HAKİKATÇİLİK VE BİDAT MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Akli, mantıki ve tarihi mecburiyetler vardır. Hakikat adamları bunu görüp gereğini yerine getirir ve getirmelidir. Bu, yeri gelir Kuran’ın toplanması olur, yeri gelir o gün anlaşılması gereken noktaların anlaşılması.

Lakin bu iş İslami geleneğimizde hem vardır hem de bir nevi “önlenmiştir”

Bu anlamda iki rivayete dikkat çekmek isterim.

Resûlullah (sav) bir gün bizde kaldı. Kalpleri titreten ve gözleri yaşartan çok korkutucu bir mevize ile bize vaaz etti. O’na denildi ki; “Ya Resûlullah (sav) vedalaşan kimsenin yaptığı vaaz gibi nasihat ettin Bize tavsiyelerde bulun.” Bunu üzerine Resûlullah (sav) buyurdular ki; “Takvaya yapışınız ve başınızda ki Halife bir köle dahi olsa onu dinleyip itaat etmeye sarılınız. Siz benden sonra şiddetli ihtilafı göreceksiniz. Onun için benim sünnetime ve hidayete mazhar kılınmış olan Hulafa’yı Raşidin’in sünnetine yapışınız. Bu sünnetleri dişlerinizle sıkıca tutunuz. İhdas edilen şeylerden sakının.Çünkü her bidat dalalettir.” (İbni Mace-Sünnet 6, Tirmizi-İlim 16, Ebu Davud-Sünnet 5, Ahmed bin Hanbel 16813)
………………………………….
Zeyd ibn Sabit şöyle demiştir: Ebû Bekr Yemâme’de şehîd olanların ölümünü müteâkib haber yollayıp beni çağırdı. Yanın¬da Umer ibn Hattâb da bulunuyordu. Ebû Bekr bana şu sözleri söyledi: Umer bana geldi ve: — Yemâme gününün şiddetli harbinde Kur’ân hafızlarından bir-çoğu şehîd oldu. Ben diğer harb sahalarında da harbin şiddetli olup Kur’ân hafızlarının şehîd edilmelerinden, bu sebeble de Kur’ân’dan büyükçe bir kısmın zayi’ olup gitmesinden endîşe ediyorum. Binâe¬naleyh ben senin, Kur’ân’ın kitâb hâlinde toplanmasını emretmeni düşünüyorum, dedi. Ben Umer’e: — Rasûlullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yaparsın? dedim. Umer: — Vallahi bu hayırdır, dedi, ve bana müracaatta devam etti. Nihayet Allah benim göğsümü bu işi için açtı ve ben de Umer’in düşündüğü bu işte onun gibi düşündüm. Zeyd dedi ki: Bu sözlerden sonra Ebû Bekr, bana hitaben şunla¬rı söyledi: — Sen genç ve akıllı bir erkeksin, biz seni hiçbir kusurla ittihâm etmiyoruz. Sen Rasûlullah için vahyi yazıyordun. Binâenaleyh sen Kur’ân’ı tetebbu’ et ve onu bir araya topla! Zeyd buna karşı: Vallahi eğer bana dağlardan bir dağın nakle¬dilmesini teklîf etmiş olsalardı, o iş benim üzerime, bana emrettiği bu Kur’ân’ı toplama işinden daha ağır olmazdı, dedi. Zeyd dedi ki: Ben: — Sizler, Rasûlullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz? dedim. Ebû Bekr: — Allah’a yemîn ederim ki, bu hayırlı bir iştir, dedi. Ve Ebû Bekr bana müracaatta devam etti. Nihayet Allah, Ebû Bekr’le Umer’in akıllarını yatırdığı ve göğüslerini ferahlandırdığı bu işe, benim de aklımı açtı ve gönlümü ferahlandırdı. Bunun üzerine ben de Kur’ân’ın ardına düşüp gereği gibi araştırdım ve onu yazılı bulunduğu hurma dallarından, ince taş levhalardan ve hafızların ez¬berlerinden topladım. Nihayet et-Tevbe Sûresi’nin sonunu Ebû Hu-zeyme el-Ensârî’nin yanında buldum. O âyeti ondan başka kimsenin yanında bulmadım. Bu âyet, “Le kad câekum rasûlun min enfusi-kum azîzun aleyhi mâ anutum.,.” sözlerinden Berâe Sûresi’nin so¬nuna kadar devam eden âyetti.Neticede toplanan bu sahîfeler, tâ Allah kendisini vefat ettirinceye kadar Ebû Bekr’in yanında bulun¬du. Sonra hayâtı müddetince Umer’in yanında kaldı. Bundan sonra Umer’in kızı Hafsa’nın yanında kaldı. (Buhari-Fedailul Kuran 3, Tirmizi-Tefsirul Kuran 9)
…………………………………………….
Dikkat edilirse; ilk rivayette, sonradan ortaya çıkmış bir şey olan ve nedense o anda kimsenin sormadığı “Hulefai Raşidin” diye bir tabir var ve bu ikinci rivayette geçen “Resülullah’ın yapmadığı işi yapmaya” sadece onlara has bir kapı açmış oluyor.
Ya da onların yaptığı iş “bidat görülebilir” diye onlar bir şekilde istisna ediliyor.

Lakin o iş “Kuran’ın korunması” tabii bir iştir, tabii işler ise bidat olmaz. Ama böyle her işi sünnet-değil diye görmek tabii değildir, o bidattir manen. Çünkü, sünnette, tabii-fıtri olana uygunluk vardır, her işi “şartlarından gereklerinden soyutlayarak” bu şekilde masaya yatırma ise tabii değil.
Mesele ise Hulefai Raşidin’in tabii işi “sünnette olmadığından” adeta bidat sayılmış önce ve sonra da “onların sünneti” sınıfına sokularak kurtarılmış.. Tabii akıl mantık planındaki bir işlem bu. Belki de herkes her şeye soyunmasın diye.. Lakin bu tip işlemler insanlara yapma bir ilahiyat yükler, mesele bu. Pratikte, ilk etapta, belki faydalı, düzen sağlayıcı bir şeydirler ama sonra kangrene dönüşürler, zamanı geldiğinde irade gösterilemez olur bu yüzden.
……………………..
Mesela bu atmosfer (evham-bahane) içerisinde Kuran’ın matbaada çoğaltılması, hatta başka dillere çevrilmesi hep büyük bir tedirginlik konusu olmuştur.
………………………………
Onun için Kuran’ı iyi anlama noktasında günümüzde çok gerektiği halde “İncil ve Tevrat ile beraber okunmalı-Kainat ayetleriyle beraber okunmalı” meselesi de kolay anlaşılmayacak gibi mesela..
……………………………………..
Lakin mesele şu ki, ilahi takdir Kuran’ın toplanmasını Peygambere değil “başkalarına ve onların kararına” bırakmışsa bilelim ki bize de kalan bir şey var ve onu biz bulacağız. Çünkü hakikatçilik=gelenek değildir, çünkü iman her şeyden önce irade.

Bir cevap yazın

*
= 4 + 4