KADER HAKKINDAKİ KAFA KARIŞIKLIĞI VE SEBEPLERİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Kader, Allah’ın herşeyi bilmesi, bir ölçüye göre yaratması demek. Buradaki mesele ise şu; insanların hemen aklı maaş ile “o zaman beni niye yarattı?” demesi. Bazıları ise dile getirmeden adeta şunu diyor hemen “demek ki ben seçilmişim”

Ve ikisi de hakikate yanaşmıyor sonra.

Kimisi de buna bakıp “demek ki kader yoktur” diyor, o da aklı maaşla.

Yani mesele, aklı maaş demek, önce ondan kurtulmalı. Zaten hakikate ulaşmak da onu gerektirir.

İnsan, kader meselesine, varlıklar alemi-Allah-Tevhid-Kuran üzerinden bakmalıdır velhasıl öncelikle, kendi üzerinden değil. Aksi takdirde sorun problem bitmiyor. Dön dolaş insanlar bu vesileyle hakikatten uzaklaşıyor.

‏ لاَ يَمُوتَنَّ أَحَدُكُمْ إِلاَّ وَهُوَ يُحْسِنُ بِاللَّهِ الظَّنّ‏

“Sizden birisi ancak Allah’a zannı güzelleştiriyor iken ölsün” (Müslim,Cennet-81-82)

diye bir hadis var. Bu çerçevede oldukça yol gösterici bir hadis. Burada ise iş öncelikle Müslümanlara düşüyor tabii. İnsan düşünmeli, Sen niye müslümansın? İslam hakikat olduğu için mi? Yoksa öyle bir çevrede büyüdün/seçildin diye mi? Ya da birileriyle karşılaştın/ seçildin, bir şeyle karşılaştın/seçildin.  Ve “madem ki seçildin, hakikattir” öyle mi? Eğer ezbere inançlar-kabuller çok yaygınsa iddia budur demektir.

Şunu iyi bilelim ki; bir imanın şartları vardır ve bir de insanın bunların üzerine yaptığı yorumlar/zanlar. Nihayetinde ise kişinin imanını o zanlar belirler. Bu bağlamda ise hakikate yönelmek bir mecburiyettir. Yoksa zan nefsine kalacaktır ve hiç de iyi olmayacak. Çünkü burada sözkonusu olan sadece senin zannın da değil, yukarıda belirtildiği üzere.

Ve tabii “nefsine” dediğimiz de görünüşte çok başka şeyler olabilir, sanki nefis değilmiş gibi. Cemaatler, tarikatler vs. Ezbercilik mi var, manacılık mı, mühim olan odur. Ezbercilik varsa bu dön dolaş nefsine gider, başka bir şeye değil.

Şunu bilelim ki, sonra; Peygamber, kendisine ilk vahiy geldiğinde eve geliyor ve şüphede. Beni örtün diyor ve daha sonra da eşi Hatice’ye olanları anlatıyor “kendim hakkında korktum” diyor. Yani hayal mi bu, başka bir şey mi, deliriyor muyum gibilerden. Hz Hatice onu teskin ediyor, “Allah seni şaşırtmaz” diyor ve sonra bir alim olan Varaka’ya gidiyorlar, o “bir Peygamber olduğunu” söylüyor, “kavminin onu şehirden çıkaracağını” söylüyor. Velhasıl, Peygamber nasıl bir akıl, mantık ehli!.. Gerçek vahiy geldiği halde hemen “ben şuyum buyum” moduna girmiyor. Kimileri ise gayet basit şeylerden gayet kesin hükümlere adeta koşuyor hak hakikat diye. Tevafuklar veya en küçük bir hissiyat bir şeye inanmak veya silmek için kafi. Kader vardır lakin, sanıldığından çok daha karışıktır bilelim. Akıl, mantık ehli olalım, “kapılıcı” değil. Bizim yolumuz, Kuran indiğine göre, O’ndan bağımsız olamaz. Kuran ile hak hakikat tesbitleri ile geçecek bir ömürdür Allah’ın izniyle. Ve kimseye bu az gelmemeli. “Bugünü kapsayan” (dolayısıyla tarihi) bir çerçeveye ulaşmadan hakikate ulaşmış olmayız çünkü. Ve ortalık bunu geciktirecek, engelleyecek aklı maaşla dolu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 3

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ