“RABBİNDEN BİR BEYYİNE ÜZERE OLAN” İFADESİ, HUD SURESİ 17. AYETİN TEFSİRİ

Hud Suresi beyyine/açık delil kelimesinin en çok geçtiği suredir. Öte yandan surede tahaddi ayeti var. Bu kısım şöyledir:

Yoksa “onu kendi uydurdu” mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: “Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah’dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız” (bunu yaparsınız).

Yok eğer bunun üzerine size cevap vermedilerse, artık bilin ki, bu Kur’ân ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. O’ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz, değil mi?

Sonra ise şöyle denilir:

Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse onlara orada yaptıklarının karşılıklarını tam veririz. Orada onlara bir noksanlık yapılmaz.

Onlar ahirette, o ateşten başka alacağı kalmamış kimselerdir. Dünyada işledikleri yok olmuş ve bütün çalışmaları boşa çıkmış olur.

Rabbinin katından açık bir delil üzere bulunan, onu yine O’nun tarafından bir şahit izleyen/okuyan ve ondan önce de bir rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa’nın kitabı olan kimse (bunlarla) bir olur mu? İşte bunlar ona (Kur’an’a) iman ederler. Hiziplerden hangisi onu inkar ederse kendisine vaadedilen yer ateştir. Bundan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz bu, Rabbinin katından bir gerçektir. Ancak insanların çoğu iman etmezler. [Hud 13-17]

Razi bazı açıklamalar yapar ve şöyle der: Netice olarak Cenâb-ı Hak şöyle demek istemiştir: “Bu dinin doğruluğunu ortaya koyma hususunda şu üç şey birbirini desteklemiştir: a) Aklî deliller dinin doğruluğuna delâlet etmektedir. b) Kur’ân. o dinin doğruluğuna şehâdet etmektedir. c) Tevrat o dinin doğruluğuna şehâdet etmektedir. İşte, bu üç şey bir araya gelince, o dinin doğruluğu hususunda hiçbir şek ve şüphe kalmaz. Bu görüş, bu ayet hakkındaki görüşlerin en güzeli ve lafzına mutabakat etmeye de en yakın olanıdır. Bu hususta başka görüşler de bulunmaktadır.

Ferrâ şöyle demiştir: Cenâb-ı Hakk’ın, “yetlühü şahidün minhu” cümlesinin manası, her ne kadar İncil Kur’ân’dan önce indirilmişse de, “İncil Kur’an’ı takib eder, izler” demektir. Buna göre mana, “İncil o Kur’ân’ı tasdikte takib eder” şeklinde olur. Bunun izahı şöyledir: Allah Teâlâ, Hz. Muhammed (s.a.s)’i, İncil’de de zikretmiş ve o İncil’de, Muhammed (s.a.s)’e imanı emretmiştir. 

Ferra’nın görüşüne göre kalan kısımda İncil ve Tevrat’ın Kuran’ı doğruladığı söylenmiş oluyor.

Beyyine Suresi’nde ise şöyle denilir:

Kitap ehlinden inkar edenler ve müşrikler, kendilerine açık delil gelinceye kadar (inkârlarından) ayrılacak değillerdi.

(Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından bir elçi.

O sayfalarda, dosdoğru kitaplar/hükümler vardır. (Beyyine 1-3)

Dikkat edilirse Beyyine Suresi’nde Elçi’nin kendisi ve kitabın çeşitli özellikleri beyyine olarak gösteriliyor. Denilebilir ki, elçinin ümmi oluşu ve dosdoğru bir kimse oluşu, kitabın da başta diğer kitapları içericilik ve düzelticilik olmak üzere üstün ve bilinemeyecek özellikleri ve dosdoğru oluşu beyyine.

Öte yandan, Hud Suresi’ndeki ayette “on sure uydurma olarak getirin” kısmı, “belağat olarak böyle olsun” şeklinde düşünülmüş genelde. O zaman surede geçen “beyyine” de o olarak düşünülebilir. Sonra da diğer beyyineler zikredilmiş denilebilir. Çünkü o dönemdeki insanlar için en bariz kısmı buydu işin. Bugün için de öbür kısmı olabilir. Ki zaten “1 sure benzerini getirin” ayetlerinde “uydurma olarak” kelimesi geçmiyor, dolayısıyla belağat değil, diğer özellikler kastedililiyor onlarda denilebilir. Bu da o özelliklerin daha güçlü, daha genel olduğuna işarettir. Çünkü 1 sure deniliyor onlarda. Beyyine Suresi’nde de bu iş iyice izhar ediliyor.

Bize göre ise “on sure getirin” tahaddisi de Tevrat ve İncil’deki kıssalara ilişkindir. Cahiliyye müşrikleri, bunlara hakim olmadıkları için bunu yapamamışlardır. Buna beyyine denilmekte. Ya da beyyine akli delillerdir, peşine vahyi deliller geçmekte Hud Suresi’nde.. Lakin beyyinenin “on sure getirememelerine” götürülmesi gayet öncelikli görülüyor ayetlerin akışında. Girişte de şöyle deniliyor:

Elif lam ra; Ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra açıklanmış, hüküm ve hikmet sahibi olan ve her şeyden haberdar katından bir kitaptır.. (Hud 1)

Burada ayetlerin sağlamlaştırılması benzerinin getirilememesi durumuyla gayet alakalı, sonra niyesi kısmı geliyor.

 

İCAZ HAKKINDA BİR AÇIKLAMA

 

 

KONU HAKKINDA BİR AÇIKLAMA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 1

Youtube Hesabımız
Facebook Hesabımız