“GÖNDERİLECEK DAVUD” MESELESİ

Peygamberimiz (sav) çeşitli ayetlerde çeşitli nebilere “benzeştirilmekte” Şunu farketmeliyiz ki; Kuran hem tarihi vakıaları doğru bir şekilde aktarırken yapılan güncel mücadeleye de bu yolla girmekte. Mesela Musa (as)’dan çokça bahsedilmesi bu bağlamda gayet çarpıcıdır. Çünkü mücadele benzerliği var; gerek putperestlerle mücadele, gerekse de ayrıntılı bir kitab verilmesi, yepyeni bir toplum inşa edilmesi noktasında Peygamberimize en benzeyen peygamber Musa (as)’dır. Beri yandan, Tevrat’ta Musa (as) “benim gibi bir nebi gelecek” demiştir.

Öte yandan, bir de Davud (as) var. Davud (as)’ın özelliği ise; hiç tanınmayan birisiyken büyük yerlere gelmesi, savaşçılığı, devlet başkanlığı ve bir de Tanah metinlerinde ileride gelecek ve dünyayı ihya edecek kişiyle özdeşleştirilmesidir. Bir kaç örnek vermek gerekirse Tanah’ta şöyle yerler var;

İşay’ın (Davud’un babasının adı) kütüğünden yeni bir filiz çıkacak, kökünden bir fidan meyve verecek. RAB’bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu Onun üzerinde olacak.  RAB korkusu hoşuna gidecek. Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.  Yoksulları adaletle yargılayacak,  yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.  Dünyayı ağzının değneğiyle cezalandıracak, kötüleri soluğuyla öldürecek.  Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak.  Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak, parsla oğlak birlikte yatacak, buzağı, genç aslan ve besili sığır yanyana duracak,  onları küçük bir çocuk güdecek. (Yeşaya 11: 1-6)

O gün İşay’ın kökü ortaya çıkacak, Halklara sancak olacak, Uluslar ona yönelecek. Kaldığı yer görkemli olacak. (Yeşaya 11: 10)

Kulum Davut onların kralı olacak, hepsinin tek çobanı olacak. Buyruklarımı izleyecek, kurallarıma uyacak, onları uygulayacaklar. Kulum Yakup’a verdiğim, atalarınızın yaşadığı ülkeye yerleşecekler. Kendileri, çocukları, çocuklarının çocukları sonsuza dek orada yaşayacaklar. Kulum Davut da sonsuza dek onların önderi olacak. Onlarla esenlik antlaşması yapacağım. Bu onlarla sonsuza dek geçerli bir antlaşma olacak. Onları yeniden oraya yerleştirip sayıca çoğaltacağım. Tapınağımı sonsuza dek onların ortasına kuracağım. Konutum aralarında olacak; onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak. Tapınağım sonsuza dek onların arasında oldukça uluslar İsrail’i kutsal kılanın ben RAB olduğumu anlayacaklar.’ (Hezekiel 37: 24-28)

“ ‘O gün’ diyor Her Şeye Egemen RAB, ‘boyunlarındaki boyunduruğu kıracak, bağlarını koparacağım. Bundan böyle yabancılar onları kendilerine köle etmeyecekler. Onun yerine Tanrıları RAB’be ve başlarına atayacağım kralları Davut’a kulluk edecekler. (Yeremya 30: 8-9)

………………..

Buna benzer çok yer var Tanah metinlerinde. Zaten o yüzden gelecek Mesih’in de Davudoğlu olması gerektiğini söylüyor Yahudiler. Elbette problemli ifadeler de var bu metinlerde, zaten bu metinlere harfi harfine bir kabulle yaklaşmamalıdır. Fakat bir “Davud”un krallığı ve onunla hakikatin hakimiyeti belirtiliyor denilebilir genel olarak. Bu ise İslam ile ve Hz Muhammed (sav) ile olmuştur. O bakımdan da “bu kişi odur” denilebilir.

Bu bağlamda dikkat çekici konular var. Mesela Kuran’da iki yerde “peygamberlerin bazısını bazısından üstün kıldık” denilir. (bknz Bakara 253, İsra 55) Bakara Suresinde Bedir Savaşıyla çok özdeşleştirilen Talut-Calut savaşı ve Davud’un parlaması anlatıldıktan sonra (bknz Bakara 246-251) bu ayet gelir, İsra Suresi’nde ise “peygamberlerin kimisini kimisinden üstün kıldık, Davud’a da Zebur’u verdik” denilir direkt. Öyle ki “sanki üstün kılınan Davud’tur” Bakara Suresindeki ayette Peygamberimizle özdeşleşen bir taraf var, Bedir Savaşı, peki İsra Suresinde böyle bir şey var mı? Elcevab; bir defa Zebur’un verilmesi, yani bir kitabın verilmesi var. İkinci bir konu daha var, o da şu ki: İsra Suresi’nin başında  Peygamberimizin Mescidi Haram’dan Mescidi Aksa’ya götürüldüğü geçer. Enteresan bir nokta ise Davud (as)’ın da Zebur’da gayet övdüğü bir “Allah’ın evi” vardır ve bu Mescidi Haram olsa gerektir. Çünkü o zamanlar Mescidi Aksa yoktu, hem Tanah’ta, bir yerde, onun Paran’da kaldığı geçer. (bknz 1 Samuel: 25: 1) Paran ise Mekke’dir. Yani Davud (as) da Mekke’den Filistin’e dönüyor, sonra devlet başkanı oluyor ve Kudüs’ü fethediyor.

İsra Suresi’nde ilgili ayetler şöyledir:

Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir. (İsra 1)

Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, kimi peygamberleri kimisine üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik. (İsra 55)

Denilebilir ki; Allah Teala bu âyet-i kerimede, Peygamberlerin bir kısmının diğerlerinden üstün olduğunu açıkça beyan etmektedir. Ülül Azim olan Peygamberler, diğerlerinden daha üstündürler. Bunlar, Hz, Muhammed, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Nuh’tur. Buna göre asıl zikredilecekler zikredilmeyip ikinci derecede üstün olan bir peygamber zikredilmiş oluyor burada.

Razi tefsirinde şöyle der:

“Burada, özellikle Hz. Davud’un zikredilmesinin sebebi nedir?” denilirse, biz deriz ki: Bu konuda birkaç izah yapılmıştır: 1) Allah Teâlâ, peygamberlerin bir kısmını bir kısmından üstün kıldığını belirtmiş, daha sonra da, “Davud’a da Zebur verdik” buyurmuştur. Bu, “Dâvûd büyük bir melik, hükümdar idi” demektir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, daha önce zikretmiş olduğu o üstün kılma ve tafdil etmeden maksadın, mal ile değil de, ilim ve din cihetinden üstün kılmak olduğuna dikkat çekmek için, ona vermiş olduğu malı mülkü zikretmemiş, aksine, ona vermiş olduğu kitaptan, Zebur’dan bahsetmiştir. 2) Allah Teâlâ Zebur’da, Hz. Muhammed’in, peygamberlerin sonuncusu; ümmetinin de, ümmetlerin en hayırlısı olduğunu zikretmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Tevrat’tan sonra Zebur’da da yazmışızdır ki, arza (ancak) salih kullarım mirasçı olur”(Enbiya. 105) buyurmuştur ki, bu ayetin sonunda bahsedilen “salih kullar” ile, Hz. Muhammed ve O’nun ümmeti kastedilmiştir. Buna göre şayet (Enbiya. 105) ayetinde olduğu gibi, bu ayette de Zebur kelimesi marife olmalı değil miydi? denilirse, biz deriz ki: Burada bu kelimenin nekire olarak getirilmesi onun durumunun yüceliğine delâlet eder. Çünkü Zebur “mezbûr-yazılmış” anlamındadır. Böylece bu kelime “yazılmış kitap” anlamında olmuş olur. Binâenaleyh, onun bu ayette nekire olarak getirilmiş olmasının anlamı, onun, kitap olma bakımından mükemmel derecede olduğunu göstermek içindir. 3) Kureyş kâfirleri, bir şeyi inceleyen kimseler değillerdi. Tam aksine onlar, ortaya bazı şüpheler atmak için yahudilere müracaat ediyor, yahudiler de onlara, “Musa’dan  sonra ne bir peygamber; Tevrat’tan sonra da ne bir kitap söz konusu değildir” diyorlardı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Zebur’u Davud’a indirdiğini bildirmek suretiyle onların bu sözlerini nakzetmiştir.

Hasılı dikkat edilirse gayet bir açıklama zorluğu var, Davud adı, adeta “gizli bir gerekçeyle” geçmektedir bu ayette.  Bu da belirttiğimiz benzerliğin çağrıştırılması olarak gözüküyor. Çünkü yeni gönderilecek “Davud” çok üstün birisi ve Davud adı ile o çağrıştırılıyor.

Bir cevap yazın

*
= 4 + 6