“İNSAN NEDEN ÖĞÜT ALAMAZ?”

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Kuran bunca hak, hakikat ve yol göstericidir de neden kabuller bu kadar zor meselesi aslında biraz izaha muhtaç. Çünkü insan da akıl sahibi.. O zaman ne oluyor da bu olmuyor? Sadece kuru bir inat mı? Mesela Ebu Cehil’in aslında Hz Muhammed (sav)’in peygamberliğini bildiği ama inadı geçer kaynaklarda. Yahut ayetlerde Yahudilerin çocuklarını tanır gibi tanıdıkları fakat inkar ettikleri geçiyor. (bknz Bakara 146) Bu işin bir boyutu denilebilir, lakin bir de yalanlama var. Mesela Müddessir Suresi’nde şöyle geçer:

“Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti. Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti. Sonra baktı. Sonra kaşını çattı, surat astı. Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı. “Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir.” “Bu, sadece bir insan sözüdür.” Ben onu sekara sokacağım. [Müddessir 18-26]

Burada ise işine gelmeyen bir noktadan hemen kaçış şeklinde bir düşünme dikkat çekiyor. Surenin sonunda ise şöyle geçer:

“Hayır, o kuşkusuz bir öğüttür.
Dileyen ondan öğüt alır.
Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. O takva ehlidir ve bağışlama ehlidir.” [Müddessir 54-56]

Dikkat edilirse bu kısımda Allah Teala, takva/sakınma ehli ve bağışlama ehli olarak belirtiliyor. İnsanın sakınacağı  şey ise öncelikle şirktir.

Bakara 2. ayette ise “bu kitap kendisinde şüphe olmayandır, sakınanlar için yol göstericidir” diyor. İş bu noktada iyice netleşiyor.

Hasılı velkelam; öğüt almak, kabul, hatta kulak verebilme de bu özellikte olmaya bakıyor denilebilir. Sakınma ve tevbeye. Yoksa kişi “durduruluyor” Örneğin şöyle geçer:

“Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da kafaları kalkıktır.
Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Artık göremezler.
Onları korkutsan da korkutmasan da onlara birdir, inanmazlar.
Sen ancak Zikr’e uyanı ve görmediği halde/gizlide Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.” [Yasin 7-11]

Ve denilebilir ki, bu son kısımda tek başına olduğunda Allah’a duyulan saygı en belirleyici şey olarak gözüküyor. Bu ise görünmeyen Allah’a kendi kendine bir yöneliş, ilkesel bir akıl gerektirir. Tamamen dünyevi akılla (aklı maaşla) dolu olma bu yönde büyük bir tehlike. Kuran’ın Levhi Mahfuzdan ve yeni anlaşılacak boyutları olan bir kitap olduğu düşünülürse ve yüzeysel, ezbere, çevresel bir imanın iman olarak görüldüğü düşünülürse bu tehlike daha iyi anlaşılır.

Bir cevap yazın

*
= 3 + 5