OBJEKTİFLİK ÜZERİNE 2

Esireyen, Bağışlayan Allah’ın adıyla..

İlk bölümde işin güncel ve tarihi gerçekliği üzerinde durduk daha ziyade.Şimdi de psikolojik, felsefi boyutlarına bakalım.

Objektiflik, bilimsellik, akılcılık, modernlik vs diye giden bir bütün, blok ve dünya görüşü var. Dindışılık ve maddeye hakimiyet esas. İlerlemek, güçlülük, azami hayat, amaç.. Lakin hak, hukuk gereği.. Acaip bir şey. Acaba nedir bu hiç düşündünüz mü, neyin nesidir, nereden çıkmıştır? Din-bilim çatışması mevzubahis edilir bu işin başlangıcı olarak. Skolastik, ortaçağ vs. Ve ona karşı bilim, gerçek!.. Ve buradan yola çıkarak din subjektif kabul edilir, bilim ise objektif. O zaman din adamı subjektif, bilim adamı objektif. Din öbür dünyacıdır, o zaman bilim de bu dünyacı. Böyle böyle dallanıp budaklanmış bir zihniyet, bir algı. Buradaki en mühim mesele ise işin gayet tabii olarak böyle gelişmiş olduğu zannıdır. Yüzyıllardır üzerine koyarak devam edip gelmesi bu algıyı oluşturur. Kesintisiz tevarüs edip gelen bir propaganda, anti-propaganda olduğu kolay anlaşılmaz. Çünkü de şu an da halen bunun içindeyizdir. Ama bir an bu propagandaya maruz kalmasan hemen çözülür. İşin matematiğini hatırlayalım, “akıl sadece maddeyi düşünecek, maddenin dışında düşünmeyecek, yorum yapmayacak”dı kaide. Müthiş bir baskı. Bunu temellendirmek lazım sürekli. Aklını kullanma diyor resmen. Neden?… Çünkü din-bilim çatışması var. Objektiflik esası böyle gerçekleşir. Peki hani “akılcılık” vardı? Onu kimse sormaz, ortalık toz duman. Muhalefeti, iktidarı hep olanı kutsayan, olumlayan, pohpohlayan, tersinden kabullenen, “sözde” çatışan fikir akımları, edebiatlar falan filan falandır. Onlara bak, onlarla meşgul ol der Bütün. Modernizm, materyalizm, pozitivizm, hümanizm, liberalizm, komünizm… İzm de izm izm

Sonra farkedersin ki, bu iş yavaş yavaş bize de sirayet etmiş, ettirilmiş. Bu hengame içerisinde şu kabul ettirilmiş ki bütün mesele budur aslında; Besmeleyle başlamak, hamdetmek vs hep subjektiftir. Dolayısıyla, Allah..

İnsanın nefsinin kararıdır sanki Allahın varlığı.

Gizlemek, yokmuş gibi konuşmak esastır.

Halbuki herkes bilir ki, Allahın varlığı asıl nefsin işine gelmez. Burada “nefsin karar vermemesi” adına güya, nefsin hoşuna giden bir iş yapılmakta, böyle bir kandırmaca. Ve hiç kimse bir etki altında kalmadan objektif bir bakışla bunu kabullenmez. Bir karıncaya bakar ve bütün bu kabus biter. Propagandanın ağırlığını buradan anlayın. Ve ne yapmanız gerektiğini.. Hiçbir meseleyi tartışmana gerek yok, Besmeleyle başla yeter. Çünkü de bundan daha objektif bir başlangıç olmaz.

Öte yandan, kız erkek karışık karma eğitim esası vardır bu dünya görüşünde. Çünkü “nefis diye bir şey yok” ya hesapta. Bilimsellik var, kim nefsine ram olur şurada?! Bu durum ise Haccda ancak mümkündür reelde. Yani İslam ancak Hacc ortamında, o maneviyat ve mecburiyet seviyesinde, insanın kız erkek durumundan hasıl olacak nefisten hali olabileceğini söylüyor. İşin doğrusu da herkesçe malum ki budur. İşin aslı ise bu nefislere bir sus payıdır, dönersek. Daha doğrusu aklı nefsin hakimiyetine sürükleme mantığının devamı. Çünkü de bu iş, her boyutta ayrı bir yapmacıklık, zorlama, akıl mantık dışılık sergilerken nefse de hep bir sus payı vermeyi ihmal etmez. Onun için “sanat için soyunma” ile evrensellik arasında bir bağlantı vardır. Dön dolaş nefse kapılar açan, nefse çalışan bir objektiflik, özgürlük, hak hukuk edebiyatı. İnsanlara bir sus payı. Akla bir bahane.. Devletlere iktidar.. Zenginlere güç ve saltanat. Ve elbette BİR YERE KADAR. Çünkü de bu iş aslında büyük bir tiyatro, sinsi bir oyundur. Medyalar, devletler, okullar, adeta herşey işin içinde. Zamanla kazanılmıştır.. İnsanın işgali için.. Ve Yahudinin hakimiyeti.

Aklıma şeytanın Hz Ademi kandırmak için söylediği sözler geliyor. Şeytan kendisine yasak edilen meyvadan yemesi için Hz Adem’e “bunu yersen melek olursun, ebedi mülke ulaşırsın” demişti. İşte objektiflik, akılcılık, modernlik vs. bu tip bir imajla insanlığa sunulmakta sürekli. Melek olacaksın!.. Ebedi mülke ulaşacaksın!.. Birileri bu rollere bürünmekte, eğitim buna şartlandırmakta, medya bunu cilalamakta şu bu. Sonuç ise şeytanlık ve kabus..

Peki nedir bütün bunlar gerçekten, nasıl bu kadar dallanıp budaklanmıştır? Sadece büyük bir artniyetin mi ürünüdür? Elbette Hristiyanlığın akla mantığa aykırı inançlarının, bu inançlarda ısrarın doğurduğu bir reaksiyon vardır bu işte. Din-akıl çatışmasının. Başka reaksiyonlar da vardır. Ama mesele bu reaksiyonların nereye yöneldiğinde? Çünkü tevhid de mesele edilmiyor sonra. Ediliyormuş gibi, edilecekmiş gibi yapılıp nefse kapı açmaya uğraşılıyor dön dolaş. Ve bu mantık aşağı yukarı her işte var. Yüksek, yüce söylemler, süfli bir amaç. Yüksek, yüce söylemler, süfli bir amaç. Yüksek, yüce söylemler, süfli bir amaç!..

Çünkü de kullanılıyor, kullandırılıyor, ona göre formüle ediliyor vs.

Onun için bu saatten sonra bunu hala yiyene de afiyet olsun diyorum. Elhamdülillah diyene kadar devam edecek.

Bir cevap yazın

*
= 4 + 6