EKİN BENZETMESİ, FETİH SURESİ 29. AYETİN TEFSİRİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

İmanın karakteristiğinde genel meyil, manaya dönüklüktür. Bunun en büyük sebebi, Allah Teala’nın görülmemesi, akletmeyle farkedilmesi, insanın unutklanlığı ve dünyeviliğin çabuk yayılmasıdır. Buradaki tehlikelerden biri de dini, ağırlıklı olarak “dünyada iyi yaşamamız için gönderilen kurallar bütünü olarak görme”dir. Elbette işin bu yönü var, fakat din hakikati açıklamaktadır. Öyle ki bin yıl beklemiş hakikatleri açıklamıştır. Öyle ki bin yıl sonra iyice anlaşılmaya başlanmıştır. Kuran’ın Tevrat ve İncil’i düzelticiliği boyutlarını farkedersek bu böyle. Hatta bunda geri kalındığı için bugüne gelindi de denilebilir.. Hatta bu noktada ileri gidilince çıkılabilir de diyebiliriz. Hele de bir bilgi ve iletişim çağında.. Bu noktalar açık, çünkü bir diriliş gerekiyor ve Kitab’ın iyice anlaşılması noktasındaki ciddi bir potansiyel, bu işte ilk sırada gelir. Bunları görmezsek işin ruhunu iyi alamayız. Elbette bir Yaratan’ın varlığını kabul, adeten de olsa emir ve yasaklarını yerine getirme gibi konular da mühim, fakat O’nun genel muradını görmeye çalışma ve bu doğrultuda olmak da hayati. Sonuçta hak dava diye bir şey var. Onun ne olduğu, neyi öncelediği noktası da çalışmalar kadar önemli. Özellikle de işin karıştığı zamanlarda. Mesela Hz İsa böyle bir zamanda gelmişti ve bizim için de örnektir. Onun neredeyse bütün sözleri imanın önemi hakkındadır. Mesela şöyle demiştir:

“Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi. Kimi, toprağı az, kayalık yerlere düştü; toprak derin olmadığından hemen filizlendi. Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler. Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu. Kimi ise iyi toprağa düştü. Bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı da otuz kat ürün verdi. (Matta 13: 3-8)
Kim göksel egemenlikle ilgili sözü işitir de anlamazsa, kötü olan gelir, onun yüreğine ekileni söker götürür. Yol kenarına ekilen tohum işte budur. Kayalık yerlere ekilen ise işittiği sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadığı için ancak bir süre dayanan kişidir. Böyle biri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşer. Dikenler arasında ekilen de şudur: Sözü işitir, ama dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve ürün vermesini engeller. İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.” (Matta 13: 19-23)

Öte yandan, Kuran’ın İncil’i doğrulayıcılığı anlamında, Fetih 29. ayette, İncil’de tohum benzetmesi olduğu belirtilir. Antiparantez, ayetten hem Tevrat ve hem İncil’de bu benzetme olduğu anlamı da çıkabilir, ki böyle diyenler vardır. Fakat İncil kısmı açık. Olduğu söylenen ve olduğu görülen benzetme şöyledir:

“Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir.”

Yine İncil’deki benzetmede geçen şeytanın tohumu söküp götürmesi vs gibi konular paralelinde de şu ayetler var:

“Her kim Rahman’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.

Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: “Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!” der.” (Zuhruf 36-38)

Ki zaten Kuran, sağırlık körlük eleştirisi, akletme vurgusu ile dolu. Fakat bir odaklama da gerekiyor, çünkü tam o boyuta geçilemiyor bir türlü.

İşte bütün bu çerçevede şu nokta zahir ki; anlama, işin çok asli bir unsuru. Kitab ise -yine belirtelim- tam da böyle dikkat gerektiren bir potansiyel ve bir mana alanı taşıyor. Bu işin sonu açık olmalı; “Kitaba yönel ve çık” Tabii iş aşırı derecede beklediğinden; bir alışkanlık kesbedilmesi, gayet derinlikler taşıdığından; işin biraz netleşmesi gibi konular da var. Fakat dünyacılığın ya da yüzeysel güne ilişkin oluşun da haddi hesabı yok. Onun için buna bahaneler bulma değil buna yönelişin gereği üzerinde durulmalı gayet.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 5

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ