DİN VE BİLİM 3 (SON)

İslam Medeniyetinin bilimle çatışmadığını açıklamaya çalıştık ilk iki bölümde.. Peki ama bu çatışma nedir ve nereden çıkmaktadır?. Son olarak bu meseleye değinmeye çalışalım. Bilindiği gibi din-bilim çatışması denilen şey Rönesans ve Reform denilen dönemlerde ortaya çıkmış.

Meşhur gökbilimci Galileo

Bundan önceki döneme ise skolastik denilmekte. Skol yani okul, ezberci dikte edici eğitim ve zihniyet.. Merkezde ise “kilise” dediğimiz Tanrı otoritesini temsil eden kurum var. Mutlak otorite.. Peki Rönesans ve Reform nasıl gerçekleşti, temel dinamikleri ne idi.. Ezberci yaklaşım bunun Eski Yunan eserleri ve medeniyeti ile olduğunu söylüyor. Sanki Eski Yunan yerin dibine girmişti de birden geri geldi. Bu bir derece olsa bile.. Asıl öne çıkan gerçeklik nedir diye baktığımızda; karşımıza Galile, Kopernik gibi isimler çıkıyor. Yani burada sözkonusu olan felsefe değil, bilim. Dünyanın yuvarlak oluşu, kendi ekseni etrafında ve güneşin etrafında dönmesi vs.. Bunun ise Antik Yunan’la falan bir alakası yok, bunlar olsa olsa İslam bilim adamlarından alınan bilgiler.. Ya da “etkilenmeler” en hafif tabiriyle.. Ki kilisenin de Eski Yunan’la değil İslam’la ciddi bir meselesi var o dönemleri düşündüğümüzde. Arapça eserlerin yasaklanması vs. Eski Yunan’ın değil İslam’ın üstünlüğünün örtülmesi noktasında anlamlı.. Sonuçta İslam Medeniyeti, Eski Yunan’ın mirasçısı vs değil başlı başına bir medeniyet, bunun altını çizelim.. Ama bu nokta ısrarla çarpıtılmıştır.
İkinci olarak;Batıda yaşanan din-bilim çatışması, “bilim adam”larının tamamen din düşmanı olmalarına ve bu bağlamda İslam’ın da İslam medeniyetinin de hakkını teslim etmemelerine sebep oldu kanımızca. Sonra ise tabiatı, elde edilmesi gereken bakire bir kız olarak gören bir anlayışa yönelindi. Nitekim bu zihniyet o sıralarda hız kazanan sömürgecilik zihniyetiyle de bütünleşiyor.. İslam medeniyeti, Endülüs’ün bitirilmesi ile Avrupa’dan silinip atılmış ama kitaplar vs yoluyla etkilenmeler –buna da bir tür yağma diyelim- daha yüzyıllar boyunca sürmüştür.

262px-Henry-VIII-kingofengland_1491-1547
Kral VIII. Henry

Reform hareketine gelince.. Bu da Hristiyanlığın kendini yenilemesi olarak lanse edilir. Halbuki baktığımız zaman pragmatizmden başka bir şey değildir. Hristiyanlığın en yanlış tarafı olan, Kur’an’da en çok eleştirilen, “Hz İsa’ya Tanrı’nın oğlu” denilmesi hiç hedef alınmamış, buna devam edilmiş.. zaten çok zedelenen kilise otoritesi daha çok hedef alınmıştır. Din mevcut dünyaya realize edilmiş, kilise kalkmış ama adeta herkes kilise kesilmiştir. Neyi nasıl yorumlarsan olayı.. Tabii bu da ferdiyetçilik, milliyetçilik gibi olgulara ivme kazandırdı. Nitekim Protestanlık adeta devletler prensler eliyle yayılmıştır. İngiltere kralı sırf karısından boşanabilmek için Protestanlığı resmi mezhep yapmıştır örnek olarak…Katolik mezhebinde boşanma yoktu çünkü.. Bu sürecin iyi tarafları olmakla birlikte temel yanlışlığın devam etmesi kötü tarafları gittikçe öne çıkarmıştır.
Peki bütün bunlardan sonra günümüzde neyin kavgası yapılmaktadır. Acaba İslam’ı mevcut dünyaya realize etmeye mi geldi sıra.. Öte yandan bizde de ısrarla İslam’ı batıya tebliğ etmeme problemi var sanki. Proyestanlık tartışması yaşanırken işe hiç giriş tapamadık, hatta Kanuni’nin protestan Martin Luther’i  katolikliğe karşı el atından desteklediği söylenir. Bu işin çapı boyu nedir meçhul tabii, ama direkt İslam’a tebliğ hesabedilmeliydi..

Mesela günümüzde dahi, bu iş çok uzaktır.Örneğin; 1984 yılında Avrupa`nın 114 kilisesi toplanıyor ve Hz. Muhammed`in (asm) peygamberlik kriterlerine uyup uymadığı tartışılıyor, bunun için öne sürdükleri altı kriterin aynen Hz. Muhammed`de de (asm) bulunduğu görülüyor. Sonunda 114 kilise, müştereken Hz. Muhammed`in (asm) peygamber olduğunu açıklıyor.
Olayı anlatan Hollandalı Protestan papaz Dr. Slomp bu kararı Hollandaca, İngilizce ve Fransızca birer kitap halinde yayınlıyor. Ne var ki bu çok önemli nokta İslâm âleminde gerekli yankıyı bulmuyor. Konuyla ilgili üzüntüsünü Dr. Slomp, `Müslümanlardan alkış bekliyorduk, ama kimseden bir tepki almadık` tarzında dile getirmekten kendini alamıyor.

Meşhur teolog Hans Küng`ün de ünlü İslâm Kitabı`nda, `Biz Müslümanların, Yunan felsefesinin etkisi altında şekillenen teslis akidesine gelmesini mi bekleyeceğiz? Neden Muhammed(asm), bu fasit felsefeyi tashih eden ve İncil ve Tevrat`ta anlatılan, beklenen peygamber olmasın` diyor. Tolstoy zaten meşhurdur, Goethe’nin gizli müslüman olduğu söylenir. Belki daha nicesi var. Fakat acaba neden böyle hüdayı nabit türünden oldu bu işler.

 

Bir cevap yazın

*
= 3 + 7