TESLİM OLMAK DEYİNCE “KİME TESLİM OLMAK?”

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Bilindiği gibi müslüman teslim olan demektir. Fakat bu teslimiyyet kimedir, neyedir? “Allah’a” denilmekte lakin muradı ilahi de sözkonusu burada. O ise biraz da tesbit edilen bir şey. Kimisi demektedir ki “o tarihimize bağlılıktır” kimisi demektedir ki “o bilimsel gerçeklere bağlılıktır” Burada şeytanın ne dedirteceğine de dikkat edilmeli hasıl, sonuçta mana alemi. Ve iki taraf bazen ifrat-tefrit üzere kurulmuş bir denge.

İşe şöyle bir bakarsak; bir defa tarihimize bağlılık sözü, hakikate bağlılık noktasında bir soru işaretidir, o zaten hakikattir demekle de olmaz. İyice bakılınca ise deliller konusu zayıf, Kitab’a uygunluk konusunda ise gavs inanışı  gibi kimi aşırı zaafiyetler var. Lakin kimisi demektedir ki maddecilik çıktı o zaman gaybçılık adına olan ezberlere de sarılınır. Çünkü aksi takdirde geri dönülmez bir yola girilinir. Hem batı medeniyeti güçlü empozelerle geliyor, çabuk aidiyetlere sarılınmalı, o da budur. Böyle binbir bahane de var bu yaklaşımda.

Bilimsel gerçeklere sarılınmalı diyenler ise şöyle diyor. Bu hanifliktir. Şöyle ki:

Rabbi ona (İbrahim’e): “Teslim ol” dediğinde; “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti. [Bakara 131]

Hani bir zamanlar İbrahim babasına ve toplumuna demişti ki: “Şüphesiz ben, sizin kulluk ettiklerinizden tamamıyle uzağım. Ancak beni yaratan müstesna. Şüphesiz O beni doğru yola yöneltecektir. Ve bunu belki dönerler diye ardında kalıcı bir kelime olarak bıraktı.  [Zuhruf 26-28]

Bu meseleye odaklanınca ise; iş ilk bakışta gerçekten de böyle gözüküyor. Toplumda belli bir ezbercilik var ve şirk içerikli inanışlar işe girmiş, bilimsel bakış açısı ise bunu çözücü bir etkiye sahip. Lakin bir de bilimcilik damarı var çağımızda ve insanlar bundan çok etkileniyor aslen, hakikatçilikle bu iş böyle olmuyor. O zaman, acaba aydınlanma dönemi denilen ve dünyacılık üreten, gaybı adeta yok eden bir damarın aşırı etkisinde bir yola haniflik denilebilir mi?

İkincisi; dikkat edilirse alemin ifadesi, Arapçadaki akıllı çoğul ekinden  (ينَ ) dolayı “akıllı alemlerin rabbi” demektir. Bu ise hem insanların rabbi demektir, hem insan, cin ve melekelerin rabbi demek ya da herşeyin Allah’ın izniyle konuşabildiğine işarettir veya maddi alemlerin rabbi demektir. Görüldüğü üzere çerçeve çok geniş.

O zaman, “Gerçek şu ki bu Kur’ân, en doğru yola iletir..” [İsra 9] noktasını baz almalı ve Kuran’ın Levhi Mahfuzdan geldiğini de göz önüne alarak bir tesbit yapmalıyız. Ona bakınca ise Kuran’ın Tevrat ve İncil’i düzelticiliği noktası en hayati nokta olarak gözüküyor, kainatı izah ediciliği değil. Şunu unutmayalım ki Kuran’da maddi kainat o derece açık izahlı değil. Öyle olsa müslümanlar bulurdu herşeyi. O halde biz de kainat kainat değil, belirtilen noktaya odaklanmalıyız. Peki Kuran Alemlerin Rabbi’nden değil mi? Fakat aynı zamanda (akıllı) Alemlerin Rabbi’nden.. Ve levhi mahfuzdan.. Yani yol göstericiliği de var. İşte bu yüzden de ana delilleri kainat üzerinden değil, Tevrat ve İncil’i düzelticiliği üzerinden. Çünkü bunu müslümanlar daha önce de yapabilirdi ve niye yapmadınız denilebilecek bir şey. Yine denilebilir ki; kainatı adeta yiyecekmiş gibi arayıp tarama ise maddeci bir anlayışın yapabileceği bir şey ve “niye bunu siz yapmadınız” mı olacak  dava? Hatta bu işin belirttiğimiz şekilde olması da bir tür delildir. Böylece maddecilik değil, akletme vurgulanmış oluyor çünkü.

Denilebilir ki, göklerin ve yerin delil oluşu Allah’ın varlığı noktasındadır. Kuran’ın Allah katındanlığına asıl delil ise başka bir şeydir. Ve bugün o önemli.. Tarihte de onun önemli olduğu görülüyor. Çünkü şunu unutmayalım ki kitab geldikten sonra onun Allah katındanlığı meselesi vardır, sadece Allah’ın varlığı meselesi değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 2

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ