GAYBIN ÇOKLUĞU VE DELİL İLE İMANIN ÖNEMİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Bilindiği gibi dinde gaybi konular çoktur ve denilebilir ki; gaybi ya da aklın zorlandığı meselelerin çokluğu karşısında birkaç yaklaşım tarzı var. Birincisi; önkabul ve mesele etmeme anlayışıdır. Antiparantez, bir de neredeyse bilmeme anlayışı var. İkincisi, şişirme anlayışı, üçüncüsü bazı konuları yakınlaştırma anlayışı. Antiparantez, bir de bazı konular yokmuş gibi konuşma anlayışı vardır. Dördüncüsü; her şeyi akılcılığa göre tevil anlayışı.. Denilebilir ki, beşincisi de delil ile iman anlayışıdır. Burada bilinebileceklerin çokluğu, yüksekliği ve çapı diğerlerini tabii olarak kabul ettirir.

Yine denilebilir ki; ilk anlayış selefi ya da ezberci tavırdır, ikincisi tasavvufi tavır, üçüncüsü kelami-tefsiri tavır, dördüncüsü de modernist tavır. Tabii bunlar full birisinde olacak diye bir şey yok, karışımlar da söz konusu.

Buradaki sorunlar ise temel olarak şunlardır:

1-Yorum yapılmamalı anlayışı, genel bir yorum yapanları, (gerçek ya da potansiyel bir) zındık, sapık, şüpheci  görme anlayışı doğurur. İman davası, gitgide bu olmaya başlar. Antiparantez; elbette haller ve makamlar vardır.. Hem yaşayarak iman diye, iman atmosferi diye bir şey var. İlk nesillerin imanı böyle bir imandı. Fakat o yakin olmayıp o atmosfer olmayıp o iman taklide çalışılınca çeşitli sıkıntılar kaçınılmazdır. Ve elbet zındıklık diye bir şey var. Lakin ortamı, zihinleri bulandırmak var, bulanık ortamda arayışlar var.. Bunlar da farklıdır.

2-Bir alime tam ittiba fırkacılık doğurur. Her meselede birine ittiba diğerlerine karşıtlık oluşturur, bu ise fırkacılık oluşturur. Bu belli bir zamanın muteber alimi de olsa sonuç değişmez. Çünkü her alimin dikkat etmediği, bilmediği, söylenseydi kabul edeceği şeyler olabilir. Fakat mukallitte bu yoktur.

3-Şişirme ana kaideleri darmadağın eder. Mesela tasavvufta gaybi surette başkalarından medet isteme gibi çok temel bir yanlış işe dahil olmuştur.

4-Bazı konularda zorlama, diğerlerini de zorlar. Mesela kader aklımıza uygun olmalı der durursanız iş mucizeleri tevile de gider.

5-Akılcılık, din, iman noktasında gitgide şüpheler oluşturur. Her konu ille de bizim bilebildiğimiz/bilebileceğimiz şeylerden ibaret edilmeye başlarsa dini emirler de aklımızın kabulüne sunulmaya başlanır. Mesela evrimi kabul eden diğer hükümleri de günümüzün akılcılarına göre zorlar.Sonuçta ise iş deizme varır.

Dolayısıyla burada delil ile imanın önemi tecrübi olarak da ortada denilebilir. Şu halde ona gelme ve gelmeme de “dün”den biraz farklıdır.

Bu işteki en kritik konu ise belki de şudur; hakikat meselelerinin konuşulmasını, bilinmesini çok zor kılmamalıdır. Aksi halde şeytanlar ve şeytanlıklar “alemi” kaplar. Unutmayalım ki, ayette şöyle buyurulur: Kim Rahman’ın Zikr’ini görmezden gelirse ona bir şeytanı sardırırız, artık o onun yakın dostudur. Şüphesiz ki onlar onları yoldan alıkoyarlar da sanırlar ki doğru yoldalar.. Sonunda bize geldiğinde (şeytanına) der ki: “Keşke seninle benim aram iki doğunun/doğu ile batının uzaklığı kadar olsaydı! Meğer ne kötü bir yakınmışsın! [Zuhruf 33-38]

Bir cevap yazın

*
= 5 + 0