İNCİR, ZEYTİN VE TURİ SİNİN MESELESİ

Tevrat Yasa’nın Tekrarı 33/2’de şöyle der: “Rab Sina’dan geldi, onlara Seir’den doğdu, Faran Dağından parladı” Faran ise Hacer ve İsmail’in gittiği yerdir. Biliyoruz ki orası Mekke idi. Dolayısıyla Hz Muhammed (sav)’e büyük bir işaret var burada. Kuran’da ise “İncire ve zeytine.. Turi Sinin’e.. Ve bu emin beldeye” denilmekte. Buradaki Turi Sinin ifadesi ise tekil olarak düşünülmekte ve Turi Sina’dır denilmekte tefsirlerde. Biz bu ifadeyi “Turi Sina’lar” olarak çevirdik. Her ne kadar Arapça’da Tur kelimesi tekilse de “ye ve nun” çoğul yapmakta kullanılır ve “Turi Sina” çoğul yapılacaksa Turi Sinin olabilir. Elbette bu sadece aklımıza öyle geldi tarzında bir durum değil.

Bir defa bu Turi Sina’lar anlamı işi netleştiriyor. Bu da gerekli. Çünkü bu ayetleri, “Tevrat’ta da şöyle denilmişti, burada da böyle deniliyor” diye izah edeni nadir gördüm önceki tefsirlerde. Bir İbni Kesir’de şöyle bir ifade var.
“Derler ki: Tevrat’ın sonunda bu üç yer zikredilmiştir : “Tanrı Tûr-u Sînâ tarafından geldi” Yani Mûsâ (a.s.) ile konuştuğu yer. “Sâîr’de parladı.” Sâîr, Tevrat’ta Nasıra yakınlarındaki dağlardan birinin adı olarak geçer. Bununla Allah Teâlâ’nın İsâ (a.s.)yı peygamber olarak gönderdiği kutsal dağ kasdedilmektedir. “Ve Fârân dağlarında açıkça göründü” Bununla Allah Teâlâ’nın Muhammed (a.s.)’ı elçi olarak gönderdiği Mekke dağları kastedilmektedir. Burada zaman içerisindeki sıralamaya göre zikredildiği gibi, varlık sırasına göre de zikredilmiştir. Bu sebeple Allah Teâlâ, önce en değerliye, sonra daha değerliye sonra da her ikisinden daha değerli olan kente kasem etmiştir. (bknz İbni Kesir Tefsiri, İbni Teymiyye’nin çeşitli kitaplarından alınarak hazırlanan İbni Teymiyye Tefsiri’nde de burada geçen mantık iddialı bir şekilde savunulmakta)

Öte yandan, Razi, Elmalılı, Mevdudi, Kuran Yolu Tefsiri gibi kaynaklar, başka bir yerde mübeşşirattan bahsederken Tevrat’taki “Rab Sina’dan geldi, onlara Seir’den doğdu, Faran Dağından parladı.” sözünü kullanırlar, fakat Tin Suresi Tefsri’nde buna değinmezler.

Genel olarak ise önceki tefsirlerde incir ve zeytini direkt kendi anlamıyla alanlar var, biri Şam’da biri Kudüs’teki mescide işarettir diyenler var, buralardaki iki dağdır diyenler var vs. Halbuki ayette zeytinin Turi Sina’da çıktığı belirtilir. (bknz Müminun 20) Demek ki bir dağ da incirle alakalı denilebilir burada. Saniyen; Kuran’daki hurufu mukattaadan bir tanesi TaSin’dir, TaSin ise Kuran’da bir defa geçer, iki defa da TaSinMim geçer. TaSinMim’lere Turi Sina Musa ve Turi Sina Muhammed diyebiliriz. Bir tane TaSin ise Turi Seir olabilir ve bir başka Turi Sina.. Dolayısıyla işi Turi Sina’lar anlamına getiren ipuçları gayet çok. Ve böyle düşünülmeyince mühim bir vurgu gözden kaçıyor, bu kadar önemli bir delil tefsirlerde neredeyse belirtilmiyor. Gerçi İbni Kesir Tefsiri’nde geçtiği üzere herhalukarda belirtilebilir fakat netleştirme de önemli gözüküyor.

Öte yandan, devam eden ayette şöyle denilir:

“Öyleyse; bundan sonra sana dini yalanlatan nedir?!” (Tin 7)

Yani; “büyük bir delil var ortada..” Sonra bu söz yerini bulur değil mi? Peki o delil nedir?..

Yine denilebilir ki; neden Kuran bunu pat diye söylememiştir de böyle biraz komplekstir? Elcevab: Çünkü böyle olunca bugüne de delil olmakta. Pat diye söylenen bir şeyden insan icabında şüphelenebilir, halbuki pat diye söylenebilecekken böylesi zor çıkan bir yapı olması üstten geldiğini gösterir.

Bir cevap yazın

*
= 4 + 0