“TABİAT AYETLERİ” MEVZUSU

Casiye Suresi’ndeki 6. ayet iki anlama gelebilmektedir. Birincisi Allah’ın Kitabtaki ayetleri, ikincisi tabiattaki ayetleri.

Burada ise iki mesele var. Birincisi; tabiattaki ayetleri ve akletmeyi fazla önemsememe durumu. Mesela Razi tefsirinde şöyle der:

Bil ki pek çok fukahâ şöyle demişlerdir: “Kur’ân’da, kelamcıiarın bahsettiği ilimler yoktur. Aksine Kur’ân’da, ahkâm ve fıkıhla ilgili şeyler vardır.” Bu, büyük bir gaflettir. Çünkü Kur’ân’da, sadece ahkâmlardan bahseden uzun bir sûre yoktur ama özellikle Mekkî sûreler başta olmak üzere, içerisinde tevhidin, nübüvvetin, öldükten sonra dirilişin ve Kıyametin delillerinin yer aldığı pek çok sûre vardır. Bütün bunlar, akaidin (kelâmın) konularındandır. Düşünüp inceleyen her insan, akaid (usûl) alimlerinin meşgul oldukları ilmin, Kur’ân-ı Kerîm’in mücmel (özet) olarak ihtiva ettiği ilmin tafsil edilmiş şeklinden başka bir şey olmadığını anlarlar. Daha sonra Cenâb-ı Hak, “işte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, sana bunları gerçeğe mutabık olarak okuyoruz” buyurmuştur. Buradaki “hak” ile, bu ayetlerin doğruluğunun aklen malum oluşu kastedilmiştir. Bu böyledir, çünkü bu ayetlerin doğru olduklarının bilinmesi, ya naklen, ya aklen olabilir. Birincisi söz konusu olamaz. Çünkü naklî delillerin doğruluğu, hakîm, kadir ve âlim bir ilahın olduğunu bilmeye, nübüvvet müessesesini tanımaya ve mucizelerin o nübüvvetin doğruluğuna nasıl delâlet ettiklerini anlamaya dayanır. Binâenaleyh bu itikadı hususları, naklî delillerle isbata kalkışırsak, devr-i fasit (kısır döngü) gerekir. Bu ise bâtıldır. Bu bâtıl olunca, bu delillerin hakikati bilmenin, ancak sırf akıl ile, aklî delillerle olacağı anlaşılır. Durum böyle olunca da, Hak Teâlâ’nın, “İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, sana bunları hak olarak okuyoruz” ifadesi, akâid ilmine ve aklî izahlara teşvik eden, en büyük delillerden biri olmuş olur. Daha sonra Allah Teâlâ, “Onlar, Allah’ın ayetlerinden sonra artık hangi söze inanırlar?” buyurmuştur. Bu, “Kim bu ayetlerden istifade etmezse, artık bundan sonra onun istifade edebileceği hiçbirşey yoktur” demektir. Cenâb-ı Allah, bu beyanla taklîdî imanın yeterli olacağını iddia edenlerin görüşünün yanlışlığını bildirmiş ve mükellefe, Allah’ın dininin delillerini düşünmesinin vâcib olduğunu beyân etmiştir.

İkinci mesele ise günümüzde tabiat gayet ve gayet biliniyor fakat bu deizm, ateizm gibi noktalara gidiyor, bunun nedeni nedir konusu. Buradaki mevzu ise şudur ki; tabiat ayetleri vardır fakat bir de onların “okunması” vardır. Allah yeri ölümünden sonra diriltiyor ve bununla bir mesaj veriyor ve bunu bildirmiş. Artık bu hususun tamam olması gerekir. Velakin başka okumalar çıkarmaya çalışır kişi, çünkü hevasına göre yaşamak ister. Ayetlerde şöyle denilir:

Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah’ın bir bilgi üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?
Hem (müşrikler) dediler ki: “Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman yokluğa sürükler. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, sadece böyle zannederler.
Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak; “Eğer sözünüzde doğru iseniz atalarımızı diriltip getirin.” demek oldu. (Casiye 23-25)

İnkar edenlere gelince (onlara denir ki): “Ayetlerim size okunuyordu, ama siz büyüklendiniz ve günahkar bir topluluk oldunuz değil mi?”
“Allah’ın vaadi gerçektir. O kıyâmetin geleceğinde şüphe yoktur.” denildiğinde “Kıyamet nedir bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibârettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok.” derdiniz. (Casiye 31-32)

Bir de tabii tarihi gelişimin farkında olunmalı. Kuran’a yönelmeyerek şuraya buraya yönelinmişir ve okumaları da bu belirlemiş.. Şimdi Kitab’ın haklığı, hakikatliği ile tarihi okuma üzerinde de iyi durulmalı.

Bir cevap yazın

*
= 5 + 2