HAKİKATÇİLİĞİN GEREĞİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Ayette “doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar işte onlardır muttakiler” der. Şöyle ki:

Allah üzerine yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde yer mi yok? Doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlardır, sakınanlar. [Zümer 32-33]

Denilebilir ki; ayette “doğrunun kabulü” iman olarak tarif ediliyor. Yine denilebilir ki; “fakat; Allah katından gelen” Lakin, yine malum ki; Kuran, Levhi Mahfuz’dan.. Yani yeni anlaşılan doğruları içinde barındırabilir bir kitap. Beri yandan, aydınlanma çağı oldu ve özellikle kainat hakkındaki ilim çok arttı. Bütün bu aradaki zamanda ise Alemi İslam’da gayet tefsir faaliyetleri oldu, önce İsrailiyyat yoğun şekilde işin içine girdi, sonra çıkarılmaya çalışıldı vs. Ama Tevrat ve İncil’in düzelticiliğine sıra gelmedi. Ve peşine aydınlanma denilen süreç geldi. Ve gerçeği, bilim, ideolojiler, entellektüeller vs söylemeye başladı. Buna karşı ise gelenekçi, muhafazakar damarlar belirdi.

Elbette şunu söyleyelim; zaman içinde, sayılı da olsa, Tevrat ve İncil’in düzelticiliği konusuna vurgu yapan İbni Hazm gibi isimler oldu, Bikai gibi tefsirinde gayet alıntılar yapanlar oldu, fakat bir damar oluşmadı. Ayetlerin maddi düzene göre tefsiri de aynı şekilde; kısmen yol alınmıştı, fakat yine de uzak kaçtı. Şimdi ise gayet imkanlar var, fakat tarihi de okuma gerektiriyor bu iş. Öte yandan; işi sırf entelektüel düzeyde de götüremiyorsunuz, çünkü Kitab’ın ilmi bu ve kitabın ilmi de mutlaka şeytanı da işin içine karıştırıyor, hakikatçilik davasını da gerektiriyor. Onun için baştaki ayet de önemli.

Yine denilebilir ki, zaman içinde şu anlaşıldı ki; müslüman var, mümin var, bir de bu Kitab’ın ilmine odaklanan ve onu aktaran hakikatçi bir taife gerekiyor. Ve diğerlerinin de biraz buna göre bir algıya taşınması.

 

Bir cevap yazın

*
= 5 + 3