İNSANLARIN KENDİ ELLERİYLE YAPTIKLARI YÜZÜNDEN KARADA VE DENİZDE BOZGUN ÇIKTI İFADESİ HAKKINDA

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Rum Suresi 41. ayette şöyle denilmekte: İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı. Umulur ki dönerler diye (Allah) yaptıklarından bir kısmını onlara tattırmaktadır. 

Eski müfessirler ayette geçen “karada ve denizde bozulma ortaya çıktı” ifadesini tefsir ederken çok zorlanmışlardır. Mesela Razi şöyle der:

“Alimler, ayetteki, “karada ve denizde” ifadesi hususunda, değişik görüşler beyan etmişlerdir. Bu cümleden olarak müfessirlerin bir kısmı, bununla, tufan korkusunun kastedildiğini söylerlerken, bir kısmı da, “bu, bir kısım arazinin, hiçbir şey bitirmemesi; deniz sularının acıması, acılaşması… demektir” demişlerdir. Diğer bazıları da şöyle demişlerdir: “Ayetteki bahr (deniz) kelimesiyle, şehirler kastedilmiştir. Çünkü Arapların plânı su üzerine kurulu olduğu için, şehirlere, buhur adını verirler. Şöyle de denilebilir: Denizde fesadın zuhur etmesi, gözelerin suyunun azalması demektir. Çünkü gözeler de denizlerden sayılır.”

Hatta şöyle görüşler vardır:

Mücahid demiştir ki: Karada ortaya çıkan fesattan maksat, Hz. Âdem’in oğullarından birinin diğerini öldürmesi, denizde ortaya çıkan fesaf’tan maksat ise, Hz. Musa ve Hızır’ın yolculuğu esnasında zikredilen zalim kralın herkesin gemisini gasbedip almasıdır. İbn-i Zeyd ise diyor ki: Yeryüzünde fesat çıkmasından maksat, yağmurun kesilmesidir. Yağmur kesilince yeryüzünde kıtlık başlar. Denizin ise hayvanları kör olur. (bknz Taberi Tefsiri)

Halbuki günümüzde “karada ve denizde bozulma ortaya çıktı” ne demektir diye sorulsa hemen “küresel ısınma” denilecektir. Çünkü karalarda çölleşme, denizlerde buzulların erimesi dolayısıyla yükselme vs var. Hatta kapitalizmin ve modernizmin oluşturduğu daha pek çok kirlenme var. Bunun sebebi de isteklerin, arzuların, hevanın tanrılaştırılması dediğimiz süreç.

İşte bu noktada sonraki ayet de netleşiyor. Şu ayet: “De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.”

Bu şu açıdan kritik; günümüzde genelde ateizm, deizm türünde akımlar var. Ayette ise “öncekilere bakın, onların çoğu müşriklerdi” diyor. Yani “siz de bundan dönün” Müşriklik ise ille de “başka şeylere ilahımız deme ve tapma” şeklinde düşünüldüğü için günümüz açısından biraz zor düşünülebilir bir konu. Mesela Razi muattıla denilen tabiatçılık akımını müşriklerden saymaz, şöyle der: “Her kâfir, müşrik olmasa bile helak olmuştur. Hatta onlardan muattıla olanlar da vardır. Fakat bunlar azınlıktadırlar. Kâfirlerin ekserisi müşriktirler.” (Not: Gerçi Zariyat 51’in tefsirinde izahat yapar ve “her müşrik muattıla, her muattıla müşriktir” der ama burada böyle der) Hasılı bilmeliyiz ki hevaların ilahlaştırılması da şirk kapsamına girer. Unutmayalım ki, dünyada 200 yıldır nasıl daha iyi yaşarız, nasıl daha keyifli yaşarız davası vardır aşırı derecede. Bu ise daha da öncesinde, “kutsal kitapların devri geçti” anlayışına gidiyor.

Çözüm ise ezbere bir gelenekçilik değil sonraki ayette belirtilen konudur. Şöyle denilir: “Allah’tan geri çevrilmesine hiçbir çare olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün parça parça ayrılırlar.” [Rum 43]

Buradaki dosdoğru din ifadesi, Rum 30. ayette belirtilir. Şöyle ki: “Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.”

Yani hakkıyla Allah’a ve Kitab’a yönelme gerekiyor. Ve belki şunu da iyi farketmeli, öyle ya da böyle insanlık tarihi olarak işi ele almak zorunluluğu var. Bu rüzgarlar, cereyanlar her yeri etkiliyor. Açıklama, izah ve çözüm de öyle olmalı.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 9

Youtube Hesabımız
Facebook Hesabımız