GÜNÜMÜZ VE İMAN 1

“İman” kelimesi; Arapça’da “if’al” vezninde olup, aslı “emn” kökünden gelir. Dillere göre, korkunun zıddı olan “emn-ü emân=emniyet, güven” manasında, “âmene” fiilinin masdarıdır Kelimenin aslı “emn” de “emân” idi. Başına “elif” gelince, “e’mene” oldu; sonra arapça gramer kaidesine göre “imân” okundu Kelimenin başındaki “hemze” Arap diline göre “ta’diye” için “geçişli” olursa, “eman vermek, emin kılmak” manasına gelir ki; “esmâüllah = Allah’ın isimleri”nden olan “Mümin” bu manadan alınmıştır. Sayrûret (olmak) için kullanılırsa, iman; “emin olma, kalbi güven ve sükûna kavuşturma” manasına gelir. Buna lisanımızda “inanma” denir.

Bütün dilcilerin örfünde imanın hakikati; “mutlak tasdik”dir. Yani, bir şahsa, bir habere veya bir hükme, kesin olarak ve gönülden gelerek inanmak, onu doğrulamak, sözünü doğru kabul etmektir. Tasdik eden, tasdik ettiği şahsı tekzip edilmekten emin kılmış veya bizzat kendisi yalandan emin ve mutmain olmuştur. İman kelimesi, ya “âmenehu” da olduğu gibi doğrudan veya “âmene bihi” ve “âmene lehu” da olduğu gibi, (be) veya (lâm) ile mef’ul alır (be) ile olursa, “İkrar ve itiraf”; (lâm) ile olursa, “iz’an ve kabul” manası ifade eder.

Bir de iman “kalp ile tasdik dil ile ikrar”dır tanımı meşhur.

Pratikte ise iman, Allahın varlığına ve birliğine ve Hz Muhammedin Onun kulu ve Resülü olduğuna şehadet getirmektir.

Şimdi bazı sorularla işi açalım. İlginç ama hayati bir konu çünkü bu işin açılması. Çünkü hep ezberci bir mantık hakim, bazı şeylerin günümüze realize edilmesi lazım.

Şimdi soralım, kelime-i şehadeti söylemiştik, peki insan bu sözkonusu şehadeti ne üzerine getirebilir? Yani bir şahitlik sözkonusu. Peygamberi görmedik biz; peki ne var elimizde?.. Kuran, var!.. O zaman şehadet günümüzde Kuranın doğruluğunadır öncelikle.

İkinci olarak; eskiden -Peygamberden sonra dahi- İslam ahlakı son derece hakim olduğu için ve Müslümanlar, İslam hakim olduğu için insanlar bunu görüp şehadet getiriyordu icabında. Yani bilgiden değil, gördüğü şeyden de oldukça etkilenme söz konusuydu açık şekilde. Öte yandan ise tarihsel bir aidiyetle oluyordu iman yine görerek ederek, tâbii olarak. Özellikle günümüzde bu boyutlar pek de sözkonusu değil mesela. Yabancılaşma, modernizm vs insanları savurdu. Beri yandan ise bilgi son derece artmış durumda. Yani denilebilir ki artık direkt “Kuranın doğruluğuna ikna olma” boyutu son derece önem kazandı iman işinde, onun için iman tanımı da artık bu olmalı belki. Kuranın doğruluğuna şehadet ederim.

Bir diğer nokta ise “şehadet ederim” tabii, emin olmak, iman. Hiç görmeden duymadan bilmeden etmeden inanmak anlamına gelmiyor. Kuranın doğruluğunu görmemiz, buna kani olmamız lazım zaten. Yoksa şehadet nedir?.. Biz Müslümanlar olarak da.. Hem günümüzü fazlasıyla bilmemiz.. Dolayısıyla..

Kuran’ın yüzlerce yıl sonra ortaya çıkmış bilimsel gerçeklerle uyumu, yüzlerce yıl sonraki tarihi gerçeklikle uyumu. Düşünelim; adeta bugün nazil olmuş gibi taze halen. Yahudilerden Hristiyanlardan bahsediyor. Günümüzde de seslenilmesi veya anlaşılması gerekenler bunlar dünyada. Öte yandan insanın yaratılışı ve Ahiret.. Yani işin başı ve sonu.. Bizim bilemeyeceğimiz kısımlar anlatılıyor. Sonra şirkten, müşrikten sıkça bahsediliyor, günümüzde de hala pek çok insan çeşitli nesnelere, hayvanlara tapmaktadır. Münafıklardan çokça bahsediliyor. Yine yerinde.. Yani, tarih bin türlü değişik senaryo sonucu Kuranın bahsettiği şeyleri “bunlar da nedir” noktasına düşürmedi, dikkat. Tam tersine anlaşılmayan şeyleri de açtı. Demek ki bu, herşeye hakim olan gücün sözleridir. Ve şu anda herşeyden çok “anlamamızı” istiyor. Çünkü kaderin de Onun elinde olduğu aşikar.

Bir şeyi tekrar belirtme ihtiyacı duyuyorum son olarak; eskiden İslam ahlakından, İslamın hakimiyetinden etkilenerek “iman” olayı olduğu için daha ziyade, Kuran bu anlamda “doğruluğunu görmemiz gereken” bir şey değildi adeta. Hatta kültüre pek çok şey de bulaştığından çok istenen bir şey de değildi bu belki. Kişiler ve tevarüs edip gelen gelenekti bizi “emin kılan” ve Kuran çok çok üst bir boyutta, düşünülemezdi bile.. Günümüzde hala bu tarz bir iman anlayışını götürmeye çalışmak ise kaderin bizi getirdiği noktayı, yani Allahın iradesini görmemek demektir ki, bunu görmeyip Allahın varlığına ve birliğine nasıl inanmış olacağız. O tevarüs edip gelen Yaşanan İslam da pek kalmadığı için neye “emin olunacak” sonra, yarım yamalak kalan ezberimize mi?.. İnsanlar bir düşünsün.

Bütün bu belirttiğimiz konular çerçevesinde bir de çok somut örnek verelim. Sonradan Müslüman olan Yusuf İslam’ın sözü çok manidar, demiş ki..

“Müslümanları görseydim Müslüman olmazdım, iyi ki İslamı Kur’an’dan öğrenmişim.”

Bir cevap yazın

*
= 4 + 2