KİTABIN VE KAİNATIN AYETLERİ VE LEVHİ MAHFUZ

Bir noktanın iyi farkedilmesi gerekiyor; Kuran’da kainattaki sistemden çok dünyadaki görünür sistem işlenmekte. Mesela pek çok ayette güneş ve ay birlikte zikredilir. Güneş ve ay ise gece ve gündüz bağlamında, dünya bağlamında birlikte zikredilecek şeyler, kainat bağlamında bunları çokça birlikte zikretmek gariptir.

Burada ise bir soru akla geliyor. Kainatı yaratan Allah’tır, güneş ve ayı yaratan da Allah’tır, Kitabı gönderen de Allah’tır. Peki neden bir uyumsuzluk hissi verecek şekilde yaratmıştır güneş ve ayı. Ya da neden kainattaki sistemi açık eden net ifadeler kullanmamış?

Buna bir kaç türlü bakılabilir. Denilebilir ki, Kitab indiği zamanki akla, o zamanki insanlara hitaptı. Onlara da böylesi gidiyordu. Ya da denilebilir ki Kitab Levhi Mahfuzdandır, dolayısıyla kainatı kimlerin, nasıl bir pozisyonda keşfedeceklerini biliyordu, o yüzden onlara bir “kaçış kapısı” kılındı bu. Ya da denilecek ki Kitab gökleri ve yeri yaratanın katından olmadığından böyle oldu. Ya da denilecek ki bilim yanlıştır, önemsizdir vs.

Birinci bakış gayet sorunludur, çünkü o zaman Kitab’taki neredeyse her konuyu “o güne göre konuşuldu” diyerek değiştirme kapısı açılır. Aynı zamanda üçüncü bakışla da yeterince mücadele edilemez. Dördüncü bakış, işi büyük bir çıkmaza sokar. Burada ikinci bakış doğrudur denilmeli.

Lakin ikinci bakışın doğru olabilmesi için Kitab’ın başka bir şekilde Allah katındanlığı görülmeli, başka bir delille bu açık olmalıdır. O da görüldüğü kadarıyla Kuran’ın Tevrat ve İncil’i içericiliği/düzelticiliğidir. Bu konu tarih içinde nedense çok az gelişmiş ve büyük ölçüde bugüne kalmıştır. O yüzden bu konuya iyi ağırlık verilmesi gerekiyor.

Antiparantez; elbette Kuran’ın kainattaki sistemi açık eden bazı manaları var. Fakat buna bakarak bu iş tamam sanmamalıdır. Kimileri de böyle bakmak istiyor. Şunu farketmelidir ki; kainattaki sistem görülenden çok başka yaratılmış, Kitab ise görüleni gayet sözkonusu ediyor. Öyle ki bunca tefsir yazıldı ve fakat görülenin dışında pek bir şey söylenmedi. Peki o zaman bu görülenden çok başka yaratılmışlık nedir? Bu konuda bir anlayış kazanılması şart günümüzde.

Şimdi şu ayetler bağlamında ana çerçeveye bakalım ve düşünelim, iş buna uygun şekilde mi gelişti?

Onlar ki sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. Ahirete de bunlar kesinlikle iman eder. (Bakara 4)

Kendilerine kitap verdiğimiz onu hakkını vererek okur, işte onlar ona iman eder; kim de onu inkâr ederse işte kaybedenler onlardır. (Bakara 121)

Bu Kur’ân, Allah’dan başkası tarafından uydurulamaz. Aksine; kendinden öncekileri tasdik ve kitabın (levh-i mahfuzun) ayrıntılı olarak açıklanmasıdır. Onda şüphe yok, Âlemlerin Rabbi’ndendir. (Yunus 37)

İnkar edenler: “Sen gönderilmiş değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (Rad 43)

Âyetlerimizi aciz bırakmak için yarışanlara gelince, onlar için de pek kötü ve elem verici bir azab vardır.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyorlar ki; Rabbinden sana indirilen, hakkın kendisidir. O, üstün gelen ve övgüye lâyık olan’ın yoluna ulaştırıyor. (Sebe 5-6)

İnkar edenler: “Biz ne bu Kur’ân’a inanırız, ne de ondan öncekilere.” dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen! Zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: “Siz olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk” derler. (Sebe 54)

Hasılı işin ne derece önceki kitaplara dayandığı ortada ve iş bu çerçeveye uygun olarak gelişmediyse (mesela Tevrat ve İncil daha yeni yeni tefsirlerde direkt olarak kullanılıyor) ve şimdi bu zorunlu hale geldiyse buna çerçevenin dayatması olarak bakmalıdır öncelikle. Velev ki bu dayatma biraz kompleks olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ