ŞİRK VE ANLAMLANDIRMA

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Hiç şüphesiz, Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri ise dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. [Nisa 116]

………………………….

Peki şirk nedir?.. Şirk, Allah’tan başka -ya da O’nunla birlikte-  bir ilah kabul etmedir. İlâh ise “tapınılan, yüceliği karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp sığınılan, duyularla idrak edilemeyen varlık” demektir. Burada dikkat edilecek nokta ise şudur: kişinin bizzat “şu tanrıdır” demesine gerek yok; çeşitli abartılar, büyülenmeler, yoğun bir yönlendirme ya da sözde gerekliliklerle açıkça o anlama gelen ve aşkla onaylanan, sanki yanındaymışcasına hareket edilen kişi ya da şey de odur. Burada test noktası bu kişi ya da yapının Allah kelamının anlaşılmasına mani olacak ya da isyana yol açtıracak-istiğfara mani olacak derecede etkin olmasıdır.

 

Putlar, eski toplumlarda kabileye, kitleye ait bir din, dolayısıyla kabileciliği, otoriteyi “sağlayan” şeylerdi, yukarıdan aşağıya dayatılırlardı. Burada asıl put kabilecilikti ve yöneticilerdi, dolayısıyla egolardı. Hiçkimse kendi kendisine putperest olmazdı. Şirkte kritik kavram budur, kendi kendisine öyle olmayacak olmak.

 

Lakin bir de hevacılık, hevanın esiri olmak anlamında şirk vardır, orada insan tek başına oluyormuş gibidir ama aslında öyle değildir. Çünkü insan kendi kendisine fıtratını bozmaz, fıtratın bozulması dış etki ve yönlendirmelerle olan bir şeydir. Mesela bu dış etki bir hadiste mevzubahs edilir.

 

Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. [Buhari, Tefsir (Rûm), 2]

 

Fıtrat ise ayette gerçek dinin insan ayağı olarak gösterilmiştir.

 

Öyleyse yüzünü hanif olarak dine yönelt.. Allah’ın fıtratı/yaratışı ki insanları onun üzerine yarattı.. Allah’ın yaratışı için bir değişme yoktur. İşte bu dimdik duran dindir velakin insanların çoğu bilmez. [Rum 30]

 

 

Tabii burada İslam denildiği zaman da çok çeşitli şeyler anlaşılabildiği, ayrıca her türlü etki yine de sözkonusu olduğu için ister istemez şirkten çok Tevhid’e bakmalıdır. Çünkü ona gittiğiniz zaman zaten şirkten kurtulmuş olacaksınız.

 

Burada ise kritik nokta şudur; yaratan anlamlandırandır, Allah yaratan olduğu için anlamlandırandır. Helali haramı O söyler, gaybı O bildirir, iyiyi kötüyü ve sonuçlarını O söyler ve fıtrat bunu tabii olarak kabul eder. Peki bütün bu noktalarda şirk nasıl ortaya çıkmakta?

1-Kutsal Kitabın reddi ya da terki ve kendisinin -ya da birisinin- anlamlandırmasını öne çıkarma ile.

2-Kutsal Kitabın şeklen kabulü ama kendisinin -ya da birisinin- anlamlandırmasını “çelişkili de olsa” mutlak etme ile..

………………

İlki açıktır; batı medeniyeti son yüzyıllarda pek çok keşif, icad yaptığı ve bunu durmadan vurguladığı için, kendini bir nevi yaratan olarak görüp/gösterip hayata da nizamat vermek peşinde. Felsefe, sanat, medya gibi araçlarla hayatı kafasına göre dizayn etmekte ve bunu insanlara empoze etmektedir. Günümüzdeki en temel şirk budur, “batı medeniyetinin anlamlandırıcılığı” Halbuki o yaratıcı falan değildir, öncelikle bunu iyi farketmeli. Hiçbir şeyi yaratmadığı gibi çoğu icadının ne kadar zararlı olduğunu sonradan görüp bizzat kendisi eleştirmiştir, teknoloji eleştirisinin haddi hesabı yoktur. İlahi takdir planında ise bu sadece kaderin cereyanıdır.

 

Şayet insanların (küfürde birleşmiş) bir tek ümmet olması (tehlikesi) olmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da..

Ve onları zinetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise, Rabbinin katında, Allah’ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.

Kim Rahmân’ın Zikr’ini görmezden gelirse yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.

Şüphesiz onlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. [Zuhruf 33-37]

 

Ve o gün, onları biraraya toplar da sonra meleklere, bunlar mı der, size tapıyorlardı?

Melekler, seni tenzîh ederiz derler, sensin bizim velimiz, onlar değil. Hayır, onlar, cinlere kulluk ediyorlardı, çoğu onlara inanıyordu. [Sebe 40-41]

 

 

………………….
Şu halde yaratıcılık iddiası da anlamlandırma iddiası da boştur batının. Lakin kapılan da kapılır, çünkü nefse prim verip durmaktadır ortaya koyduğu “anlamlandırma” ile. Denilebilir ki; direkt böyle söylemiyor ki, sadece “ben kainatı keşfettim” ya da “şunu icad ettim” diyor. Mesele şudur; o sebeple helali haramı iptal edip sana helal haram empoze ediyorsa ya da bu anlamda bir meşruiyet kaynağıysa bu o anlama gelir. Aradaki bir sürü izahat işin bu yönünü örtmektedir.

 

Bir de Kuran’a görünüşte bağlı ama ne idüğü mechul gayba ait haberler çıkarmak (evliya makamları ve işlevleri gibi) ya da Kuranı tamamen nefsine göre yorumlamak “anlamlandırmak” gibi şirkler var.

 

…………………

 

Bu işteki örtülü tarafları anlamak için şu ayetlere dikkat etmek yeterli sanırız.

Sizin bu cezanızın sebebi, tek olan Allah’a çağırıldığınızda inkâr etmeniz, O’na ortak koşulduğunda inanmış olmanızdır. Artık hüküm, yüce ve büyük olan Allah’ındır. [Mümin 12]

Onları tümüyle toplayıp da ortak koşanlara, “Nerede, iddia edip durduğunuz ortaklarınız?” diyeceğimiz günü hatırla.
Sonra onların mazeretleri, “Rabbimiz Vallahi biz ortak koşanlar olmadık!” demekten başka bir şey olmadı.
Hele bak, nasıl da yalan söylediler ve uydurdukları şeyler onlardan uzaklaştı. [Enam 22-24]

 

O gün, onlara nida eder de nerede der, iddia edip durduğunuz ortaklarım?
Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Beri olduğumuzu arzderiz, onlar bize tapmıyorlardı” diyeceklerdir. Ve çağırın ortak koştuğunuz şeyleri denir, onlar da çağırırlar, fakat karşılık verilmez onlara ve azabı görürler; ne olurdu doğru yolu bulsalardı. [Kasas 62-64]

O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onlardan ne azab hafifletilir, ne de onlara süre verilir.
Ve ortak koşanlar, ortaklarını gördükleri zaman: “Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır” diyecekler. Onlar da onlara; “Siz mutlaka yalancılarsınız” diye söz atarlar.
O gün Allah’a teslim bayrağını çekerler, bütün o uydurdukları şeyler kendilerinden uzaklaşıp gitmiştir. [Nahl 85-87]

 

O gün hepsini toplar da; Ey cin topluluğu, insanlardan çoğaltmak istediniz der. İnsanlardan, onlara dost olanlar, Rabbimiz derler, biz, birbirimizden faydalandık ve bize takdîr ettiğin vakte eriştik. Der ki; Ateş yurdunuzdur, Allah’ın dilediği hariç, ebedî kalıcılar olarak. Şüphe yok ki Rabbin pek hükmedendir, her şeyi bilir. [Enam 128]

 

Sonra da denecek ki nerede ortak koştuklarınız,
Allah’ı bırakıp da?.. Diyecekler ki: Bizden uzaklaştılar, zaten bundan önce bir şeye tapmıyorduk biz.. İşte Allah kafirleri böyle saptırır. [Mümin 73-74]

 

İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah’ındır. Allah’tan başkalarına tapınanlar da (gerçekte) ortak koştukları şeylere uymuyorlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar. [Yunus 66]

 

 

 

………………

Öte yandan; şunu iyi bilmeliyiz ki; anlamlandıran Allah, anlayan ise akıldır. Akıl bu anlama sırasında yorumlar da yapmak durumundadır, çünkü dizayn bunu gerektirmektedir, yakalanması gereken noktalar vardır ve şu anda gerçekleşen bir “anlamlandırma” değildir Kitab; şu ana yönelik boyutu akıl ölçüp tartıp ortaya koymak durumundadır. Tartışılır, uyulur, uyulmaz ama bu noktada da şuna dikkat edilmelidir: birisinin anlamlandırmasını sırf o yaptığı için makbul, diğerini sırf o değil diye mekruh görmek de şirktir. Burada ölçü, akıl, mantıktır. Herhangi bir önyargı, “anlamlandırma” noktasında ortak kabul etmek demek olur. Bütün bunlar ise buna yönelik bir atmosferi öncelemeyi gerektirir elbette, yoksa her türlü abartıyı, nefsine göreyi aldıktan sonra zaten iş bitmiştir.

…………………………

 

Ve yine şu unutulmamalıdır; Allah, şirki asla affetmeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca bu işte dik durmalıdır.

Hem siz Allah’ın size haklarında bir kesin delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?.. Şu halde bu iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyor olsanız..

İman edenler ve imanlara bir zulüm (şirk) karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. [Enam 81-82]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 7

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ