NEYE İMAN EDİYORUZ?

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

İnsanlar Kitab’ı hiç okumadan ya da fazla okumadan, imanın altı şartı veya ehli sünnetin ilkeleri şunlardır şeklinde bir şeye iman ediyor genelde.

Buradaki mühim bir mesele şu; Kuran’da “ayetlerimize iman ettiler, ayetlerimizi inkar ettiler, yalanladılar” ifadeleri geçer sürekli. Yani inkar edilen, yalanlanan, iman edilen, sadece temel ilkeler değil, ayetlerdir.. O ayetler o ilkelere çıkarır; ayrı.. Dolayısıyla şeklen de olsa; onları adeta görmeden, onları görenlerin çıkardığı sonuçlara iman biraz tuhaf..

Örneğin ayetlerde şöyle geçer:

O gün terazi haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır. Kimin tartıları hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize zulmetmelerinden/haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır. [Araf 8-9]

Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır. [Araf 36]

Sonra onların arkasından Musa’yı ayetlerimizle/mucizelerimizle Firavun’a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular onlara (ayetlere) zulmettiler. Bir bak ki o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu! [Araf 103]

Zemahşeriye göre 9. ayette geçen “ayetlerimize zulmettiler” ile 103. ayetteki “ayetlerimize zulmettiler” aynıdır ve “inkar ettiler” demektir. Bu ayetlerden 103. ayette, ayet kelimesi mucize anlamında kullanılıyor. Diğerlerinde ise söz anlamında gibi.. Kuran’da ayet kelimesi, hem bildiğimiz Allah sözü hem de mucize, delil anlamında geçiyor. Buradan da şunu anlamalı ki, Kuran’daki sözler de delil, icaz gibi özellikler taşımakta. Fakat ayetlere iyice eğilmeyen, bakmayan bu özellikleri de görmeyecektir. Peki o zaman o neye iman edecektir? Sonuçta belki istenen ilkelere, inanılması gereken şeylere inanmış olacak; ama “görmeden” Peki bu şekilde bir iman ayetlere zulüm sayılmaz mı? O şekildeki bir imanın meyvaları istenen şekilde olur mu? Bunları sormanın vakti de geldi de geçiyor gibi..

………

Öte yandan, bu tartılar meselesi daha açık şekilde şu ayetlerde geçer:

Sûr’a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır. Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte bunlar da kendilerini ziyana sokanlar; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler. Orada sırıtır/somurtur halde iken ateş yüzlerini yalar. Size âyetlerim okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi? (der) Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.  (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık. Çünkü kullarımdan bir zümre “Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin.” diyorlardı. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz. Bugün ben onlara, sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir. [101-111]

Burada ise ayetlerin yalanlanması, inananlarla dalga geçilmesi paralelinde işleniyor. Böylece bir kitlecilik, küstahlık ve akletmeme vurgulanıyor.. Lakin bunu saçma sapan şeylere inanma ve bu şekilde kör inanç ve karşısında kuru akılcılık olarak da görmemelidir. Öyle ki inanan neye inandığından bihaber inkar eden neyi inkar ettiğinden habersiz. Böyle bir iftar tefrit durumu da var dünyada.

Bir cevap yazın

*
= 5 + 0