GAYBA İNANMA VE YÜKSEK KAVRAYIŞ DÜZEYİ

Kuran’ın girişinde Bakara suresinde “Onlar ki gayba iman ederler” buyurulur.

Elif Lam Mim

Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Takvâ sahiplerine yol göstericidir.

Onlar gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

Onlar sana indirilene de senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. (Bakara 1-4)

Gayb kelimesi, görünmeyen, gizli  gibi anlamlara gelmekte. Burada ise gayb’den belli ki Kitab kastediliyor, gizli olan ise Allah. Yani ayetleri Allah direkt olarak bize söylemiyor (üstelik Peygamberi de görmedik bizler) ama Kitab’ı okuyarak “bunun Allah’ın sözleri olduğuna” inanacağız. Daha doğrusu iman edeceğiz, emin olacağız. Bu ise pek çok bilgi, araştırma ve kavrayış gerektirmekte değil mi? Yoksa nasıl emin oldun?

İnsanlarda ise maalesef bir “ben daha çok inanıyorum” “asıl ben inanıyorum” gibi bir yarış var adeta. Bu ise geleneğin empoze ettiği “hiç sorgusuz sualsiz kim kabul ediyorsa inanan odur” anlayışına dayanıyor. Çünkü böyle bir inanç ve dolayısıyla böyle bir insan tipi (hemen herşeye inanan) devletin de grupların da işine gelmekte.

O yüzden de her fırsatta bunun altı çizilir. Gayb kelimesi mesela cinler, melekler, mucize vakıalar gibi gözle görülmeyen ve varlığını da anlaması pek mümkün olmayan şeylere hasredilir özellikle. Bunun düşünmesi taşınması da olmaz dolayısıyla. İnanıyor musun inanmıyor musun dayatması hemen!.. Hadi bakalım. Böyle böyle oluşan “iman-inanç” ise sorgulamadan kabul mantığını esas alan bir şey olur tabii. Ve çocukken zihne sokulması daha bir önem arzeder.. Çünkü çocukta “hemen inanma” daha kolay olur.

Halbuki inanç değil, iman etme-emin olma mantığı öne alınsa.. Kitabın “Allah’ın sözleri olduğunun anlaşılması” öncelikli olsa –ki aslolan budur- acaip bir araştırma sorgulama söz konusu olacak ve dolayısıyla da öyle bir insan tipi. Böyle bir insan tipi ise pek çok yerleşiğin işine gelmez. İşte de size pek çok meselenin aslı esası.

O yüzden şu noktalara iyi dikkat ediniz lütfen.

1-Neden pek çok kişi aşağı yukarı sadece çocukluğunda öğrendiği dini bilgilerle yaşar gider? Ve dolayısıyla kitabi-ilmi-akli değil, sözlü-edebi-geleneksel olandır bu kadar esas?

2-Neden tarihte Türkçe Kuran meali basımı bu kadar gecikmiştir?

3-Neden günümüzde dahi pek çok kişi Kuran mealini başından sonuna kadar bile okumamıştır? Hele de “acaba bu Allah’ın sözleri mi” diye?..

4-Neden sözün kendisi değil, kimin söylediği bu kadar önceliklidir insanlarda? Sözün kendisini tartma, anlama, değer verme bu kadar zor? Dolayısıyla da “ne kadar mühim olursa olsun” bir meseleyi mevzuyu açmak için birebir ilişkiler bu kadar gerekli?

5-Acaba Hz Ali “ben görmediğim Allah’a inanmam” derken neyi kastediyordu?

……..

Bir cevap yazın

*
= 4 + 7