ana sayfa > KUR'AN ARAŞTIRMALARI > HARUN (AS) VE ALTIN BUZAĞI MESELESİ

HARUN (AS) VE ALTIN BUZAĞI MESELESİ

Pazar, 25 Eyl 2016 yorum ekle yorumlara git

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Tevrat’a göre altın buzağıyı yapan Harun’dur, öte yandan yine Tevrat’a göre kutsal işlerle, kohenlikle, Harun ve onun soyundan gelenler görevlendirilmiştir.

Kuran’a göre ise altın buzağıyı yapan Samiri’dir, Musa (as) “neden engel olmadın” diye kızar bir tek ona.

Tevrat’ta şöyle geçer:

Halk Musa’nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun’un çevresine toplandı. Ona, “Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap” dediler, “Bizi Mısır’dan çıkaran adama, Musa’ya ne oldu bilmiyoruz!”

Harun, “Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin” dedi. Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Harun’a getirdi. Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk “sizi Mısır’dan çıkaran Tanrınız budur!” dedi.

Harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, “Yarın RAB’bin onuruna bayram olacak” diye ilan etti. Ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Sonra oturup yediler, içtiler, kalkıp alem yaptılar.

RAB Musa’ya, “Aşağı in” dedi, “Mısır’dan çıkardığın halkın baştan çıktı.  Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. ‘Ey İsrailliler, sizi Mısır’dan çıkaran ilahınız budur!’ dediler.” RAB Musa’ya, “Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum” dedi, “Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni büyük bir ulus yapacağım.”

Musa Tanrısı RAB’be yalvardı: “Ya RAB, niçin kendi halkına karşı öfken alevlensin? Onları Mısır’dan büyük kudretinle, güçlü elinle çıkardın. Neden Mısırlılar, ‘Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısır’dan çıkardı’ desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten. Kulların İbrahim’i, İshak’ı, İsrail’i anımsa. Onlara kendi üzerine ant içtin, ‘Soyunuzu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Söz verdiğim bu ülkenin tümünü soyunuza vereceğim. Sonsuza dek onlara miras olacak’ dedin.”

Böylece RAB halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti. [Çıkış 32: 1-14]

Musa ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı. Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsrailliler’e içirdi. Harun’a, “Bu halk sana ne yaptı ki, onları bu korkunç günaha sürükledin?” dedi. Harun, “Öfkelenme, efendim!” diye karşılık verdi, “Bilirsin, halk kötülüğe eğilimlidir. Bana, ‘Bize öncülük edecek bir ilah yap. Bizi Mısır’dan çıkaran adama, Musa’ya ne oldu bilmiyoruz’ dediler. Ben de, ‘Kimde altın varsa çıkarsın’ dedim. Altınlarını bana verdiler. Ateşe atınca, bu buzağı ortaya çıktı!” Musa halkın başıboş hale geldiğini gördü. Çünkü Harun onları dizginlememiş, düşmanlarına alay konusu olmalarına neden olmuştu. [Çıkış 32: 19-25]

Kuran’da ise şöyle geçer:

“Ey Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir?” (dedik.) Musa: “Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnud olasın” dedi. Allah: “Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı” dedi.

Hemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?” Onlar dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı.” Nihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: “İşte sizin de, Musa’nın da ilâhı budur, ama o unuttu” dediler. Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.

And olsun ki Harun daha önce onlara: “Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân’dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin” demişti. Onlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: “Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz.” (Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: “Ey Harun! bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu?” “(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin?” Harun: “Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin ‘İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın’ diyeceğinden korktum.” dedi.

(Hz. Musa bu defa Sâmirî’ye dönerek) “Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?” dedi. Sâmirî: “Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail’in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi” dedi. (Musa ona şöyle) dedi: “Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, ‘benimle temas yok’ diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkum olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir buluşma yeri/zamanı vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız.” Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. [Taha 83-98]

…….

Demiştik ki; Tevrat’a göre Harun ve sülalesi ayrıca kohen ilan edilmişti ve bu olay tam da bir önceki sahnede, Musa (as) dağdayken olur ve değiştirilmez.  Kalıcı bir kural olarak kâhinlik onların işi olacak…[Çıkış 29:9]

Dikkat edilirse Musa (as)’a dağdan inmesi söylendiğinde aşağıdaki işi kimin yaptığı söylenmez Tevrat’ta, Kuran’da ise söylenir. Bunun sebebi “hem suçlu hem onu ata” çelişkisini bir ölçüde gizlemektir.

Bir de Musa, Tevrat’a göre daha sonra tek başına dağa dönüp bağışlanma diler, Kuran’da ise 70 kişiyle çıkar. Bu 70 kişiyle çıkma sahnesi Tevrat’ta dağa ilk geldiklerinde olur. Şöyledir:

Sonra Musa, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi dağa çıkarak İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu. Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrı’yı gördüler, sonra yiyip içtiler. RAB Musa’ya, “Dağa, yanıma gel” dedi, “Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.” [Çıkış 24: 9-12]

Kuran’da ise şöyledir:

Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?” Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Harun’u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Harun, “Ey anamın oğlu!” dedi, “inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma.” Musa dedi ki: “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap, dünya hayatında iken de bir zillet erişecektir. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız. O kötü amelleri işleyip de sonra arkasından tevbe ve iman edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de affedici ve merhamet edicidir.

Musa’nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.

Bir de Musa, mîkatımız için (tayin ettiğimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: “Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iş de senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın.”

“Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük.” Buyurdu ki; “azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım” [Araf 150-156]

Öte yandan Tevrat’a göre ikinci çıkışında şöyle bir konuşma geçer.

Musa öncekiler gibi iki taş levha kesti. RAB’bin buyurduğu gibi sabah erkenden kalktı, taş levhaları yanına alarak Sina Dağı’na çıktı. RAB bulutun içinde oraya inip onunla birlikte durdu ve adını Yahve olarak açıkladı.

Musa’nın önünden geçerek, “Ben Yahve’yim” dedi, “Yahve, acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık Tanrı. Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, başkaldırılarını, günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği günahın hesabını oğullarından, torunlarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.” [Çıkış 34: 4-7]

………

Mesele ise şu, neden Harun’a yaptırdılar altın buzağıyı? Burada şu gerçeği bilmek lazım, Harun sülalesi, Yusuf sülalesi ve Yahuda sülalesi arasında bir tür çekişme var Yahudi tarihinde. Mesela Yusuf (as) hakkında da Süleyman ve Davud (as) hakkında da Harun (as) hakkında da çarpıtmalar var bu yüzden Tevrat’ta. Her bir taife bir şekilde etkili olmuş.

Samiriyye adı ise kuzeyde kurulan Yusuf sülalesi Efrayim önderliğindeki, altın buzağı yapıp ona tapan İsrail krallığının başkentinin adı ayrıca. Acaba bu isim neden başkentlerinin adıydı? (Hatta kimileri demektedir ki, Kuran bunu karıştırmıştır) Çünkü Yahuda sülalesi, Süleyman (as) zamanında Kudüs’te tapınak kurmuş ve liderliği ele almıştı. Ona karşı olmak adına böyle işler olmuş.. Bu krallığın Harun sülalesini yaftalaması da hiç akıl dışı değil. Çünkü tapınak aynı zamanda kohenler merkezliydi.

 

Hatta şu anda Samiri mezhebi diye bir mezheb vardır, Efrayim’in devamı olarak görülür. Bunlara göre tapınak Kudüs’te değildir.

……..

Beri yandan Tevrat’a göre dağa çıkan 70 kişi arasında Harun ve oğulları Nadav ve Avihu da var. Ve nedense “onlara bir şey yapılmadığı” vurgulanıyor ayette. Nadav ve Avihu, daha sonraki bir sahnede buluşma çadırında yanlış ateş yaktıkları için Tanrı’nın ateşiyle öldürülüyorlar.

Nadav`la Avihu Sina Çölü`nde RAB`bin önünde kurallara aykırı bir ateş sunarken öldüler. Oğulları yoktu. Elazar`la İtamar babaları Harun`un yanında kâhinlik ettiler. [Çölde Sayım 3: 4]

Öte yandan diyordu ki “babaların günahını oğullarından, torunlarından sorarım” Bu çerçevede Harun’un suçu da ceza görmüş oluyor (!) Beri yandan Süleyman’a da bir suç yükleyip oğlundan cezasının alınması vs durumları da vardır. Bu ahiret inancını da yok eden damarlardan biridir Tevratta.

Tanrı’nın karar değiştirebiliyor olması da ayrı bir meseledir; yok edecekken vazgeçiyor. Halbuki Kuran’da gazabını belli etmesi vardır, Musa af diler, yoksa karar verip değiştirmesi değil. Heva ve hevesin karıştığı çelişkilerle dolu bir yumak oluşmuş Tevrat’ta.. Farkları sıralayalım şimdi ve meselede son sözümüze bakalım.

1-Hz Musa Kuran’a göre dağa ilk çıkışında kırk gece kalmıştır ve ilk çıkışında tek idi, ilk çıkışında levhaları almıştır. Tevrat’a göre ise iki defa kırk gece kalmıştır, taş levhalar da ona iki defa verilmiştir. Denilebilir ki; ilk gelişinde taş levhaları yere atmasını “levhaları parçalama” olarak düşünüp böyle bir ikinci kırk gece çıkarmış olabilirler.

2-Yetmiş kişinin Rabbin huzuruna çıkması Tevrat’a göre ilk kırk geceden öncedir, Kuran’a göre ise sonradır, ikinci çıkıştadır. Kırk geceden ve buzağının imalinden önce olması ise şöyle enteresandır; buzağının imalinden önce Harun Tanrı’yı görmüş oluyor bu dizaynda. Çünkü yetmiş kişi için “Tanrıyı gördüler” demektedir. Her ne kadar ilerideki bölümde “yüzümü gören yaşayamaz” diyerek Tanrı sırtını gösteriyorsa da Musa’ya, burada bir soru işareti oluşmaktadır en azından. Unutmayalım ki daha sonraki İsrail krallığı altın buzağıya tapan bir krallıktı. Burada ona bir kapı açma zorlaması dikkat çekiyor.

Bir de şu vardır; Kuran’a göre kırk gecede Musa Allah’ı görmek ister, Allah Teala ise “şu dağa bak o yerinde durabilirse beni görebilirsin” der. Sonra dağ yerinde duramaz, Musa (as) bayılır, kalkınca tevbe eder. Bu sahne çok değiştirilerek kırk geceden sonraya konulmuştur Tevrat’ta. Yani altın buzağı işinden sonraya konulmuştur. Bu sahne öylesine değiştirilmiştir ki, “Allah aslında görülebilir, lakin yüzünü gören yaşayamaz”a çevrilmştir. Niye?..

3-Kuran, Harun ve sülalesinin kohenliğe seçilmişliğinden bahsetmez, Tevrat bundan gayet bahseder, tarihi gerçekliği de gayet sözkonusudur. Kuran sadece “Musa’nın kavminden hak ile adalet eden bir topluluk vardı” der ve “onları oniki kabileye ayırdık” der. (bknz Araf 158-159) Tevrata göre ise oniki kabile ve Levililer dediğimiz kutsal işlerle görevli kabile vardır. Harun ve Musa da bu kabiledendir.Harun sülalesi ise kohenler olarak bunların içinde özel bir sınıftır. Peki Harun buzağı yapmasına karşın seçilmişliği nasıl devam eder meselesine gelince. “Cezasını oğullarından sorma” mantığı işletilmiş gözüküyor burada. Ya da bu oğullar “yüzünü gördükleri için” öldüler. Harun ise aslında yapılması gereken bir şeyi yaptı (!) Hasıl, burada altın buzağıya tapan taifenin muhtemel çarpıtmasına çok açıklık dikkat çekiyor.

4- Tevrat’taMısır‘dan çıkardığın halkın baştan çıktı” der, Kuran’da Samiri onları baştan çıkardı” der. Ses olarak çok benzer kelimeler bunlar.

5- Buradaki bir diğer mesele de bizce işi yapana dokunulmaması meselesi; Samiri’ye dokunulmaması ve Harun’a da dokunulmaması. Çünkü Tevrat’a göre Musa, Levililer’e “önünüze geleni öldürün” diyor ve binlerce kişi öldürülüyor buzağı meselesinden dolayı. Bknz   Bu kabul de işi zorlamalara sokmuş olabilir. “O zaman bu öldürülmemede bir şey var” gibilerden..

Tags:
  1. şimdilik yorum yok.

*
= 4 + 8