KALPLERİNİZİN KAZANDIKLARI İLE SORUMLU TUTAR İFADESİ, BAKARA 225 TEFSİRİ

Bakara 225. ayette ağız alışkanlığı, kasıtsız yeminle kasıtlı yemin karşılaştırılır. Kasıtlı yeminden sorumlu olunduğu belirtilir. Ve burada “kalplerinizin kazandığı ile sorumlu tutar” ifadesi geçer. Peki kalbin bir şey kazanması nedir? Razi şöyle der: “Kalbe gelen düşünceler iki kısma ayrılır. Bunların bir kısmını insan kalbine iyice yerleştirir ve onları gerçekleştirmeye azmeder. Bir kısmıysa böyle değildir. Aksine bunlar insanın hoşlanmadığı, fakat içinden de bir türlü söküp atamadığı şeylerdir. İnsan birinci kısımdakilerden sorumludur, ikinci kısımdakilerden ise mes’ûl değildir. Hak Teâlâ’nın: “Allah, sizi yeminlerinizdeki lağvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat sizi kalblerinizin kazandıkları yüzünden sorumlu tutar” (Bakara 225) âyetini görmez misin? Yine O, bu sûrenin sonunda, “(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi faydasına, kazandığı (şer) kendi zararınadır”, yine “Mü’minler arasında kötülüğün yayılıp duyulmasını arzu edenler…” (Nur 19) buyurmuştur. İşte dayanılacak cevap budur.” (bknz Bakara 284 tefsiri)

Hasılı burada içte bir şeyin büyüdüğünü ve sonra bir “kazanım” şeklinde bir iş yapıldığını düşünebiliriz. O halde içte büyütülen şeylere de dikkat. Özellikle de bu imaj, propaganda ve yönelişler çağında..

Antiparantez; burada şuna dikkat ki, şu hadis de “içten geçenler serbest” şeklinde anlaşılmamalı; “Allah ümmetimin içinden geçirdiklerini –söylemedikçe ve yapmadıkça– bağışlamıştır” (Müslim-Îmân 201-202)

Buradaki mevzu, “evham türü şeyler zaten olur” gibi anlaşılmalı. Yoksa “iç bir çıfıt çarşısı olabilir, serbest” şeklinde değil. Şunu unutmamalı ki sonuçta insan önce kalben bir yerlere gider, sonra fiiliyata dönüşür iş. Ve bu kalben gidiş de dolayısıyla serbest görülemez. Hasılı hadisteki “söylemedikçe ve yapmadıkça” ifadesi, kalben de ona çok kasıt etmeme demektir. Nitekim bir hadiste şöyle der: “Dördüncüsü de Allah’ın ne mal ne de ilim verdiği kimsedir. Bu kişi der ki, ‘Eğer malım olsaydı, ben de falan gibi yer-içerdim.’ Bu da niyetinin karşılığını görür. Binaenaleyh bu iki kişinin vebali eşittir.” (Tirmizî, Zühd 17) Burada sadece niyet sonucu belirliyor dikkat edilirse..