GÜNÜMÜZ VE İMAN 3

Esirgeyen Bağışlayan Allahın adıyla..

Bir yazıya böyle başlamak ne kadar garip oldu değil mi?.. Velev ki dini içerikli bir yazı olsun. Bilimsel yazılar haşa böyle başlayamaz zaten. Köşe yazıları vs. Peki bu “standart” da nereden çıktı hiç düşündünüz mü?..

Bilimsellik denilen şey.. Peki nedir bu?.. Kısaca, kişisel, toplumsal inancın -yani ruhun ve aklın hüküm verme yeteneğinin bir diğer anlamda- yazıdan, bilimden, ilimden uzak olması. Bu uzak olunca gerçek ortaya çıkabilir ya da demokratik olur. Onun için olması gereken budur vs.

Ya da bilgi sana ahlak empoze etmek durumunda olmamalı!..

Bu da nereden çıktı, evet..

Yıllardır masonlardan, illüminatiden falan bahsedilir durulur. Ayinleri, gizli sembolleri vs bahis konu edilir. İyi de ne iş yapar bunlar. Yahudilere hizmet, İsraile hizmet.. Peki nedir bu hizmet?

Adamlar “evrensellik” deyip duruyor, değil mi?.. Nasıl bir hizmet bu?..

Şimdi soralım; bir ülkede dini inanca dayalı aidiyetlerin olabildiğince zayıf olmasını kim ister acaba? Devlet böyle bir şey ister mi normalde?.. Ordu ister mi?.. Azınlıklar ister değil mi, öncelikle. Çünkü genel kitleyi “bir bütün” haline getirir bu aidiyetler ve onlar için tehdittir. Peki insanlara nasıl “böyle olmayın” denilecek..

Bakın, Yahudiler tarih boyunca türlü kereler sürgüne uğramış bir halktır. Ve dünyanın belli başlı bütün ülkelerinde bulunurlar. En son 1500lerde İspanyadan sürüldüler. Ve yakın zamanlarda Almanyada olanlar malum. Yani dünyada Yahudiler kadar “azınlık” ve “çoğunluk tehditi” psikolojisine sahip başka bir halk yoktur. Ve Yahudilerin inançlarını yaymak gibi bir derdi de olmadığı için -ırka dayalı bir dindir- toplumsal alanda görülmek görülmemek gibi bir dertleri de yoktur.

Öte yandan; ilim, bilim, medya, felsefe alanında yetişmiş insanları, parasal imkanları ve en önemlisi de uluslararası geçişliliği sağlayacak, akım oluşturacak bağlantıları vardır. Tekrar edelim, belli başlı ülkelerde bulunuyorlar. Organik bağları var, ortak bilinçaltıları var. Ve yüzyıllar boyunca bunu devam ettirebilecek, biriktirebilecek motivasyonları var..

İşte bugünün normali böyle oluştu.

………………

Öte yandan asıl konumuza “yani iman, emin olma” meselesine gelelim. Bir insan düşünür, düşünür ve Allahın varlığına ulaşır, inanır. Ama sonra “var mıydı acaba” diye bir daha düşünür. Acaba imanım var mıydı, var mıydı acaba filan falan. Peki mesele nedir?.. İnsanların anlamadığı şu, Allahın varlığına inanmanın bir de tabii sonuçları var. Hiç Bismillah, Elhamdülillah, Estağfirullah demezse insan inanmamış gibi oluyor ve bu ona şüphe olarak geri dönüyor. Sonra yeniden inanmaya çalışıyor, yine aynı durum ve bir kısırdöngü. Önce deizm ve sonra agnostizmdir işin sonu.

Ama en başına dönelim, bu yalanlara inanmak tabii sebeb.

“Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse, Biz ona bir şeyta­nı musallat ederiz. Artık bu onun ayrılmaz bir arkadaşıdır.

Bunlar muhakkak onları yoldan alıkoyarlar ve onlar da kendi­lerinin doğru yolda olduklarını olduklarını sanırlar.

Nihayet o bize geldiğinde: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar uzaklık olsaydı. Sen ne kötü bir arkadaşmışsın!” der” (Zuhruf 36-38)

Bir cevap yazın

*
= 3 + 5