GARANİK MESELESİ, HAC SURESİ 52. AYETİN TEFSİRİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Tarihte garanik adıyla maruf, anlatılan bir hadise var. Buna göre;  Hz. Peygamber, güya, müşriklerin gönlünü İslâm’a ısındırmayı arzu ettiği bir sırada, şeytanın telkiniyle Necm Suresinde geçen “Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza’yı. Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat’ı?” (Necm 19-20) ayetlerinden sonra “Tilke’l-ğarânik’elûlâ ve inne şefâ‘atehünne letercâ: bunlar yüce tanrıçalardır ve onların şefaati muhakkak beklenmelidir.” demiş, sonra sureyi tamamlayıp secde etmiş, oradaki müslüman müşrik herkes de secde etmiş. Hatta haber Habeşistan’a “Kureyş müslüman oldu” diye gitmiş, oradaki muhacirlerden bazıları geri dönmüş vs. İşte bu anlatıları Kuran’daki Hac 52. ayetle de destekliyorlar. Ayet şöyledir:   (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir nebi göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna karıştırmasın. Fakat Allah şeytanın karıştırdığını  giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah pek bilendir, çok hikmet sahibidir. (Hac 52)  Denilmekte ki işte şeytanın kattığı şey bu bahsedilen şeydir ve Allah onu kaldırmıştır.

Tabii bu yüzeysel olarak işe uyan, fakat bütünde kırk yere uymayan bir anlatı. Bir defa “ayetlere bir şey katsaydı, şah damarını koparırdık” diyor başka ayette. (bknz Hakka 44-47) Bu ise bırakın katmayı düpedüz tersini iddia etmek.. Ki böyle tersini iddia etse Kureyş sabah akşam bunu dillendirirdi, peşine düşerdi, nerede buna dair bir vakıa?  Böyle neresinden baksanız dökülen bir rivayet. Yine mesela Razi der ki: Necm Suresi’nde “Kendi hevasından söylemez o. O, kendisine ilkâ edilegelen bir vahyden başkası değildir” (Necm, 3-4) deniliyor. Binâenaleyh şayet Hz. Peygamber (s.a.s) bu ayetin hemen peşinden, “O putlar, yüce kuğulardır” sözünü söylemiş olsaydı, o zaman o anda, Cenâb-ı Hak yalancı olmuş olurdu ki iddia eden hiçbir müslüman yoktur.

Fakat bazı kaynaklarda geçtiği için şimdi malzeme eden de çok. Bunun en temel sebebi de kanımız, rivayetin, Hac 52. ayeti bir şekilde açıklar görünmesi. Rivayetçilikte insan bazen çözüme o kadar odaklanır ki, onun yıktığı şeyleri görmez, sadece çözdüğü noktayı görür. İkincisi; Peygamberimizin Necm Suresini okuduğunda müslüman müşrik herkesin secde ettiğine dair sahih rivayetler de var. Fakat niye secde ettikleri belirtilmiyor. Denilmekte ki Necm Suresi’ndeki secde ayeti, ilk gelen secde ayetiydi. Buhari’de şöyle geçer:

İbn Abbâs (R): Peygamber (S) en-Necm Sûresi’nde secde etti. Ve O’nunla birlikte müslümânlar, müşrikler, bütün cinn ve ins de secde ettiler, demiştir. 

Abdullah ibn Mes’ûd (R): İçinde secde âyeti inen ilk sûre Ve’n-Necmi Sûresi’dir, demiştir. Yine Abdullah ibn Mes’ûd şöyle demiştir: Rasûlullah (S) bu sû­reyi okuduğunda secde etti, O’nunla beraber arkasında bulunan kim­seler de secde ettiler. Yalnız bir adam secde etmedi. Ben onu bir avuç toprak alıp da onun üzerine secde ettiğini gördüm. Bu hâdiseden sonra ben o adamı Bedir’de kâfir olarak öldürülmüş gördüm. O, Umeyye ibnu Haleftir. (Buhari, Tefsir 289) 

Hasılı bu rivayeti de “dolduran” bir tarafı var garanik kıssasının. Yani “çözücü” tarafı çok gibi.

Burada biraz spekülasyon yapmak gerekiyor.. Bir defa şunu bilelim ki, Kuran’da Mekke müşriklerinin putlarının adı hiç geçmez. Bir tek bu Necm Suresi’nde “gördünüz mü latı, uzzayı ve üçüncüleri olan menatı” şeklinde geçer. Ve denilebilir ki müşrikler heyecana kapılıp adeta taviz almışcasına bir havaya kapılmış olabilirler bu bağlamda. Yani sadece bu kısmını “duymuş” olabilirler ayetlerin.. Malum ki açlık biraz buğuyu vaha gösterir. Onlar da tabiri caizse  bu durumdaydı. İşte bu hava içinde oradaki herkesin secdeye kapanması hadisesi olmuş olabilir.

Hac 52. ayetin tefsirine gelirsek; bir defa Hac 52. ayet, bu garanik iddiasının olduğu hadiseden çok sonra Medine’de iniyor. Bazı müfessirler sırf bu sebeple dahi bunların bağlantılı olamayacağını söylemiştir. İkincisi; bir ayet dizisi var Hac 52 ile birlikte, buna bakalım. Şöyledir:

Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir nebi göndermedik ki o bir şey temenni ettiği (okuduğu) zaman şeytan onun arzusuna (okumasına) karıştırmasın. Fakat Allah şeytanın karıştırdığını/karıştıracağını giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder. Allah pek bilendir, çok hikmet sahibidir.

Allah, şeytanın karıştırdığını/karıştıracağını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimselere bir sınama yapar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler.

Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, onun şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola eriştirir.

İnkâr edenler de, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye veya akîm (kısır) bir günün azabı gelinceye kadar, ondan şüphe etmekte devam edip giderler. (Hac 52-55)

Burada evleviyetle dikkat çeken, önceki kutsal metinlerin gayet tahrif olması hadisesi ve Kuran’ın bunları düzelticiliği. Bu çerçevede; eğer “okuduğu zaman şeytan okuyuşuna katmasın” anlamında alırsak ayeti; bu tahrifatın daha okuyuş anında bir şekilde başladığı düşünülebilir ve bu damar vurgulanmış olur. Yani, o zamandan beri uğraşmış şeytan.. Nitekim ayette önce “katmasın” diyor, sonra “katacağı şeyi kaldırır” anlamına da gelebilecek fiil kalıbına geçiliyor. Peki bu nasıl birilerine delil, birilerine fitne oluyor? Elcevab; mesela bu tahrif olmuş metinlerde geçen; “Allah dinlendi” ya da “Allah’ın oğlu” gibi ifadelerin, belli bir kavme Allah’ın “halkım” demesinin katma olduğu açıktır, fakat metinlere bir şekilde girmiş bunlar.  Ve denilebilir ki; işte burada, ilim sahibi, çelişkileri gördüğü için düzeltmeler ona sağlık işareti olarak gelir, beriki ise “böyle deniliyordu neden değişti” vs diyecektir. Hasılı; düzelticilik,  kimisine sağlık işareti olarak gelirken kimisi bundan dolayı sapar. Denilebilir ki; böyle bir bütün olarak düşünüldüğünde ayetin buna işareti çok düşünülesi.

Saniyen; söz konusu Hac 52. ayetteki “temanna ve ümniyye” kelimelerini dileme anlamıyla düşünürsek, yani “temenni ettiğinde şeytan arzusuna katar” anlamı ile düşünürsek.. Örneğin Peygamberimiz Abese Suresi’nde eleştirilir. Çünkü müşrik zenginleri ikna edeceğini düşünüp kendisine gelen kör sahabiyi bir an ihmal etmişti. İşte burada şeytan, arzusuna karıştırmıştı.. Ya da kendisine Zülkarneyn’den sorulduğunda “yarın söylerim” demişti, inşaAllah demeyi unutmuştu.. Yahut insanların imanını çok arzuluyordu, iman etmiyorlar diye çok rahatsız oluyordu.. Fakat Allah bu durumların hepsini ayetle düzeltti. Öte yandan, bu uyarmalar Kuran’ın beşer sözü olamayacağının da delillerindendir. Çünkü beşer bu derece ince özeleştiriye gelemez. Gelse de böyle aşikare edemez. Bir de uydurmaysa iş, zaten hiç öyle olmaz. Demek ki bu Allah sözüdür. İşte bu durum, ilim sahipleri için bir delil olarak görülebilir. Çünkü ilim, delilleri görme noktasında bir akliyyet oluşturur. Saniyen; Yasanın Tekrarı 18: 18’de “kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek” denilmiştir. Bu açıdan da bir delil.

Beri yandan, denilebilir ki; birileri de ayetlerde bahsi geçen “beşeri zaafiyetleri” görüp her türlü beşeri zaafiyeti Peygamberde görmeye kalkmıştır vs. Bu da imanı bozan damarlardan birisidir ve ayette geçen “kalbinde hastalık olanlara sınama yapar” anlamı da böyle düşünülebilir.

Bu çerçevede diğer bir tefsir şekli de şu olabilir; Elmalılı der ki, insan işi davalarda idealler olur, ümniyye kelimesi bu anlamdadır. Peygamberler ise hak davayı temsil ettiklerinden böyle hayal, heves karışımı iddialardan uzaktırlar. Bu çerçevede denilebilir ki, şeytan bu tarz şeyleri katmak ister, fakat Allah bunu kaldırır. Bu, iç dünyada cereyan eder. Kimileri demiştir ki, bunun iç dünyada cereyan ettiğini düşünürsek bu nasıl başkalarına fitne ya da delil olur. Çünkü diğer ayetlerde böyle diyor. Elcevab; başkalarına fitne olması onların “nasıl böyle bir şey olmaz” tarzındaki yanıp yakılmasıyla olur, delil olması ise ilim ehlinin böyle zaafiyetleri görmemesiyle olur. Mesela Hac Suresinde “babanız İbrahim’in dininde” (bknz Hac 78) denilmiştir, kimileri bunu zorlama şekilde “Araplar, İbrahim’i ataları olarak görüyordu, demek ki hitap Araplaradır” şeklinde anlamak istemiştir ve işi “iman atası” anlamından uzaklaştırmak istemiş. Kimileri ise Kuran’da Araplar diye bir vurgu olmadığını görüyor ve bunun insan işi olamayacağını anlıyor. Çünkü insan işi bir davada bu tarz çabuk adam çeken sloganlar kaçınılmazdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ