MUHARREF TEVRAT’A İYİ BAKIŞ HASTALIĞI: KİTAB VE TASDİK PROGRAMI ÖRNEĞİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Tevrat değiştirildi mi, Tevrat nasıl tahrif edildi, neden tahrif edildi gibi meseleler aşırı beklediği için zaten zorlu bir de edilmedi diyenler çıktı. Kitab ve Tadik programı Kuran’ın ya da İslam’ın onayladığı yerlerden başladı, şimdi bütün Tevrat’ı onaylamaya doğru gidiyor. O yüzden bu konuda çeşitli yazılar paylaşıyoruz. Çünkü bu konularda ille de bir dengesizlik var ve bu işleri çok zorluyor. Ya çok tasdikçi ya çok savruk ya çok uzak vs olunuyor. Bu iş artık biraz normalleşmeli.

Bunun en mühim sebebi ise geniş kitlelerin işten son derece habersiz oluşu ve bunu gerekli de görmemesi. Tek tük insanlar ilgilenince de oraya buraya sapışlar çok olası oluyor. İkincisi; işin bir zorluğu da var geyet. Çeşitli yönlerden bakabilen, hakikate dönük bir akliyyet gerektiriyor iş. Onu da geliştirmek istemeyen çok. Fakat şunu farkedelim ki; bu önceki kitaplar meselesi de gayet gündeme geldi artık, herkes her bilgiye ulaşabiliyor, artık bir dengeli bakış mecburi oldu. Buna şöyle denilebilir; Allah Teala bazı şeylere de böyle zorluyor demek ki..

Gelelim; Kitab ve Tasdik programında bu defa da Tevrat’ta çokça antropomorfik ifadeler olduğu iddiası ve aslında öyle olmadığı “gerçeği” ele alındı (!) Fakat acaba öyle mi?.. Bir defa program şöyle:

Kısaca özetlersek; programda Tevrat’ta geçen bazı antropomorfik (insansı) ifadelerin açıkça mecaz olduğu, Kuran’da da mecazın olduğu, bunlara mecaz demezsek bizim de iddialara maruz kalacağımız, Yahudilerin bu bahsi geçen yerleri nasıl da tevhidi şekilde anladığı gibi deliller sunuluyor. Lakin dikkat edilirse bu geniş boyut, ayetlerdeki “Kuran kendinden öncekileri tasdik ediyor” ifadeleri hakkında yok, onlar dümdüz anlaşılacak.. Vakıa ne derse desin (!) Bir defa böyle bir tuhaflık var. Ne yapıp yapıp muharref Tevrat’ı tasdik etmeliyiz deniliyor adeta. Bazı şeyler hiç gündeme getirilmiyor, sanki birileri bir iki kelime bulup “işte antropomorfizm var” diye göstermiş gibi gösteriliyor iş vs.

Yahu Tevrat’taki şu kısmı okuyalım;

RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.
Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı,  “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”
Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,  “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”
Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.
Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.
Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.
RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”
Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.
Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
Bunun üzerine RAB Tanrı yılana,
“Bu yaptığından ötürü
Bütün evcil ve yabanıl hayvanların
En lanetlisi sen olacaksın” dedi,
“Karnının üzerinde sürünecek,
Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.
Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu
Birbirinize düşman edeceğim.
Onun soyu senin başını ezecek,
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”
RAB Tanrı kadına,
“Çocuk doğururken sana
Çok acı çektireceğim” dedi,
“Ağrı çekerek doğum yapacaksın.
Kocana istek duyacaksın,
Seni o yönetecek.”
RAB Tanrı Adem’e,
“Karının sözünü dinlediğin ve sana,
Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için
Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi,
“Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.
Toprak sana diken ve çalı verecek,
Yaban otu yiyeceksin.
Toprağa dönünceye dek
Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.
Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
Ve yine toprağa döneceksin.”
Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi.
RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. Sonra, “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi, “Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.” Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem’i Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi. [Yaratılı 3. bölüm]
…………………..
Hangi birine mecaz diyeceğiz bu ifadelerin?!
Yine Yaratılış 18. bölüme bakılsın. Böyle gayet bölümler var Tevrat’ta..
Yani bu iş, her yerde tenzih, tevhid vurgulanıyor Tevrat’ta da arada bir kelime, “elbette mecazdır” şeklinde değil ki hemen mecaz denilsin.. Direkt anlatımda aşırı derecede bir Tanrıyı insanlaştırma gayreti var bu metinlerde. Eğer bunu böyle görmezsek o zaman hiç kimseyi eleştirmenin bir anlamı kalmaz.  O zaman al Hint vedalarını onları da sürekli yorumla vs. hiç yanlış bir şey olmaz. Böyle bir mecaz anlayışı olabilir mi? Bu hakikatin batınıliğine gider.
Yine mesela Kuran’da da bu cennetten kovulma sahneleri var, orada bir antropomorfizm oluşuyor mu hiç zihinde? Tevrat’taki metinlerde ise açıkça oluşuyor ve bu da tahrifi gösteriyor.
Üçüncüsü, Yahudiler nasıl anladı meselesine, direkt elimize bir kitap alıp oradaki izahatı asıl kabul ederek bakamayız. Çünkü Tevrat çok uzun yıllar önce tahrif edilmiş görünüyor, sonra ise işi çevirme asıl olmuş gibi.. Mesela miladi 1. yydaki yahudi filozofu Filon şöyle der.
Hasılı denilebilir ki, Yahudiler başka kültürlerle karşılaştıkça işi akli bir platformda görme zorunluluğu oluştu. Fakat zamanında da birilerinin işi mitolojiye çevirme durumu olmuş ve bu asıl metin olmuş.. Şimdi bu sonraki işi çevirme durumlarına bakıp “tahrif yok” mu diyeceğiz?! Ki bu “suretimizde, benzerimiz olan birini yaratalım” sözü sadece arada geçen bir söz değil Tevrat’ta, İbrahim’in misafirleri kıssasında gelenlerden birisi insan suretinde Allah olarak geçiyor, buzağının etinden yiyorlar, başka yerlerde halkım, oğlum ifadeleri gayet geçiyor.. İş “ciddiye bindiriliyor” yani gayet.. Yine örneğin Kuran’da “onun benzeri gibisi yoktur” ifadesi vardır, altı günde yaratıp yorulmadığı geçer, alemlerin Rabbi denilir, niye geçiyor bunlar?

Öte yandan, Tevrat’ın Aramice çevirisi ve tefsiri olan Targumlar’da İbrahim’in misafirleri kıssasında Tevrat’ta geçen ifadelerin gayet yorumlandığını gördüm. Örneğin “insan suretinde gelen melekler ve Allah”ın sadece melekler olduğuna dair, buzağının etinden yemedikleri, bakana öyle geldiğine dair vs açıklamalar gördüm.

Burada işin nasıl da çevrilmeye çalışıldığı açık. Ve bu çerçevede diyebiliriz ki; işin çevrilmeye çalışılması ayrı bir şey, orada mecaz olması ayrı bir şeydir. Yine denilebilir ki; mecaz deyip durmak, yerine göre, “tahrif yapıldı” dememek için işi örtme anlamına gelir.. Ki Kuran İbrahim’in misafirleri kıssasını gayet düzeltiyor. O zaman bu tahrifi iyice vurgulamak gerekmez mi?! Örneğin böylesi bir Tanrıyı insanlaştırma olan metinde geçen “söz verdiği şeyi, yaptı” ifadesi, tahrif yapanlarca nereye götürülmek istenmiştir acaba? Böyle bir okuma yapılamaz mı?.. Yine başka yerlerde “Tanrının çocuklarısınız” vs denilmesi var.. Bu bağlamda, haşa, Sara’nın Tanrıdan hamile kaldığı iddiasına kapı açılmaya zorlandığı gayet açık. Bir zamanlar bunun gayet iddia edildiği, şimdi de en azından potansiyelin olduğu düşünülebilir. Çünkü asıl olan metin duruyor.. Şu halde, bu tahrifatı netleştirmek gerekir.
Yine Sebt günü bir şey yapmamaları meselesi. Eğer bu sadece işi tamamlama, bitirme anlamındaysa, dinlenme anlamında değilse 6. gün olan Cuma günü olmalıydı. Nitekim İslam’da öyledir. Fakat Yahudiler 7. gün, yani Cumartesi günü dinleniyor ve o güne sebt diyor. Burada bir terslik yok mu? Tevrat’ın başka yerlerinde yaratıcının yorulmadığına dair ifadelerin olması, buna dair düzeltmelerin olması, işin bazılarınca bozulmadığı anlamına gelmiyor. Tanah metinlerine tarihi süreç de düşünülerek bakılmalıdır, bunlar neredeyse bin yıllık bir süreçte çeşitli Peygamberlere gelen metinler.. Hepsini bir metin gibi ele alamayız.
Hasılı velkelam insanlar biraz baksın, düşünsün, bu konulardaki netleşme için en büyük eksiklik bu olarak gözüküyor. Ve bu konular artık gözardı edilemeyecek derecede masadadır, bu farkedilsin.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 8

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ