Menü
Kategoriler
İMAN MESELESİ HAKKINDAKİ BAZI İNCELİKLER
04/01/2019 KUR'AN ARAŞTIRMALARI

İncillerde iman mucize yapmanın yolu olarak geçiyor adeta. Şöyle ki:

Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsa’ya yaklaşıp önünde diz çöktü. “Ya Rab” dedi, “Oğlumun haline acı! Sarası var, çok acı çekiyor. Sık sık ateşe, suya düşüyor.  Onu senin öğrencilerine getirdim, ama iyileştiremediler.” İsa, “Ey imansız ve sapmış kuşak!” dedi. “Sizinle daha ne kadar kalacağım? Size daha ne kadar katlanacağım? Çocuğu buraya, bana getirin.” İsa cini azarlayınca, cin çocuktan çıktı, çocuk o anda iyileşti. Sonra öğrenciler tek başlarına İsa’ya gelip, “Biz cini neden kovamadık?” diye sordular. İsa, “İmanınız kıt olduğu için” karşılığını verdi. “Size doğrusunu söyleyeyim, bir hardal tanesi kadar imanınız olsa şu dağa, ‘Buradan şuraya göç’ derseniz, göçer; sizin için imkânsız bir şey olmayacaktır.” (Matta 17: 14-21)

Elçiler Rab’be, “İmanımızı artır!” dediler. Rab şöyle dedi: “Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dut ağacına, ‘Kökünden sökül ve denizin içine dikil’ dersiniz, o da sözünüzü dinler.  (Luka 17:5-6)

Ayrıca İsa (as)’ın çeşitli mucizeleri karşıdakinin imanı sayesinde gerçekleştirmesi geçer başka yerlerde. Böylece iman mucize gösterme ve mucize görmenin adeta bir yolu olarak gösterilir. Ve denilebilir ki; halüsünasyona uygun bir zihin dünyası oluşturulur.

……………..

Ayette ise şöyle geçiyor:

Allah şöyle diyecektir: “Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrailoğulları’na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: “Bu ancak apaçık bir sihirdir” dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum.

Hani Havarilere: ” Bana ve Resulüme iman edin” diye ilham etmiştim. Onlar da: “İman ettik, bizim şüphesiz müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi.

Havariler:” Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. İsa da: “İnanıyorsanız Allah’tan korkun” dedi.

Havâriler: “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu bizzat görenlerden olalım” dediler.

Meryemoğlu İsa da: “Allah’ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!” dedi.

Allah buyurdu ki:” Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım” (Maide 110-115)

Burada dikkat çeken, Kuran’da mucizelerin Allah tarafından yapıldığının vurgulanması. İncillerde ise iman ile olan bir şey olarak geçmesi. Çünkü İsa (as) Peygamber değil, Allah’ın oğlu “edilecek”

Öte yandan havarilerin hafiften bir şüphesi Kuran’da da belirtiliyor. Fakat İncillerde bu bambaşka bir şekle çevrilmiş.

Kuran’da bahsedilen şeye “yakın” bir anlatı ise şöyle İncillerde:

İsa bunu duyunca, tek başına tenha bir yere çekilmek üzere bir tekneyle oradan ayrıldı. Bunu öğrenen halk, kentlerden çıkıp O’nu yaya olarak izledi. İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi. Akşama doğru öğrencileri yanına gelip, “Burası ıssız bir yer” dediler, “Vakit de geç oldu. Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.” İsa, “Gitmelerine gerek yok, onlara siz yiyecek verin” dedi.
Öğrenciler, “Burada beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok ki” dediler. İsa, “Onları buraya, bana getirin” dedi. Halka çayıra oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi, onlar da halka dağıttılar. Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu topladılar. Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, yaklaşık beş bin erkekti.

Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakaya geçmelerini buyurdu. Bu arada halkı evlerine gönderecekti. Halkı gönderdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı. O sırada tekne kıyıdan bir hayli uzakta dalgalarla boğuşuyordu. Çünkü rüzgar karşı yönden esiyordu.
Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Öğrenciler, O’nun gölün üstünde yürüdüğünü görünce dehşete kapıldılar. “Bu bir hayalet!” diyerek korkuyla bağrıştılar.
Ama İsa hemen onlara seslenerek, “Cesur olun, benim, korkmayın!” dedi.
Petrus buna karşılık, “Ya Rab” dedi, “Eğer sen isen, buyruk ver suyun üstünden yürüyerek sana geleyim.”
İsa, “Gel!” dedi.
Petrus da tekneden indi, suyun üstünden yürüyerek İsa’ya yaklaştı. 
Ama rüzgarın ne kadar güçlü estiğini görünce korktu, batmaya başladı. “Ya Rab, beni kurtar!” diye bağırdı.
İsa hemen elini uzatıp onu tuttu. Ona, “Ey kıt imanlı, neden kuşku duydun?” dedi.
Onlar tekneye bindikten sonra rüzgar dindi. Teknedekiler, “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlu’sun” diyerek O’na tapındılar. (Matta 14: 13-33)

İncillerdeki bu kısımda dikkat çeken, gökten sofra indirilmesini havariler istemiyor ve gökten de inmiyor sofra, fakat mucize bir yemek söz konusu. Öte yandan bir havari su üstünde yürümeyi istiyor. Ve buralarda İsa hep işi yapan kişi pozisyonunda. Ve en sonunda da asıl mevzu “gerçekleştiriliyor”

İman, iman diye diye yoldan çıkmanın da böylesi.

Peki acaba bu nasıl buna döndü? Herhalde “imanı kolaylaştırma” amacı da vardı birilerinin, sırf “kötü niyet” değil. 
 
Onun için imanı, herşeye hemen inanma ve inandırma meselesi olarak değil, öncelikle neyse o noktasında görmek gerekir.  Bu ise ister istemez bir mücadele gerektirir. Çünkü hayatın akışında işler o tarafa bu tarafa yoğunlaşmış bir şekilde bize gelebilir.
 
Bir başka mesele ise şudur; İncil ve Tevrat, halen dünyada bunca insanın inandığı bir kitap. Ve Kuran’ın şu bariz düzelticilikleri var. İnsan hakikatçilik davası için başka ne arıyor?! 
Bu bağlamda da bu defa İncil’deki şu kısım haklı gözüküyor:
 
Hiç kimse kandil yakıp bunu bir kapla örtmez, ya da yatağın altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar.Çünkü açığa çıkarılmayacak gizli hiçbir şey yok; bilinmeyecek, aydınlığa çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur.Bunun için, nasıl dinlediğinize dikkat edin. Kimde varsa ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa kendisinde var sandığı bile elinden alınacak.” [Luka 8: 16-18]
Bu da “ey iman edenler iman ediniz” gibi ayetlerle ve şu ayetle uyumlu: “Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur. Onları aydınlıktan alır karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara 257)
Bir cevap yazın
*