Bilindiği gibi son zamanlarda anlaşıldı ki, kainat acaip büyükmüş. Öyle ki kimileri “neden bu kadar büyük” diye şüpheye düşecek neredeyse. Öte yandan ayette deniliyor ki; “Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun. Muttakiler için hazırlanmış..” (Ali İmran 133)

Beri yandan, cennete girecek son kişinin on dünya yeri olacağı geçer hadislerde. Şöyle ki:

İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona:

– Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya:

– Yâ Rabbî! Cennet ağzına kadar dolmuş! der. Allah Teâlâ ona:

– Git, cennete gir, buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teâlâ’ya:

– Yâ Rabbî! Orası dopdolu! der. Allah Teâlâ ona yine:

– Git, cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O Adam:

– Yâ Rabbî! Sen kâinâtın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun?) der.”

Hadisin râvisi İbni Mes’ûd şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu:

“İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.”
(Buhârî, Rikak 51, Tevhîd 36; Müslim, Îmân 308)

Belki de zamanında “nasıl on dünya yeri olur ki son kişinin” deniliyordu. Halbuki tablo birbiriyle uyumlu. O zaman neden, niçin, nasıl demeyi bırakıp koşmaya bakmalı.