KURAN’IN LEVHİ MAHFUZDANLIĞI VE İMAN ÜZERİNE

Bilindiği gibi Kuran, Levhi Mahfuzdandır. Yani, herşeyin yazılı olduğu ana levhadan indirilmiştir. Bu da belli anlamlara geliyor tabii. “O yüzden kıyamete dek geçerlidir” vs.

Buna dair en belirgin mesele ise Kuran’ın vaıaya uygun anlamlar taşıyabileceği gerçeğidir. Mesela Zariyat Suresinde “Tozdurup savuranlara, sonra ağır bir yük taşıyanlara, sonra kolayca akanlara..” (Zariyat 1-3) deniliyor “Göğü ellerimizle biz kurduk ve elbet biz genişletenleriz” (Zariyat 47) deniliyor. Bunlar, bigbang, kainatın oluşumu ve genişlemesidir diyebilirsiniz mesela. Vakıaya uygundur. Peki böyle dediniz diyelim, bunun kabul edilip edilmemesinin hükmü nedir meselesi var bir de; dikkat edilirse. Bunlar tefsir hükmünde olduğu için “birisinin yorumudur” denilip geçilmesi kolay oluyor. Fakat şunu farketmeli ki, ayetleri yalanlama, kabul, red, örtme, onlara büyüklenme ifadeleri, yerine göre, bunlar için de geçerli olabilir. Biz düpedüz böyledir diyemesek de “neden kabul etmedi, Kuran Levhi Mahfuzdan değildir diye düşündüğü için mi, başka bir sebeple mi, yoksa başka bir açıklama mı gerçekten imani geldi” noktası aşırı derecede belirleyici olabilir. Ve kimsenin kalbini yarıp bakma imkanı olmadığından kesin tesbitler yapılamaz. Ama bu; en derin niyetleri bilen için Allah için kesin tesbitler olmayacağı anlamına gelmiyor. Şunu farketmeliyiz ki bu iş hak ve hakikat davasıdır. Ayette “doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar işte onlardır muttakiler” (Zümer 33) denilmekte, nice Kuran kıssası hakikatin getirilmesi ve reddi üzerinedir. Elbette burada iş biraz dolaylı, fakat bu, delillerin netliğine göre kabulün reddin çok ciddi sonuçlar doğurmayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü ayetlerle bağıntılı neticede.

Bir de dikkat çeken; Kuran’ın vakıa üzerine anlam kazanması meselesinde en yoğunluklu alanın Kuran’ın Tevrat ve İncil’i düzelticiliği alanı olması. Çünkü bu alan, bu derece beklenen böyle görülen bir alan değildi, fakat vakıa öyle. Bunun da türlü hikmetleri var. Tarihteki geri kalışı açıklıyor mesela, bugün için Kurani bir çıkış noktası.. Antiparantez, bir de şu var ki bu meselede; Kuran Levhi Mahfuzdansa bu zamanla ortaya çıkan vakıaya uygun anlamlar, yol göstericiliğinin de fiili bir halidir demek gerekir. O bakımdan da ağırlıklı nokta neyse ona ağırlık vermeniz gerekiyor. “Bize göre kainatla ilgili ayetler çok olmalı” deyip ağırlıklı noktaya yeterince bakmamak da burada sorun olur. Yol gösterici kim o zaman meselesi olur. Öte yandan, kimisi diyebilir ki, Levhi Mahfuzdandır, fakat her dönem Mekke ve Medine Dönemi gibidir, dolayısıyla o zaman anlaşılan anlamlar her devre yeter, Levhi Mahfuzdanlık bu demektir. Hatta sırf “her devir, Kuran’ın tamamlandığı Medine Dönemi gibidir” diyenler de olabilir. Halbuki eğer bu derece ulaşılan anlam boyutları varsa ve bundan geri kalışlar varsa yol göstericilik biraz farklılaşır. Çünkü Mekke ve Medine Dönemlerinde entelektüel mücadele pek yoktu, fakat bu anlam yüklülük bu boyutları zorluyor.

Ve bütün buralarda kabuller, redler, ileri gidişler, geri kalışlar, iman davasında bir şeye tekabül eder dikkat edilirse. Her ne kadar bunları tek tek, bu budur, şu şudur şeklinde sıralayamasak da.. Çünkü insanlar farklı farklı, algılar farklı farklı, fakat dediğimiz gibi en derinlerdeki niyetleri bilen Rabb elbette bunları sınıflar. Fakat bir dikkat çekilmesi de gerekir. Çünkü burada mesele sadece “tarihte Hz Muhammed (sav)’e şu ayetler geldi” diye iman etmeyi aşıyor, “Kitab Levhi Mahfuzdan mı” meselesini ciddi şekilde işe katıyor. Düşünelim ki, kainat beklenmedik sistemler içerisindeymiş, bunlar keşfedildi, teknoloji çağına gelindi, iletişim çağına gelindi vs. Kuran’ın tarihin üstündeliği iyi anlaşılmak durumunda. Dolayısıyla bu mevzuya şöyle ya da böyle bakışın, geçiştirmeye çalışmanın, üzerinde duruşun, hepsinin eşit olduğu söylenemez. Bunların her biri iman davasında bir şeye tekabül eder. Günümüzde işin bu boyutu vardır açık şekilde, farkında olunmalı.

Bir cevap yazın

*
= 4 + 8