“OLANA İMAN” MEVZUSU

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Bilindiği gibi ayetlere iman etmek durumundayız. Fakat bir de ayetlerin gerçekleştiği noktalar oluyor. Bunun barizi var, muallakı var. Buradaki iman etme gereği ya da durumu nedir?

Mesela “Biz sana apaçık bir fethi açtık” (Fetih 1) diyor ayette, peşine Hayber’in ve Mekke’nin ve Arabistan’ın fethi geldi. Denilebilir ki, peşine İran ve Mısır ve Şam’ın, İspanya’ya kadar hızla fetihler gerçekleşti. Yine denilebilir ki; önceki kitaplarda geçen şu gibi bölümler de bununla alakalı görülüyor:

Savaş arabalarını Efrayim’den, atları Yeruşalim’den uzaklaştıracağım. Savaş yayları kırılacak. Kralınız uluslara barışı duyuracak. Onun egemenliği bir denizden bir denize, Fırat’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak. [Zekeriya 9: 10]

Yine hadiste şöyle geçer: Allah yeryüzünü benim için -her tarafı görünür şekilde- dürüp topladı. Onun hem doğu taraflarını hem batı taraflarını gördüm. Muhakkak ki, benim ümmetimin mülkü / hükümranlığı bana dürülüp toplanan (gösterilen) yerlere kadar ulaşır.” [Müslim, Fiten 19]

Şimdi düşünelim, bu iş olmuş bitmiş, lakin halen kabul etmeyenler ya da bihaberler var. Burada “ama biz öyle beklemiyorduk” diye bir düşünce olabilir mi? Bu haber verilmiş ve olmuş, habere nasıl inanılıyorsa olunca olduğuna da inanılması gerekir. Tabii işin daha “olacak” yönlerinin olmadığı anlamına gelmiyor bu, fakat olanın görülmesi dahi büyük mesele bir defa.

Beri yandan Hz Muhammed (sav)’in müjdelenmesi ile ilgili konular da böyle. Örneğin şöyle geçiyor ve bu gerçekleşti.

‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma/adımla konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni Ben cezalandıracağım. [Yasa Kitabı 18: 18-19]

Fakat Yahudiler “o değil” dediler, Hristiyanlar ise “İsa’dır” dediler ve bu sözlere inanıyorlar hesapta.

Buradan şu noktaya gelelim. Ayetlerde ileride size ayetlerimizi göstereceğiz tarzında ifadeler var. Şöyle ki:

De ki: Ne dersiniz, eğer o, Allah tarafından ise siz de onu inkâr etmişseniz o zaman uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim vardır?

İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?

Dikkat edin; onlar, Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. Bilesiniz ki O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır. [Fussilet 52-54]

Ve şöyle de: Hamd, Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. [Neml 93]

Beri yandan, İsrailoğullarının da Peygamberimizi oğullarını tanır gibi tanıdıklarından bahsedilir ayetlerde. Fakat inkar etmiştiler. Çünkü şunu farkedelim ki, işine gelmeme diye bir durum var ki insanı her çeşit körlüğe, sağırlığa sürükleyebiliyor.

Buradan şu noktaya gelelim. Kuran’ın bu ileride göreceksiniz dediği şeyler acaba nelerdir? Burada “neyse odur” demekten öte bir şey diyebilir miyiz? Ama denilebilir ki; bize Kuran’ın hak olduğunu gösteren deliller bunlar. Sonradan çıkacak.. Bakıldığı zaman ise bunun özellikle de Tevrat ve İncil’i düzelticilik damarı olduğu görülüyor. Denilebilir ki, “Tevrat ve İncil o zaman vardı” Fakat müslümanların elinde, o dilde yoktu. İkincisi; bu düzelticilik damarı, dille ilgili incelikler, kelime odaklı tarama ve araştırmalar gibi işler, yani çok geniş imkanlar da gerektiriyor. Adeta bu bilgisayar çağında tam yapılabilir bir özellikte bu iş. Ve başta belirttiğimiz manaya da en uygun konu bu. Yani; Kuran’ın hak olduğunu gösteren sonradan çıkan deliller.. Peki şimdi sormak lazım. Hayır, bu böyle olamaz denilirse halen veya kalen.. Bu ne anlama gelir?

Bir cevap yazın

*
= 4 + 4