İSA (AS) GELECEK Mİ?-SON TAHLİL

Önceki yazımızda, Kuran merkezli olarak düşünmüş ve geleceğini düşünmediğimizi söylemiştik, yalnız..

Bunu tam olarak söyleyebilmek için mevcut hadislerin “uydurulmuş” olduğunu düşünmek lazım tabii, bu konuyu es geçemezsiniz. Konuyu araştırdığımızda ise İsa (as) ile ilgili hadislerin önceden beri olduğu anlaşılıyor. Yani Kütübü Sitteden önce. Mesela Ebu Hanife (H.150) ”Deccalın, yecüc ve mecücün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, İsa’nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alametlerinin hepsi de hakktır” diye belirtmiştir Fıkhul Ekber adlı eserinde. İmam Malik’in (H.179) “Muvatta” adlı eserinde de oldukça fıkıh ağırlıklı hadisler olmasına rağmen Deccal’le ilgili bazı hadisler mevcut. Keza, Mamer Raşid Ezdi’nin (H 154), Rebi bin Habib’in (H 103) kitaplarında.

Bir de şu mesele var; neden böyle bir şey uydurulsun? Müslümanlar bugünki gibi batı karşısında aciz düşmüş falan değil ki, tam tersine fetihler tam gaz devam etmekte idi. İspanya mesela fethedilmiş, keza Kuzey Afrika, Bizansın rahatlıkla üzerine gidilmekte. Hristiyan alemi kısa zaman içinde silinip süpürülecekmiş gibi bir gidişat sözkonusu. Bu ise “işin İsa’ya kalması” gibi bir şey “bizim yapamayacağımız” anlamını da taşır çünkü. Onun için böyle bir şeyin uydurulması anlamsız. Özellikle de bu kadar yaygın bir şekilde.

Uydurma mantığı Mehdi hadisleri için düşünülebilir mesela bir derece. Siyasi nüfuz elde etmek için vs. Tabii şu nokta önemli siyasi meseleler hadis uydurmaya en teşne meseleler. Bugün şia dediğimiz mezhep, bir takım rivayetlere dayanmaktadır nihayet. Lakin İsa meselesi kimsenin kullanabileceği bir şey değil, o yüzden de sebep yok. Öte yandan ise; Mehdi, İsa, Deccal birbiriyle bağlantılı konular gibi duruyor..

Beri yandan ise Kuran İsa’ya Mesih diyor, meşiah kelimesinin onayı gibi düşünülebilir. Meşiah, meshedilmiş (kral) demek ve iktidar sahibi olmayı temsil ediyor. Halbuki İsa (as) iktidar sahibi olamadı, bu yüzden Hristiyanlar onu “göklerin iktidarı” noktasına yüceltti. Lakin, Kuran bu kelimeyi mesih-mesheden, insanları o şekilde tedavi ediyordu anlamında kullanmış, ters köşe yapmış olabilir. Hatta bu meşiah meselesi İsa’nın döneceği-iktidar olacağı anlamında “hadis uydurma” sebebi de olabilir. Çünkü meşiah literal olarak onaylanmış gibi durmakta, bir ilahiyat problemi oluyor o zaman, ya “göklerin iktidarı” onaylanacak, ya da bir iktidar durumu düşünülecek.. Ya da dediğimiz gibi mesih, meşiahın onayı anlamında değil Kuran’da. Ya da havarilerin de (kutsal ruhla) desteklenmesi olayı, İsa ile birlikte düşünüldüğünde ve nihayetinde bir iktidar durumu sözkonusu olduğuna göre bu iş bu şekilde olmuştur da denilebilir.

Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havârîlere: Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir? demişti. Havârîler de: Allah (yolunun) yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrailoğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler. (Saff 14)

 

……………………

Bir diğer mesele ise günümüzün gerçekliği; Tarihe baktığımızda iş dönmüş dolaşmış tam da bu mesih beklentisini perçinler duruma gelmiş; Hristiyanlar, Müslümanların tarih içerisindeki onca mücadelesine, gerektiğinde hoşgörüsüne rağmen, kendi içlerinde onca reform hareketlerine rağmen “teslis”ten kurtulamamış. Mesela, Amerika diye bir kıta keşfedilmeseydi böyle mi olurdu en basitinden? Ama tarih, işi bu noktaya getirmiş. Hatta Müslümanlar bu defa dinden uzaklaşmaya başlamışlar, bırakın Hristiyanın teslisini. İş tamamen bu hadislerin gerçekliğine doğru gelişmiş sanki.

Peki şimdi ne denilebilir?

“O, kıyamet için bir bilgidir, o halde ondan (saatten) şüphe etmeyin ve bana uyun.. “ ayetine gelince.. Bu ayet, işlerin zamanla bozulacağını ve nihayet İsa (as)’ın İsrailoğullarına uyarısı gibi bir uyarı gerekeceğine dair bir işaret olabilir. Lakin bu uyarıyı İsa’nın bizzat yapmasını gerektirmez bizce. Çünkü yaşadığımız süreçler de göstermektedir ki bu uyarılar yapılmaktadır, lakin pek çok insan tarafından. O’nun kıyamet için bir ilim olması da o zaman bu uyarıların yapılması lakin kaale alınmaması/alınmayacak olması anlamında “bir ilim” olabilir.

Bu anlamda Zuhruf Suresi bize müthiş bir perspektif vermekte. Surede Hristiyanlar, “Rahman’a çocuk isnadında bulunanlar” olarak vurgulanmakta.

De ki : Eğer Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, elbette ben kulluk edenlerin ilki olurdum (Zuhruf 81) 

Rahmanı inkar edenlerin ise lükse boğulacağı..    

Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da..

Ve onları zinetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise, Rabbinin katında, Allah’ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.

Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.

Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der. (Zuhruf 33-38)

Sure Mekke müşriklerinden ve Hristiyanlardan bahsediyor büyük ölçüde. Ve şöyle bitiyor.

Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette “Allah” derler. O halde nasıl çeviriliyorlar?

Ve Onun “Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir” deyişi..

Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! (Zuhruf 87-88-89)

………….

Elmalılı Hamdi Yazır “yakında bilecekler” ifadesinin sonraki sure olan Duhan suresinde açıklandığını vurguluyor. Gerçekten de sonraki sure bir kıyamet alameti olan duman’dan bahseden Duhan suresi.

Tabii en nihayet İsa (as)’ın geleceği  anlaşılıyor, fakat ondan sonra da bir bozulma ve kıyamet var nihayet. Dolayısıyla bizler yakin işine ağırlık verelim derim.Çünkü eninde sonunda iş ve kurtuluş burada..

Beri yandan bu meseleyle ilgili bir kıvam dikkatimizi çekiyor. Öyle ki iki görüşü savunanların da (gelecek ya da gelmeyecek diyenlerin) gayet delilleri var. Bu ise şöyle bir kıvam ki; mehdi mesih gibi konuların çok net geçmemesinin sebebi birilerinin onlara bel bağlamaması olabilir. Fakat bir şekilde olması da önemli, o da sonunda dünyevi hedefin gerçekleşeceğini, dünya çapında hakimiyet hedefinin olması gerektiğini, bunun boş olmadığını vurguluyor.

“İSA (AS) GELECEK Mİ?-SON TAHLİL” için 2 yanıt

  1. Selamünaleyküm.
    Bu konuda şüpheliyim.Ama gelen bir gerçek var.O’da bilimin ta kendisi.Ancak hiç kimsenin umuruna değil.O devrin bilgisiyle bilinmesi mümkün olmayan çok sayıda ayet var.Örneğin mizanın, yani tartı ölçüsünün gökten indirilmesi, dünyanın bir gezegenle(Theia) çarpışarak kütlesinin artırıldığına işaret ediyor.Evrenin yoktan yaratılması(Enam-101) büyük patlamayı, Tarık suresinin ilk üç ayeti kara delik yıldızları yazıyor.Daha onlarcası var.Ama okullardaki din dersi kitaplarında bir tanesi dahi yazmıyor.Büyük günahlar da öğretilmiyor.Daha da acısı, Diyanet işlerinin Kuran tefsirinde de zıt çiftler haricinde diğerleri yok.Mesih ve Mehdi gelse de böyle müslümanları nasıl düzeltecek*

  2. @Ferda Yamanoğlu Aleyküm selam. Allah razı olsun, hassasiyetlerinize katılıyorum. Bu dünya bir hadiste de belirtildiği üzere fırtına, kasırga, tufan ortasında ekin ekmeye benziyor. Niyetler önemli velhasıl, onu koruyabilirsek ne ala.

Bir cevap yazın

*
= 5 + 8