GÜNÜMÜZ VE İMAN 4-EN BASKIN ŞİRK UNSURU ÜZERİNE

Esirgeyen Bağışlayan Allahın adıyla..

Tevhid üzerinde çok durduk bu sitede, genel olarak da yüz-ikiyüz yıldır dünyadaki en temel mesele Tevhid. Tevhidin ne olduğu, ne olmadığı.. Meselenin bu kadar çetrefil olmasının sebebi ise İslamın ibadetler boyutunda devam ediyor gibi olması. İslam ortadan kalkmadığı için de insanlar “baskın şirk unsurunu” ısrarla görmezden gelebiliyor. Halbuki reel anlamda bütün olarak İslam yok ortada, ya da son derece zayıf. Baskın meşruiyyet kaynağı değil vs.

Gelenekçiler ne diyeceğini bilemiyor, bugüne hitap etmeyen bir ezberi okuyup duruyor. Modernistler batıya yamamaya çalışmakta İslamı, postmodernistler ise kendilerini.. Yani öncelikle işleri şöyle bir etraflıca akıl mantık düzlemine oturtma gereği var acaip bir şekilde.

Kanaatimizce en temel mesele Tevhidin “Allahın varlığı ve birliğine inanmak” şeklinde tarif edilip geçilmesi. Halbuki Peygamberin mücadelesine bakıldığı zaman görülecektir ki Tevhid, Allahın varlığı ve birliğine iman ve dolayısıyla “en baskın şirk unsurunu” redtir. Bu yapılmadığı zaman Tevhid lafta kalır. Burada en baskın şirk unsuru tabirini kullandık çünkü Peygamber(SAV) zamanında bu putlardı, günümüzde ise başka bir şey olabilir. Gerçekliğe odaklanmalıyız, şekle örneğe değil. Peki o zaman soralım, acaba günümüzdeki en baskın şirk unsuru nedir?..

Öncelikle şirkin ne olduğundan başlayalım, şirk Allaha eş ya da yakın düzeyde mutlaklık, sonsuzluk, yanılmazlık yani ilahlık iddiasıydı. Bu elbette gökte, kainatta falan değil, yeryüzünde, gündelik hayatta söz konusudur. Abartılarla, uydurmalarla karışık bir söylemdir bu da reel olarak. Allahın varlığına ve birliğine değil başka bir şeye öncelikle angaje olmak ve insanları da angaje etmeye çalışmak. En baskın şirk unsurunda ise bu özelliklerde “dinleşen” belli bir hayat, tarih algısı, belli bir grubun bunu ısrarla savunması ve belli bir çıkarın bu çerçevede söz konusu olması mevzubahistir. Yani en baskın şirk unsuru, hak namına eleştirdiğinizde en çok üzerinize gelinen, gelinecek şeydir kısaca. Bu ise günümüzde açık şekilde ideolojiler, ideolojik gruplardır. Tekrar edelim; dinleşme, fanatizm ve çıkarlar.. Çıkar dediğimiz, bu guruplar dolayısıyla belli bir çevre edinme, belli imkanlar kazanma durumu var yani.

Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.

Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah’tır.

Şüphesiz zulmedenlere (geçmiş) arkadaşlarının günahı/azabı/payı gibi bir günah/azap/pay vardır. Onu benden acele istemesinler. (Zariat 56-59)

NOT: Zulüm, bir şeyi olması gereken yere değil başka bir yere koymak.

İşi daha da açarsak; ideolojiler açıkça bir tarih algısı, varoluşsal bir gerçeklik, olaylara belli bir bakış, iyi-kötü, doğru-yanlış, dost-düşman algısı, hedef amaç ihdas eder. Yani reel algıyı ve reel iradeyi ihdas eder. Reel algıyı, reel iradeyi ihdas eden ise açıkça MUTLAKtır. Arada Mekke müşriklerinin Allaha da inanması gibi bir takım doğruları dile getirmeleri bu gerçeği değiştirmez. Ya da şahsi bir takım tonlar.. Gerçekte, aslında, neyi, kimi kale aldığı önemli insanın. Reel algıyı, reel iradeyi ihdas eden şey ne?..

Mekke müşriklerinin putlara tapıyor olması, yağmur yağdırma, şans isteme gibi dua gerektiren konularda putları etkili ve yetkili görmeleri günümüzde de bu tarz şeyler aramaya yöneltmemeli. En baskın şirk unsuru şirkin çeşidine değil, yaygınlığına baskınlığına göredir. İkinci olarak Mekke müşriklerinin özellikle karşı çıktığı şey Ahiretti, Allahın varlığı değil. Yani şirk, dünyevilikle, dolayısıyla reel algı, reel iradeyle çok ilişkin. Reel algıyı, reel iradeyi Allah’ın ayetleri mi ihdas edecek, insanların fikirleri, heva ve hevesleri mi? İdeolojiler ya da putlar buna kapı açmakta işte, asıl anahtar budur.

De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!

Onlar ki, zekatı vermezler ve onlar ahireti inkar eden (örten) lerdir. (Fussilet 6-7)

Gördün mü hevâsını ilah edineni? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın? (Furkan 43)

“Allah’tan başka kendilerine ibadet olunan sahte ilahların, Allah yanında en kötüsü, kişinin hevâsıdır.” (HADİS-İ ŞERİF)

Beri yandan ise Batı çok güçlü bir şekilde reel algı ihdas etmekte tabii. Bilimsellik adı altında, demokrasi adı altında, felsefe adı altında, modayla, sinemayla, medyayla ve devletlere belli bir sistemi, eğitimi dayatarak yapmakta bunu. Bahsettiğimiz ideolojiler, ideolojik gruplar bile sonuçta bu dayatmaların, kabullenmelerin, ram olmaların bir sonucudur. Ne olduklarını bile bilmeden görünüşte “antiemperyalist” olabilirler ama reel olarak savundukları şey dön dolaş Batıdır. Statüko büyük ölçüde budur. Çağımızda ise teknoloji o kadar gelişti ki statükoya o kadar da gerek kalmadı, onun için gevşettiler biraz işi. İnternet ortamıyla direkt zihinlere girilebiliyor, üstelik nüfuz edici bir tarz söz konusu. Kendin seçmiş oluyorsun.. Tek başınasın.. Bin tane nefse hoş gelecek seçenek var sonuçta. Arada iki tane hakikati konuşan da olsun, ne olacak.

Peki bütün bunlara karşı Tevhidi mücadele nedir, ne olabilir? Sanırım öncelikle şu; ideolojilerin belli mottoları, jargonları, sembol isimleri falan olur. İdeolojik grupların imanın şartı gibi gördükleri bu isimler, mevzular, tabirler, bakış açıları onların haklılığını onay anlamına gelecek şeylerdir kısaca, onlara göre “meşru bir konuma” geldiğiniz. Mecburiyet dışında bunlardan kaçınılmalıdır. Yani onlara göre “meşru sayılma derdi” olmamalıdır. İkinci olarak bu ideolojilerin yanlışlığı, İslamın “asıl” olduğu vurgulanmalı, tarihe, olaylara, Tevhidi bakış ortaya konulmalı.

Batı meselesine gelince.. Batının istediği tarz, postmodern, liberal görünümlere prim verilmemeli, hele bundan kesinlikle medet umulmamalı. (Bu arada batı modernizmi geçmiş postmodernizmi yaşamakta, yani dinlere (İslama) maneviyata küllüm karşı bir anlayışı değil, sisteme entegre olabilecek, rahatsız etmeyecek “hafiflikte” olmalarını yeğ tutmakta) Batıcıl yaklaşımlar, batının ileri medeniyet olduğu iddia ve telkinleri eleştirilmeli. Bu işlerin, İslamilik ya da gerçekçilik adı altında “dolayısıyla” yapılması da açık edilmeli. Yani görünüşte başka bir şey olup sonuçta oraya çıkacak söylemler.. Ve nihayet Batının aslı astarı, tarihi olarak, akıl mantık planında ve ayetlere dayanarak ortaya konulmalıdır. Bu ortaya koyuş “Batıya bir sesleniş” olacak şekilde açık olmalıdır.

Tevhid inancının günümüzdeki açılımı akıl mantık boyutunda aşağı yukarı budur dersek yanlış olmaz sanırım.

28 thoughts on “GÜNÜMÜZ VE İMAN 4-EN BASKIN ŞİRK UNSURU ÜZERİNE

  • 26/05/2012 tarihinde, saat 12:59
    Permalink

    Günümüz şirki; açıkça ŞEYHlerine teslim olanların körkütük bağlılığıdır. Kim ne derse desin, Allah(c.c) en açık şekilde anlatmıştır ayetlerle. Şeyhlerinin kainatta haşa tasarruf(yöneten) sahibi olduğunu iddia etmeleriyle başlayıp, körü körüne sözlerinden çıkamamalarıdır. İnsanlar arasında sınıf ayrılıklarını oluşturan bu durum bir tür kölelik, kulluktur. Kimi haşa kainatta tasarruf sahibi, şefaat eden, ölürken yanında olan, haşa zamandan ve mekandan münezzeh olduğundan müridlerini devamlı gözetleyen, insanüstü olurken; diğerleri kapı kulu, köle akıllarından şeyhlerini çıkaramayan, sorgulama hakkına sahip olmayan, ne derse onu yapma zorunluluğunda, himmete muhtaç, şefaat dilenen zavallılar… Allah kendisinden başkasına kul olmayı men ettiği halde, kendilerini her hangi bir insandan çok çok aşağılarda, sefil hisseden insanaltı varlıklar… Şirk bu işte. Şeyhlerine tapanlar. Rabıta ile ibadet edip, himmet diye yardım dileyenlerin yaptığı… Kuran’da yazar aslında açık açık fakat bu insanlara akıllarını kullanmamaları gerektiği emrediliyor. “Akıl işi değil nakil işi” diyerek. Bir akılsızlar yığını, robot insan topluluğu oluşturarak büyük bir vücut, güç oluşturuyorlar. Şeyhlerin hikmetleri, tibet budistlerinde de var. Onların Allah dostu olduğunu kim söyleyebilir? Yazık…. Söylenecek ne varki, anlamaktan bile aciz hale gelmişler…(Araf3-Zümer3,İsra56-57,Bakara165,Yunus18 ve daha onlarca ayet….)

    Yanıtla
  • 26/05/2012 tarihinde, saat 13:08
    Permalink

    @entyazar
    azınlık raporu dermişim.. ya şeyh mürid dediğin kaç kişi, bunlar kelaynak kuşu gibi bir kaç kişi ve günümüze hükmetmekten çok uzak kişiler. bunlarla uğraşmak hedef saptırır

    Yanıtla
  • 30/05/2012 tarihinde, saat 23:59
    Permalink

    @admin
    Sanıyorum araştırmadan vardınız bu sonuca. Çünkü her sene otobüs otobüs (tıklım tıklım) on milyonlar menzile gidiyorlar, el etek öpüp, tövbe vermeye… Özellikle sınav zamanları türbelerin öünde uzuuun kuyruklar oluşturup, ölülerden medet umanları hiç görmemiş siniz belli ki. “Yardım et ey müberek, yavrum sınavı geçsin”
    Siz az desenizde o kadar fazlalar ki, bunu ancak onların sitelerine üye olanların sayılarına bakarak dahi anlayabilirsiniz. İnterneti, bilgisayarı kullanmayaı bilmeyenleri de bir okadar ekleyerek… İlgili ayetleri müsadenizle gönderiyorum. Eğer araştırırsanız biraz, ne kadar çok olduklarını da, Şeyhlerine rabıta isminde uydurulmuş bir ibadet türüyle ibadet ettiklerini de alenen anlayacaksınız. Şimdi müşriklerin ortak özelliklerini ve bugünün müştiklerine benzerliklerinizi anlayabilmeniz adına, cübbeli çarşaflı gezme emrini veren Şeyhlerine tapanların fazlalığını anlamanız adına:”

    “Allah’a kesin olarak inanırlar” Zuhruf /9- Ankebut/ 61- Lokman/ 25
    “Fakat başkalarına da Kul olurlar” Yunus/18
    “Hakkı batıla karıştırırlar” Bakara/42
    “Aşırı gitmelerinden dolayı bunları yaparlar” Maide/87,
    “Allah’ın helal kıldıklarının bir kısmına haram derler” Ali İmran/78,Maide/87, Yunus/59-60, Enam/148, Enam/ 150, Araf/32, Nahl/116
    “Allah’ın sözü olmadığı halde Allah’ın sözü derler” (Kutsi hadisler) Enam/21,
    “Bölük bölük ayrılıp, dinlerini parça parça ederler” Enam/ 159
    “Birtakım velilerin peşlerine düşerler” Araf/3, Yunus/106-107, Zümer/43-44, Ankebut /41, Bakara/165
    “Bu velilerin Kainatta tasarruf sahibi olduklarını iddia ederler”Ahkaf/4, Şura/21, Bakara/107, Bakara /165, İbrahim/30
    “Allahtan başkalarından yardım dilerler” Neml / 62, İsra/ 56-57, Bakara/107, Yunus/106-107, İsra/56, Ahkaf/4
    “Allah’tan başkasına ibadet ederek, onlardan şefaat hakkı umarlar” (Rabıta) Zümer/3, Yunus/18, Zümer/43-44, Ahkaf/6
    “Cehennemde biraz yanıp çıkarız diyerek iftira atarlar” Ali İmran 24, Bakara 80
    “Tüm çabaları boşa gider” Kehf suresi / 103-104
    “Daimi olarak Cehenneme atılacaklardır” Ali İmran/151, İbrahim/30, Nisa/48
    “Ve orada şefaatini alacaklarını zannettikleri din büyüklerine(sadatlarına) düşman olacaklar” Ahzap 67/68, Ahkaf/6
    “Ve tüm bunların asıl sebebinin, Kuran’ı anlayarak okumamaları, görmezden gelmeleri” Zuhruf/36-37
    “İnsanların çoğu doğru yoldan çıkmıştır” Maide/49
    “Onların çoğu şükretmezler” Yunus/60, Neml/73 evet diğer insanlardan fazla ibadet ederler ancak şükretmezler. Çünkü Allah; sürekli sıkıntı ve dert musallat eder, anlasınlar diye. Onlar Allah’tan çok korkarlar ancak müttakiler gibi sevmez, hayran olmazlar. Çünkü kendi zanlarınca haşa Allah’ı zalim görürler. Mesela bir tel saç için 80bin yıl yanacağız diyerek korkudan çarşaf giyerler. Oysa Allah çarşaf gibi bir zorunluluk getirmemiştir. Ve üstelik Allah; “Dinde zorlama yoktur” diye ayet vahyetmiştir. Ee tabi Allah’ı haşa zalim gördüklerinden, kendilerine kurtarıcılar aramaktadırlar. Oysa Allah”Allah size yeter” ayetini indirmiştir. Bu kurtarıcılara “bize şefaat edecek, bizi cehennemden kurtaracak” gözüyle bakarlar ve her dediklerini harfi harfine yaparlar. Hatta Allah’ın emretmediği şeyleri bile… Selam ve dua ile…

    Selam ve dua ile.

    Yanıtla
  • 01/06/2012 tarihinde, saat 15:30
    Permalink

    @entyazar
    devri geçmiştir diyorum. insanlar koşa koşa tarikata falan gitmiyor yani. yok olmaya yüz tutmuş bir şey. tam tersi matreyalizm etkin günümüzde herşeyi maddi planda görme düşünme. yani asıl hedef odur. yani öyle oldu ki işin içinde hiç maneviyat, din, iman, Allah yoksa şirkten kurtulmuş oluyorsun bazı modernistlere göre. bunlar şirkle mücadele ediyoruz diye materyalizme adam taşıyorlar bilerek yada bilmeyerek. bir de ben burada en baskın şirk unsuru ideolojilerdir diyorum, ona niye itiraz etmiyorsunuz veya desteklemiyorsunuz mesela. ele alınan mesele bu yahu yazıda. ona itiraz ettiğiniz için mi bu konuyu açıyorsunuz. ona itirazınız nedir önce bunu tesbit edelim bence.

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 00:11
    Permalink

    @admin
    Allah’ın varlığını kanıtlamaya çalışmak; Allah’ı yok sayanları, onun varlığından bihaber sanmak, maalesef oldukça sığ ve desteksiz bir düşünce. İdeoloji, materyalizm, maddecilik…

    Kuran ayetlerine bakarsanız, Allah’ın varlığını kabul etmeyen hiç kimse yoktur. (zuhruf 9, Lokman 25, Ankebut 61) Kendilerini, uzaylıların yarattığı zannına sahip bir kimse dahi, o uzaylıları da, bir Yaratanın olduğunu bilirler…
    Ve bugün bilim, her aşamasında, Allah’ın varlığını kuanta kuanta, elektron elektron kanıtlamaktadır.(Kuantum, Cern…) Bu insanlar zaten biliyorlar, hep bildiler, hep bilecekler…
    Fakat işine gelmemesi, nefsine uymaması, kendine yedirememesi, kibirlenmesi …vs insanların inkar etmelerine sebep olur. Bu insanlar ise, “Kendi nefsini ilah edinenler”dir. (Yazmışsınız; Furkan-43)Yani bahsettiğiniz ateistler, bahsettiğim müşriklerle aynı kategoride işlenir Kuran’da. Her iki tip de, kendi uçlarında aşırıya gidenlerdir ve Allah’a ortak veya ortaklar koşanlardır. (Edison’u Tanrı bilenler dahil…)
    Anlaşılan konuyu Kuran ayetlerinin tümüne bakmadan işlemişsiniz. Elbette fikirlerinize saygı duyarım. Buraya itiraz etmek için yorum yazmıyorum. Katkım olsun diye yazdım. Çünkü bu insanların çoğu, akıllarını kullanmıyorlar. Ve her iki uç müşrik de Kuran-ı Kerim’i göz ardı etmiş durumdalar.
    Madem ki ciddi ve tutarlı bir yazı yazdınız, çürütülemeyecek destekler koymanızı ve en azından yoruma eklediğim ayetleri incelemenizi beklerdim sizden. İncelemenizi ve anlamanızı. Zira akıllarını kullanmayanların cehennemlik olduklarını yazar Yunus Suresi 100. Ayette. Ayetleri okuyup, düşünüp, idrak etmemiz için verilen bir akıldan mesulüz. O sebeple gard almak yerine, araştırma yapmanızı öneririm. Çünkü en büyük çoğunluğun, Şeyhlerini Allah’ın tasarruflarına sahip zannedenlerin fazlalığı Araf suresinde açık açık belirtilmişken, siz az ve geçmiş zamanda kaldı diyorsunuz, garip… Araf Suresinde; O kimselerin cemiyetlerinin kendilerine hiç fayda sağlamadıkları anlatılır. Ve kendilerinden başkalarını cehennemlik sandıklarını, buna yemin ettikleri ve Araf’ta bekleyenlerin onlara; “sizin Allah’ın rahmetine eremeyeceğinize yemin ettikleriniz şunlar değil mi? Bak şimdi Cennete giriyorlar? Siz Cehenneme…”
    “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve sadece tahminde bulunuyorlar” Enam/116
    Diğer yorumumda gönderdiğim Ayetleri incelerseniz, zanlarının ne olduğunu da anlayabilirsiniz…
    Tüm kalbimle okuyan herkesin anlaması temennimdir.
    Saygılar…

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 00:26
    Permalink

    Peygamber Efendimiz(s.a.v) zamanındaki putların, aslında daha eskide yaşamış olan mübarek zaatlar oldukları bilgisine ulaştınız mı?
    Su dağıtan, yemek dağıtan mübarek zatlar… Ve Ebu Leheb, Ebu Cehil vb. müşriklerin; bu insaları Allah’a yakın sayıp, onların aracılığı, şefaati, himmeti ile ancak cennete girebileceklerinden emin olduklarını? Her çağrıldığında geldiğini düşündükleri ve şefaatini kazanarak, Allah’tan koruyacağını sandıkları bu zatlarına teşekkür edebilmek ve ibadet edebilmek için heykellerini yaptıklarını? Ve Allah(c.c)’ın baskın olarak ayrıntılarıyla bu kimselerin yaptıklarının ,cehennem için çabalamak olduğunu? Ve Nisa Suresi 119. Ayette Klonlamadan bahseden, geniş bir zaman ve mekan anlatımı olan Kuran’ın; günümüzdeki en baskın olan şirke de bu ayetlerle ışık tuttuğunu? Putlar aslında sadece put değillerdi. Şimdiki Şeyhler gibi, insandılar… Araştırmanızı genişleterek, sizden yeni yazılar umut ediyorum, Selam ve dua ile…

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 01:23
    Permalink

    @entyazar
    bakın bu konularda sandığınızdan fazla bilgim var. sizce böyle bir çapım olmasa bu yazıyı yazabilir miydim, böyle bir derdim olur muydu. en baskın şirk unsuru meselesini açtık. bence siz okuyup anlamıyorsunuz asıl. ben ısrarla en baskın şirk unsuru tabirini kullandığım halde siz ısrarla yoktur biribirlerinden farkları gibi bir şey diyorsunuz ama bunu izah etmeden hatta “iddia etmeden” yine şeyhler şöyle böyle noıktasına gidiyorsunuz. bugünki ideolojik şirkin bu şeyhler gibi sırıtmamasının sebebi aşırı yaygın baskın oluşudur. Allahın mutlak otoritesini tanımayan herkes Allaha şirk koşmuş durumdadır. yüzmilyonlarca kişi bu durumda. hepsinin bir şeyhi mi var. hayır, mesele şu; bir tek şeyhe gidip bağlanmıyorlar yüzlerce binlerce otorite var ve şirk yayıldığı için gözden kaçıyor, neredeyse hayat olmuş. köşe yazarları, sinemacılar, sanatçılar, felsefeciler, romancılar, televizyon, üniversite, tarihi şahsiyetler.. yüzlerce, binlerce kişiyi otorite sayıyor insanlar ve sonuçta Allahın otoritesini tanımıyor. şimdi bu dururken üç tane şeyhle uğraşılmaz diyorum. benim dediğim bu. siz meseleyi dağıtmadan buna ne dişyorsunuz onu söyleyin.

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 11:37
    Permalink

    @admin
    Kendinizi oldukça bilgili gördüğünüz, yazılan yorumların da, sizin bilgi düzeyinizin daha da geniş olduğunu kanıtlamanıza imkan sağlaması için çırpınıyorsunuz. Açıkçası, samimi bulmadım yorumlarınızı. Mademki beyin fırtınası yapmışsınız, değişik bakış açılarını da analiz, sentez yapabilmeli siniz…
    Çünkü bir yazar, her açıdan bakabilmeli ve elindeki ışığı objeye her yönden tutabilmeli. Tutamıyorsa, ya objeye bakmamalı, ya da ışığı elinden bırakmalı ki, yazarlık bu değildir. Selamlar…

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 15:50
    Permalink

    @entyazar
    şimdi birader insanlar kibri yanlış anlıyor. birisine anlamadığını göstermek kibir değildir. anlamayanın anlıyorum demesi kibirdir. iş biraz böyle bir şey. ben trigonometriden bahsederken sen bana gelip 2 kere 2 yi falan söylüyorsun beni türlü şekillerde itham ediyorsun falan. bu da okurluk herhal. ve söylediğin görüşleri de “otorite” kabul ettiğin kişilerden aldın sen düşünmedin. niye, çünkü tvye gazeteye çıktılar. benim söylediğim şeyleri ise ben kendi aklımla düşündüm. işte mesele bu..

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 18:25
    Permalink

    son olarak da şunu söyleyeyim, günümüzde bu tarikatlkara vs saldırılmasının sebebi şirk değildir. onların modernizme aykırı kıyafetleri anlayışları yaşayışları kısacası iyi kötü İslami oluşlarıdır. şirk işin bahanesidir. çünkü şirke bu kadar karşı olanların onlardan önce kırk tane şeyi eleştirmeleri lazımdır. ama onları eleştirmezler, bunları eleştirirler. yazının da ruhu budur. ama herşeyi ille de açıklama izah etme durumunda kaldığımızdan bunu da söyleyelim. çünkü başka türlü anlaşılmayacak gibi

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 22:51
    Permalink

    @admin
    Güzel… Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz. Evet gerçekten kıyafetleri, ploblem oluşturuyor bir çok kimse tarafından. Ancak sorgulanması gereken, cübbe ve sarığı, Allah’ın emredip emretmediğidir. Zira Allah(c.c) emretmemiş de, bu insanlar başlarındakilerin emirlerini harfiyen uyuyorlarsa, sizin yazınızda bahsettiğiniz ana tema oluşur(çıkar hesapları vs…) Ki Kuran’ın hiç bir yerinde geçmez.
    Kaldı ki, sadece bunu yapmakla kalmamış, Allah(c.c)’ın emretmediği bazı ibadet türlerini de (600 yıılık bir geçmişi olan) oluşturulmuşlardır ve harfi harfine yaparlar.
    Ateizm, Agnostizm, Pozitivzm,Objektivizm vs… her ne kadar bir kısım insanları etki altına almış olsa da; asıl çokluğu, büyük gücü Tasavvuf’un İslama ek bir din, bir Felsefe olarak yapıştırıldığını göremeyenler oluşturur. Hulul inancı maalesef, milyonları etkisi altına almış ve müslümanları grup grup bölmüştür. Her gurup, bir diğerini cehennemlik ilan eder, her grup kendi topluluğundan emindir, her gurup kendi başındakinin, Allah’ın(c.c) kendisine zuhur ettiğine, haşa Kainatta tasarruf sahibi olduğuna inanır. Bakın bir örnek veriyorum, İsm.Ağ. Tarikatı sitesinden;

    (şirke düştüğümüzü iddia ederler ama başımıza bir musibet geldiği zaman: “haydi şeyhine dua et de seni kurtarsın”, “haydi şeyhin sana yardım etsin” derler.)

    (Zaten Peygamberimiz zor durumda kaldığı zaman da kafirler derlerdi ki: “hadi Rabbin seni bu durumdan kurtarsın” Hatta bazen “Ne oldu Rabbin seni terk mi etti” demişlerdi.)

    Bu trajikomik yazıyı; şirkte olmadıklarını kanıtlama çabasıyla yazmışlar. Fakat gülünç olan; Şeyh ile Allah(c.c)’ı aynı kategoride ele almaları ile şirk olduğunu farkında olmadan kanıtlamalarıdır… Daha pek çok örnek mevcut, sayısız… Sayıları; sadece Türkiye’de on milyonlar…
    Ele alınması gereken asıl mevzu, İslamiyetin; insanın nefs terbiyesi ve İmanını artırmada yeterli olmadığını düşünenlerin tabi olduğu, yeni bir din olan Tasavvuf’tur. İnsanların kimini Allah’a yakın varlıklar olarak gösterir, kimini de himmete ve Şefaate muhtaç zavallı varlıklar… Bu uçurumu; zavallıların “Din akıl işi değil, nakil işidir!” diye zamanla akılsızlaştırılarak kul köle haline getirmeleriyle oluştururlar. Düşünme, sadece yap….

    Şimdi Rafet bey; söyler misiniz, bu devirde; kim kimin neden bilerek kölesi olur? Neden körü körüne itiat eder ve her emredileni yapar? Kıyafetinden, evleneceği bayan’a kadar; alacağın arsadan, arkadaş olarak edineceği kimseye kadar emir bekler ve emirden dışarı çıkmaz? Bundan daha büyük bir GÜÇ olabilir mi? Hele ki tabi olup, tövbe verenlerin sayılarını bir keşfetseniz, Rabıta yapan kimselerin çokluğunun ucundan bir tutsanız, sizi; Firavunvari despot uygulamalara kadar götürür ve siz Şirkte ne hazin, ne büyük bir uç, bir güç olduğunu farkedebilirsiniz.

    Yanıtla
  • 02/06/2012 tarihinde, saat 23:06
    Permalink

    @entyazar
    o kıtafeti Allahın emretmesi gerekmez, mühim olan o kıyafeti görünce insanların aklına din iman Allah İslamiyet ahiret gibi şeylerin gelmesidir. Bu rahatsızlık oluşturuyor. Çünkü modernizmin dini dünyacılıktır.

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 05:13
    Permalink

    bir de burada en son ideolojiler noktasına değinelim. çünkü burada sadece çok sofistike ideolojilerden bahsetmiyoruz, devletçilik milliyetçilik falan ideolojidir. hatta en eleştirilemez işler kişiler falan bu çatıdan çıkar. ümmetçilik bile.. belli bir dereceye kadar elbette tabii bir şeydir. ama ne zaman ki hakkı konuyşmanızı engelliyor, masallar anlatıyor, inanmaya zorluyor, şirke doğru gider. bütün bunlar aklı maaşın aklı maadlık taslamasından kaynaklanır. birilerin de bunu marifetmiş gibi alkışlamasından. modernizm, şu bu bunların üstüne gelmiştir. ya da bunları iyice görünür kılmış. hala daha konuşulamıyor bile. yani ideoloji derken sadece batı menşeli ideolojileri kastetmiyorum. buradaki ona uygun alıcılar da önemli.

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 16:06
    Permalink

    @admin
    O kıyafetleri görenler İslam’ı hatırlıyor değiller, yanılıyorsunuz. Bir bayanın başını kapatmış olmasıdır veya bir erkeğin temiz yüzüyle camide namaza duruşudur İslamiyeti hatırlatan. Sarık, cübbe, çarşaf vs… ler insanlara aşırılığı hatırlatır. Aşırılığı ve Allah’ın emri dışına başka insanlarla birlik olup, büyük büyük toplulukları, cemaatleri hatırlatır.
    Dedim ya Araf suresi48. Ayette; “sizi cemaatiniz de kurtarmadı, kibirlenmeleriniz de…” diye geçer bu. Bunlar Allah’ın emri değildir. Maalesef sadece zanna uyuyorlar. Hem onlar, hem de Allah’ı dille inkar edenler…

    “Fakat zan, gerçeklik adına hiç birşey ifade etmez…” Yunus / 36

    Size katılıyorum, hatta sonuna kadar katılıyorum. Çıkar hesaplaşmaları ve nefs; her insanı Allah(c.c) yolundan ayırarak, kolayca şirke girmesine sebebiyet veriyor. Ümmetçilik, milliyetçilik … yani fanatizm.. Her biri kendi tarafının ucu. Uç kısmı yani aşırılığı. Bu da Hakkı ikinci, üçüncü plana atıp, Allahın razı olmadığı şeyleri yapmalarına, hatta bazen Allah’ı tümüyle göz ardı etmelerine sebep oluyor…

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 16:59
    Permalink

    @entyazar
    o konuya tekrar girmeyeceğim. fifty fifty orada durum bence. lakin başka bir mühim meseleyi bu noktada belirtme gereği duyuyorum. o da şu ki, insanlar aklı maad boyutunda ya da mana boyutunda diyelim bir meseleyi konuşmaktan uzak, aklı maaş çok etkin olduğu için. mesela bahsettiğimiz işlerin şirk oluşu vs. insanlarda hemen o devirde yaşayan, ya da o işle en ufak ilgili herkese müşrik denilmiş gibi bir antipati oluşturuyor. ve sanki biz müşrik dediğimiz için cehenneme gidecekler gibi bir algı. bu yüzden hiç konuşulamıyor bu işler. bir defa biz dediğimiz ya da demediğimiz için bir iş karar bulmaz. ikincisi bu boyutta somut şahıslar zikredilmez kolay kolay. onlar hakkında hüküm verilmez. olgular boyutunda ele alınır mesele. peki bu ne işe yarayacaktır, aklı maaş ya bunu da sorar. bu aklı maadın bir gereğidir. dünyacı olmamanın bir sonucudur. ve nihayet bir şeyden ibret almak tövbe etmektir, çünkü bu iş icabında sana düşer, senin gerçekliğin budur vs. bu hususları belirtmek isterim.

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 19:09
    Permalink

    Evet kimsenin içini kimse bilemez. Kişiler va şahıslar da ancak dillendirdikleriyle anlaşılabilirler. Fakat neye bağlı olunduğu, kime karşı toplanılıp, çoğunluk oluşturulduğu çok mühimdir ve bu durum da açık verdirir. Testinin içi ne ile doluysa, çatlağından sızan da odur. O sebeple ilk planda, insanlara neler anlatıldığına; ikinci planda tabi olunan felsefenin özünün ne olduğuna bakmak gerek. Bu herkes için aynı. PKK, Tarikat, Objektivizm… kendi anlayışında aşırı olan her topluluğa… En büyük grubu, Tasavvuf’çular oluşturuyor ve Tasavvufu bilmeden İslamiyet sanıp tabii oluyorlar. Tasavvufun ne olduğunu, Mevlana’nın kitaplarından öğreniyoruz… Cinsel, eşcinsel ilişkilerden(bahseder) bahsetmediği hikayelerine. “Allah’ı neliksiz, niteliksiz buldum” yazdığı ve benzerlerinin dışında kalan hikayeleri… Belki de kendisi bu ahlak dışı hikayeleri yazan o değildi… kimbilir? Fakat özünde Tasavvufun ne olduğunu bilmeden, sazanlama atlıyor insanlar…
    İbni Arabi’nin Firevunun cennete gideceğini idiia ettiği kitaplara, gözü kapalı, okumadan onay veriyorlar.

    Ve çok enteresan bir şeydir; Kuran-ı Kerim o kadar kolay anlaşılabiliyorken ve korunmuşken ve okuyup anlamayanların mahşerde kör diriltileceği yazarken, insanlar arapçasından okuyup geçiyorlar…

    Ve aynı insanlar anlaşılması çok çok zor olan değiştirilmiş olma ihtimali müthiş yüksek olan, o hazretleri, bu hazretlerinin kitaplarına göre hayatlarına nizam veriyorlar.

    Ve sonra ben Kuran ve Sünnet yolundayım, mü’minim diyorlar. Akılsızlık maalesef tavan yapmış…

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 19:49
    Permalink

    @entyazar
    şimdi tasavvuf konusuna o derece girmememin bir sebebi de edebiyatın görünenden başka anlamlar kastediyor olabilmesi. ki bunun adeta ucu bucağı yoktur. tepkiselliktir şudur budur. bir de kime ve neye karşı söylendiği mevzusu. onun için şahısları tek tek ele alıp hüküm verebilmek için adeta Tanrı olmak lazım ki zaten bu işi O yapacak. bizim ısrarla güce dayanan, güce yamanıcı, dünya hayatına heveskarlıktan kaynaklanan şirki vurgulamamız bir de şirk kavramına bunun daha yakışmasıdır. böyle abuk subuk maneviyat arayışları bile bu tip dünyacılığa bir tepkidir belki de temelde.

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 20:34
    Permalink

    @admin
    Her iki savınıza da katılıyorum. Evet göründüğünden çok daha başka anlamlar içeriyor ve ucu bucağı Allah’a şirke dayanıyor.
    Ve evet kesinlikle abuk sabuk maneviyat arayışları; İslamla değil, Budizmle iç içe olan Tasavvuf(Hulul) ile yön değiştiriyor.
    Akat anlamak için Allah’ın sözlerini düşünerek, anlayarak ve yaşayarak farketmek mümkün. Çünkü O sadece Allah(c.c)’ın sözleri…

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 20:56
    Permalink

    @entyazar
    yahu yazının başından beri dünyayı dolandık geldik siz hala tasavvuf diyorsunuz. bu da bir aşırılık bence) biz bile akıl mantık boyutunda kişiler olarak bu kadar kendi frekansımızda olacaksak başkalarına ne diyeceğiz ki.

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 22:10
    Permalink

    Lakin ilgi alakanıza teşekkürler faydalı bir istişare oldu. Selamlar.

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 22:44
    Permalink

    @admin
    Araştırmalarınızı genişletmeniz için yazınıza ek yapmak ve farklı bir boyut, farklı bakış açıları getirme amacındaydım. Fakat siz bulunduğunuz noktadan her yeri görüdüğünüzü sandığınız için, o noktadan ayrılamadınız. Olmaz, illede siz gelip bu noktadan bakın dediniz. Oysaki, o bakış hep vardı zaten yıllardır. Tahlikeden haberdar etmek istemiştim, madem ki şirki konu edindiniz diye…
    Şimdi sizin terimlerinizle diyorum ki “Yahu o kadar yazdım, bu mu yani yorumunuz?”
    Ben de teşekkür ederim, okuyuculardan gözleri, kulakları perdeli olmayanların anlaması umudumla…
    Sevgi ve selamlar…

    Yanıtla
  • 03/06/2012 tarihinde, saat 23:32
    Permalink

    Ve eğer; şirke karşı Cihad etmek bir aşırılıksa, en aşırısını Peygamberler ve ona tabi olanlar yapmışlar… Kuran’da Peygamber Efendimize destek olmamız emredilmişse -ki emredilmiştir, bırakın aşırılığı, bu yolda canlar feda olsun… Allah’a emanet olun…

    Yanıtla
  • 25/07/2012 tarihinde, saat 18:25
    Permalink

    🙂 Eveet. Şirk nedir ne değildir. kısaca anlatalım. Şirk, Lailaheillallah dışındaki herşey. Bunu biraz açarsak Allah’ın 99 isminden bir tanesini ya da bir kaçını başka varlıklara izafe etmektir. Mesela resulullah dönemi müşrikleri Allahı biliyorlar fakat onun esmasını kabul etmiyorlardı. Anlaşma yapılırken rahman ve rahim olan allahın adına yerine allahın adına yazın dediler. biz rahman diye bir allah bilmiyoruz dediler. bismillah diye yazdırdılar.( bu arada günümüz müslümanları da sadece allahı biliyorlar esmasından kimsenin haberi yok. 🙂 ) Allahın isimlerinden birine ya da bir kaçına sahip çıkmak şirktir. Ama bir de onun esmasını insanın üzerinde göstermesi gerek ki bu farzdır. Çünkü insan Allahın halifesidir ve yeryüzünde onu temsil eder. Allahın isimlerinin kamil manada üzerinde gösteren zat resulullah (sav) efendimizdir. Herkez gücü nisbetinde ona benzemek durumundadır. Bu da Allahın esmasını Talimle olur. O isimlere ayna olmakla olur.bütün güzellikler Allahtan bütün kötülükler de kendi nefsimizden olduğu için insanın bu ayineliği sırasında bunu allahtan değilde kendinden bilmesi şirktir. çünkü bütün güzelliklerin sahibi Allahtır. Ya da başkasında yada başka şeyde gördüğü bir güzelliği Allaha değilde o şeye malederse o da şirktir. O YÜZDEN ESMANIN ANLAŞILMASI ALLAHIN İSİMLERİNİN TALİMİ ŞARTTIR VE BUNU DA EN İYİ ALLAHI TANIYANLAR ANLATABİLİR. HERKEZ EN İYİ KİMDEN ALLAHI TANIYORSA O KİŞİDEN ESMAYI TALİM ETMELİDİR. Bunu yapmassa şayet kendisine rehber olacak birisi illa bulunur. Ama dikkat edin bu şeytan olmasın. 🙂

    Yanıtla
  • 25/07/2012 tarihinde, saat 19:15
    Permalink

    @baysenay böyle bir şirk tarifini kim neye dayanarak yapmış merak ettim. ben o kadar imam hatip ilahiyyat okudum onca kitaplar falan okudum böyle bir tarif ne gördüm ne duydum. bu tarif kimin tarifidir. lakin enteresan tabii. tamamen yanlıştır demiyorum ama bir ideolojiyi andırıyor.

    Yanıtla
  • 26/07/2012 tarihinde, saat 00:19
    Permalink

    Ah kardeşim benim. Bu kitap bilgisi olsaydı senin ilgini çekmezdi zaten. Ama gayet basit. Allah’ın güzel isimleri diyoruz. en güzel isimler onunsa bu isimleri başkası ya da başkaları zapdederse ilahlık iddia etmiş olur ya da ilah ilan edilmiş olur. Bu kadar basit aslında . lailaheillallah derken herbir ismi tek tek ilah yerine koyup öyle okumalı ve hepsine tek tek iman etmeli . ona göre yaşamalı. yoksa lailaheillallah demiş olmayız. Bunun için de Allahın isimlerini bilinmeli ve bu isimlere nasıl ayine olunur bu talim edilmeli. Halife bu demek değil mi zaten. Mesela LARAHMANEİLLALLAH, LAVEDUDAİLLALLAH, LASETTAREİLLALLAH GİBİ. Ama bunları bize talim ettirecek kim. ? Hz Ademe isimleri talim ettiren rabbim bize de talim ettirmez mi. İşte o zaman insan meleklerin secde ettiği varlık olur. Ama önce talim şart. Kim, Kİm yaptıracak bu talimi??

    Yanıtla
  • 26/07/2012 tarihinde, saat 01:14
    Permalink

    @baysenay işi dallandırıp budaklandırma bu bence. Allahın Mümin ismi bile var. Basir, gören. Semi, işiten. İlahlık iddiası veya davası şirktir. İlah’ın dediğine aykırı bir “gerçek” iddiası mesela. Dolaylı bir ilahlık iddiasıdır, temel mesele de budur. Allahın isimleriyle bunun net bir ilişkisi yok. O kadar yoruma girmeye gerek de yok kanaatimce.

    Yanıtla
  • 26/07/2012 tarihinde, saat 02:31
    Permalink

    Hayırlı ramazanlar. Allah kendisine hiç bir şeyi şirk koşmayan kullarından eylesin inşaallah. selametle.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Facebook Hesabımız Youtube Hesabımız