KİTABIN İYİCE ANLAŞILMASI MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Günümüzün en kritik meselelerinin başında belki de şu geliyor; Kitabın iyice anlaşılması şart mıdır yoksa bu uzak durulması gereken bir iş mi? Mesela şöyle bir hadis var. “Kim Kuran hakkında kendi reyiyle konuşursa isabet de etse hata etmiştir” [Tirmizi-Tefsir 1] Hele de günümüzde özellikle Hindistan merkezli gelişen bir rasyonalist Kuran tefsiri anlayışı var ki, bu sözü sürekli gündemde tutacak cinsten. Adem (as)’ın babası vardır, İsa (as)’ın doğumu mucize değildir, Musa (as)’ın denizi yarması mucize değildir vs.

Bir de bu tip görüşler serdedenler ekranlarda yer buluyor ve bu iş gayet çokmuş gibi görünüyor ya da çoğalıyor zaten. Ve karşısındaki damar da güçleniyor. Onlar ise Kuran harici de olsa anlatılan bütün mucizeler, kerametler doğrudur havasında genelde.. Tefsirlerdeki bire bin katmalar doğrudur havasında vs. Bütün bu arada ise “yeni bir tefsir” dediğiniz zaman kimilerinin tüyleri diken diken oluyor. Öte yandan, İslam alemi geri düşmüş ve bir diriliş damarı gerekiyor. Bu, Levhi Mahfuz’dan gelen ve zamanında çok iyi anlaşılmadığı görülen Kuran ile, tefsiri ile olmayacak da ne ile olacak? Edebiyatla mı?!

Tabii bir de şu konu var; özellikle Kuran’ın Tevrat ve İncil’i içericiliği-düzelticiliği mevzusu, yine kainat sistemini içericiliği (ve düzelticiliği) mevzusu, belli delillere dayalı olarak bir yorum da içeriyor çoğu zaman. Ve yorum işin içine girdiği anda “bunu sen dedin” diyenler çıkabiliyor. Dolayısıyla “kolaylıkla reddedilebilir” Yahu deliller muvacehesinde konuşmak diye bir şey var, ictihad denilen şey nedir? Ya da kafadan delili bile red olabiliyor, ki bu kapı kapansın. Tevrat’ta şu şöyle geçiyor dediğin zaman, “Tevrat’ı değiştirip duruyorlar zaten” diyor geçiyor. Fakat delilin ne? “Bunlara güvenilmez” diyor. Sanki onlara çok güvendiğimizden bunu kabul ediyoruz. Tevrat, iki düşman kitlenin Hristiyan ve Yahudilerin elinde vardı ve dünyada çoğalmıştı, hem İslamın çeşitli dönemlerinde kaleme alınmış az da olsa direkt metinlere dayalı eserler var. Bunlara bakınca o günki Tevrat’la bugünki Tevrat aynı. Lakin ne dersen ikna olmayan yüz ifadelerini de az görmedim. Bir de en önemlisi, bu Kuran’ın Tevrat ve İncil’i içericiliği-düzelticiliği kimin işine geliyor? “Bizim işimize geliyor” Peki neye direniyorsun sen? Denilebilir ki; ama fakat, Barnaba İncili gibi (bu adla yayınlanan kitap çok büyük ihtimal bir müslümanın elinden çıkmıştır) iki sözünden biri Muhammed (sav)’e dair olan ve Peygamberimizin adını sürekli zikreden, İsa karakteri yok bu söylenilenlerde? Tevrat’taki deliller de çok ince.. Elcevab; biraz da realiteye geleceğiz. O an (ve bugün) ellerindeki metinler yeterli Hz Muhammed’i tanımaları için. Fakat işi biraz geniş alacaksınız. Neden ille işi, isbat edemeyeceğimiz boyutlarda tutalım, bu kimin işine gelir?! Fakat “ille de bu budur” vs.  “..İnsan tartışmaya her şeyden çok düşkündür” diye bir ayet var ya. Onu çağrıştıran durumlar.

Saniyen; şunun farkında olunmalı. Evet, kimisi bu mevzuları konuşuyor ediyor, fakat çok ekstra bir mevzu olarak.. Bu ayda yılda bir ya da kıyıda köşede konuşulup geçilecek bir şey değil, yayılacak ve diriliş bu ruhla olacak. Çünkü yeni farkedilen Kurani hakikatler bunlar.. Ekstranın da ekstrası edersek, zaten her sapakta sapmaya meyyaliyetlerle, uzadıkça uzayan meselelerle bu iş böyle olacak değildir.. İşe iyi odaklanmalıdır. Kurani hakikatlerin bunu gerektirmesi, bu yönü hiç gözden uzak tutulmamalı. Ve buna bağlı olarak, buna yaklaşımların hakikate çalışma, mani olma gibi anlamlara gelebileceği.. En basitinden, mesela Harun (as)’ın altın buzağıyı yapmadığı geçer Kuran’da.. Samiri’nin yaptığı.. Çok basit bir konu, fakat dünyanın çoğusu halen yanlış biliyor, muharref Tevrat’tan dolayı.. Peki bunu güçlü bir şekilde söyledik mi?! Çünkü aşırı derecede girilebilecek bir konu bu; Tevrat’ta da Harun peygamberdir ama altın buzağıyı yapıp ona tanrı demiştir.. Altın buzağıya tapanlardan pek çoğu öldürülmüştür, ona ise bir şey yapılmaz vs. Bizim tefsirlerde ise bu konu yeni yeni ve kısaca geçmeye başlamıştır. Kaç kişinin bu önemli konu hakkında keşke bir belgesel yapılsaydı/yapsam hissiyatı var?! Öte yandan; bırakın hakikatin tebliği işinin idealistliğini, imanımızın delile gayet bakar bir durumda olduğu gerçeğini, Amerika’daki Yahudicilik meselesinin yakın zamanlarda türeyen Eski Ahitçilik ile bağlantısı konuşuluyor. Yani, iş son derece hayati bir hal almış, hala işin kılında tüyünde takılıyoruz. Gözümüzü açalım ve nefsimizi biraz kısalım derim.  

Bir cevap yazın

*
= 4 + 6