KENDİNDELİK VE İMAN MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Kendindelik, insanın çevresindeki varlıkları, çıkarlarını, hedeflerini belirleyen bir kavram. İnsan doğar, büyür, çevresinden belli değerler ve bilgiler alır, kendisi bazı tercihlerde bulunur ve bütün bunlar onun süregelen kendindeliğini oluşturur. Burada mesele ise şu ki hakikat bu kendindeliği aşmayı gerektirir, çünkü o zaman dıştan, Allah’tandır. Daha doğrusu Kitab buna göredir.

Mesela insan hem Allah’ın göklerin üstünde oluşunu hem de her şeyi işitmesini bilmesini, hem aynı anda herkesi görmesini, bilmesini anlayamaz. Kendindeliği buna tamamen aykırı verilerle doludur çünkü. Bir kişi iki ayrı yerde olamamakta, aynı anda iki şeyle ilgilenememektedir kendindeliğine göre. Hem olan şey, gücü yeten şey, bir şey isteyen şey bunu göstermektedir kendindeliğine göre.. Allah’ın herşeyi yaratmış olduğunu ise varsayabilir, çünkü her şeyde bir düzen vardır ve bir yaratıcı varsaymak pratik bir şeydir. İşte şirk de temelde bu sığ kendindelikten kaynaklanmakta. Çünkü, her şeyi vareden olabilir ama her şeye her an hakim bir güç müdür o, çok şüpheli insanın algı düzeyinde. Böyle olunca ise Allah, yüce varlık, ulaşılmazdır, araya ulaştırıcılar gereklidir ya da işi, gaybı yakınlaştırıcılar (iki ayrı yerde görülen kişiler gibi) gereklidir, bunlar da şudur veya budur. Veyahut da tanrı vardır ama ulaşılmasına da gerek yoktur, biz bu dünyada işimizi görmekteyizdir. Halbuki Allah demektedir ki, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

Yani herhalukarda kendindeliği aşmamız gerekmektedir. Peki kendindeliği aşınca sonu delilik olmaz mı? Eğer kendindelik=akılsa öyle olur, lakin o aklı maaştır, ilkesel akıl değildir. İlkesel akıl olabilmesi için kendinden soyutlanması gerekir. Bu da “ben olmasam da şu şu mudur, bu bu mudur” sorusunu gerektirir. Hem salt maddeye bakarak bu budur, şu şudur dersek bu da yetersiz olur. Çünkü akleden, iyi kötü algısı olan bir insan vardır ve herşeyi yaratan vardır ve onun bu yarattığı insana yönelik bir mesajı olmalıdır. Buralardan Kuran’a ulaşılır. Kuran’ın Tevrat’ı ve İncil’i düzelten boyutlarına bakılır, gaybtan, gelecekten, kainattan haber veren boyutlarına bakılır, yol göstericiliği görülür, ümmi birisi tarafından uydurulamayacağı anlaşılır. Ve işte nihayet burada geçen Allah’a inanılır. Elbette bu yolda belli tevafuklar da olur, yaşanır, salt kağıt üstünde cereyan etmez bu iş. Lakin temelde budur. Unutmamalı ki, Kitab gönderildi ve ona yaklaşımımız en belirleyici bir şeydir, tabii olarak.

Ve dikkat edilirse, tamamen ilkesel düzeyde bir kabullenişten bahsediyoruz. Bu süreç iman için şart gibi görünmekte, yoksa kendindelik işi başka şeye çevirmeye meyyal hep.

Bir cevap yazın

*
= 3 + 3