğümüz kadarıyla bu doğulu ve batılı coolluk -neyse- çok belirleyici, neredeyse bir din. Bu yüzden zaten din tabirini kullandık. Bir diğer ve asıl mesele ise; açıkçası bunun sadece sosyal alemde değil sanal alemde bile fazlasıyla söz konusu olduğunu görmek beni şaşırttı. Ve bu yazıyı yazmaya itti. Çünkü hastalığın öze sirayet ettiğini gösteriyor ki bu, din dememizin asıl sebebi de budur.

Öte yandan coolluğun batıda kibir doğuda ise utangaçlık ya da ufak tefek hesaplar (ya da düpedüz kibir yine) diyebileceğimiz şeylerden kaynaklandığı iddia edilebilir. Ama ben bu konu üzerinde durmayacağım; çünkü bence bu ayrım pratikte, sonuçta önemli değil. Duyguların belli edilmemesi güvensizliği, güvensizlik de duyguların belli edilmemesini körüklüyor. Buna göre mantıklar kuruluyor ve gittikçe bir taşlaşma söz konusu çünkü, gerçek bu. Öyle ya da böyle.. Sahtelik.. Ve mesele şu; Peki nasıl çıkılacak buradan. Güven ön plana alındığı için kurumlar ya da kurumsal kişilikler ön plana çıkıyor, meşruiyet.. Bu ise güvensizliğin asıl kaynağı belki de. Çünkü hep üçüncü kişiler söz konusu. Ve mesela kurumlarda samimiyet asgari düzeyde olur. Ya da doğası gereği yapmacık, hesaplı olur. Devletten şefkat, ilgi bekleme olayı mesela, ya da bir meşhurdan selam.. Batıda papaz ya da psikoloğa sığınılıyor. Hatta markalar, ürünler.. Oradan gelen sempatiler, okşamalar.. Sanat, edebiyat, sinema. Artistler.. Bütün bunlar ise dönüyor dolaşıyor ve coolluğumuzu arttıran şeyler oluyor reelde.

Gelelim işin aslına şimdi. Coolluğun temel sebebi acziyetini, zafiyetini gizleme dürtüsüdür. Ve tabii olası-olabilesi bir acziyet, zaafiyet durumu ya da olanın ortaya çıkması ihtimali korkusu.. Kendini olduğundan daha iyi, daha bilgili, daha imanlı, daha dirayetli, iradeli, güçlü vs gösterme dürtüsü kısaca. Yani imaj.. Bunun sebebi de tabii ki aklı maaş. Aklı maad noktasındaki kişi bu duruma düşmez. Ya da bu durum onun gerçeği değildir, arızidir. Pratikte aklı maad iddiasında bulunan bazı insanların da bu duruma düştüğünü görmemiz bizi yanıltmasın. O, demin belirttiğimiz olduğundan daha imanlı gözükme anlamındaki coolluktur.

O yüzden şuna çok dikkat etmek lazım velhasıl, başkalarının bizim için ne düşündüğü bizim için ne kadar önemli. Hayatımızın gerçeği bu olmamalı. Ve şuna dikkat, birisine gerçeği söyledikçe size yaklaşıyor mu yoksa sizden uzaklaşıyor mu?.. Bazısı sırf bunun için ayet hadis dışında akıl mantığı önemsemez mesela. Ya da geçmişte yaşamış (bugün de olabilir) bazı alimlerin yorumları dışında. Eee direkt ayet inmemiştir hakkında sonuçta. Alimler ondan bahsetmez. Akıl, mantık dediğin ise zaten Ediyle Büdüdür. Bazısı ayetle ayeti örter vesaire..

Şimdi çok somut bir örnek verelim. Nisa 59. ayeti herkes bilir. Çünkü çokça söylenmiş, vurgulanmıştır.

Ayete dikkat..

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de… (Nisa 59)

Lakin bunun zemini öncülü olan bir önceki ayet bilinmez, açıkçası gerçek hayatta da önemsenmez.

Dikkat..

Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür. (Nisa 58)

İşte aklı maaşla aklı maad arasındaki fark..

Kısırdöngüden çıkmanın ve gerçek bir hayat yaşamanın tek yolu var. O da hakikate odaklanmadır. Akıl.. Bu dünyayı aşan akıl. Tıpkı olması gerektiği gibi.. Bu ise öyle akmaz kokmaz bir şey değildir tabii. Çetin bir mücadeledir. Ayet ve hadislere gelince; onlar işte insanı bu anlamda rotada tutmak, önünü göstermek içindir, yoksa seni götüren şey özündeki hakikat aşkıdır.

Ve sanmayın ki akıl-duygu zıtlığı vardır. O aklı maaş için söz konusu. İmanı ve onun güzelliklerini kalbimize yerleştirecek olan aklı maadtır.

Şu hadisi bir de bu çerçevede düşünmenizi öneririm şimdi.

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız”

Bir cevap yazın

*
= 3 + 0