GÜÇLÜ İMAN KİMİN SORUMLULUĞUNDA

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Tevekkül kelimesi, güvenmek, birinin işini üstüne almak, işini birine havale etmek, bel bağlamak gibi anlamlara geliyor, ıstılahi olarak ise Allah’a güvenmektir. Ayetlerde şöyle geçer:

Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman’ı inkar ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O’ndan başka tanrı yoktur. Sadece O’na tevekkül ettim ve dönüş sadece O’nadır.[Rad 30]

Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye Allah’a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler. [İbrahim 12]

Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur.[Nahl 99]

Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette «Allah’tır» derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.[Zümer 38]

Burada iki durum dikkat çekiyor. Birincisi; gökleri ve yeri Allah yarattı diyorlar fakat Rahman’ı inkar ediyorlar. Bu nasıl oluyor?! Denilebilir ki; küfr, nankörlük anlamına da gelir, burada böyle bir incelik olabilir. Ama asıl şöyle bir şey düşünebiliriz; gökleri ve yeri Allah yarattı diyorlar ama deizm tarzında “sonra kendi haline bıraktı” diye düşünüyorlar. Çünkü dikkat edilirse çeşitli ayetlerde “Rahman Arşa istiva etti/ tahta oturdu” ifadesi geçer. Yani her türlü nimeti herkese sağlamış olan Rabb tahta oturdu. Bütün bunlar ise şükür ve hamd ister. Yine denilebilir ki, burada şu da vurgulanıyor ki; herşey bir şekilde ona bağımlı hala, onun idaresi, izni vs var. Bu genel bir durum olsa da farkında olunmalı, o ise tefekkür ve derinleşme ister. Mesela denilir ki; “Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor. Andolsun, eğer bir zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır.(Fatır 41) Bilindiği üzere kainat genişlemekte ve genişleme bitince onun çökeceği şeklinde teoriler var. Yine Allah’ın gökleri direksiz olarak yükselttiği geçer. Bütün bunlar kudreti ilahiye ve Rahman’a dönük bir farkındalık oluşturur. Tabii geceyi gündüzü birbiri ardınca getirmesi, yağmur yağdırması, insanın her an nefes alışı vs.

İşte bu tarz farkındalıklardan uzaktılar.

İkinci dikkat çeken konu ise Nahl 99’da diyor ki “iman edip de yalnız Rabblerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hakimiyeti yoktur” Yani imandan sonra yalnız Allah’a tevekkül vurgulanıyor. Yoksa şeytanın hakimiyeti olabilir. Bütün bu çerçeveyle birlikte düşündüğümüzde burada güçlü iman vurgulanıyor denilebilir. O da Rahman’a iman oluyor.

Nitekim ayette “Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın” (Ahzab 41) denilmektedir. Çeşitli ayetlerde gökleri ve yeri yaratması üzerine, bunlardaki incelikler hakkında düşünülmesi istenmektedir. Bu şekilde “Rahman’a iman” olmaktadır. Çünkü işte bu herşeyin sahibi, insanları diriltecek ve yargılayacaktır. Ve çünkü insan zayıftır, evhamlıdır, hevalıdır, şeytan vardır, işi küçültmeler vardır, saptırmalar vardır, dünya hayatının aldatıcılığı vardır. Birileri ister ki bana tabi olunsun, birileri ister ki paraya tabi olunsun, birileri ister ki çeşitli gruplara tabi olunsun, birileri ister ki hevaya tabi olunsun.  Bunlar güçlü iman istemez. Yani delilleri öne çıkaran bir anlayışı istemez. Şu halde güçlü imanı kim isteyecek?..

Bunu öncelikle hakikatçiler ister, çünkü işin aslına yönelmişlerdir. Diğer insanlar da kim hakikatçi kim değil buna bakmak zorunda. İşte böylece bir hakikatçilik damarı belirgin olmalı ki, herşey yerli yerine otursun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 5

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ