VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR “SAÇMALIĞI”

 

Yaratılış 15: 18’e göre Nil ve Fırat arası İsrailoğullarına vaadedilmiş deniliyor. Öte yandan İbrahim (as) da sırf bu vaad edilmiş topraklarda “seyahat ettirilmiştir” Tevratta. Şu videoya dikkat:

 

Yani iş “acaip ciddiye bindirilmiş”

Ama bu işin safsatalığına net bir işaret var Kuran’da. Onu belirtelim. O da bu vaadin geçtiği bölümün aslında bambaşka bir şeyle ilgili olması. Bakara 260. ayette şöyle der:

“Bir zamanlar İbrahim de: “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah: “İnanmadın mı ki?” buyurdu. İbrahim: “İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.” dedi. Allah buyurdu ki: “Öyle ise dört kuş al da onları kendine alıştır, sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Tevrat’ta ise Yaratılış 15. bölümde şöyle denilir:
8Avram, “Ey Egemen RAB, bu toprakları miras alacağımı nasıl bileceğim?” diye sordu.
9 RAB, “Bana bir düve, bir keçi, bir de koç getir” dedi, “Hepsi üçer yaşında olsun. Bir de kumruyla güvercin yavrusu getir.”
10 Avram hepsini getirdi, ortadan kesip parçaları birbirine karşı dizdi. Yalnız kuşları kesmedi. 11 Leşlerin üzerine konan yırtıcı kuşları kovdu.
12 Güneş batarken Avram derin bir uykuya daldı. Üzerine dehşet verici zifiri bir karanlık çöktü. 13 RAB Avram’a şöyle dedi: “Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. 14 Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. 15 Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin. 16 Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorlular’ın yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.”
17 Güneş batıp karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale göründü ve kesilen hayvan parçalarının arasından geçti. 18-21 O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim.”

Dikkat edilirse Tevrat’ta geçen bu anlatının Kuran’da bahsedilen kıssanın bozulmuş bir versiyonu olduğu anlaşılır. Bir defa; bir şey için “nasıl inanabilirim” diye başlıyor mesele ikisinde de ve ikisinde de bir şey kesmesi ve dizmesi vs isteniyor. Sonra anlaşılıyor mesele. Ama Tevrat’takinde mesele falan anlaşılmıyor çünkü “ateşle mangal, hayvan parçaları arasından geçiyormuş..” (!) Bu işi açık eden bir şey değil. Dolayısıyla bu, onun Kuran’daki kıssanın bozulmuş şekli olduğunu gösteriyor.

İkincisi; Tevrat’ta herşeyin vaad edilmiş topraklara çevrildiği aşikar. Bu da öyle edilmiş demek.

Üçüncüsü; Tevrat’ta ahiret, dolayısıyla ölü diriltme sahneleri çıkarılmış, edilmiş. Bu da o bağlamdadır. Bir de dikkat çeken bu anlamda cennetin bu dünyada edilmesi Tevrat’ta ve öbür dünyadan da bahsedilmemesi. Düşünelim ki; öbür dünya ve cennet de bir tür vaad edilmiş yerdir. Bunlarda acaip oynamalar yer değiştirmeler dikkat çekiyor Tevrat metinlerinde.

Peki Hz Musa zamanında Kenan diyarına gitmediler mi, Allah oraya yönlendirmedi mi onları?

Şöyle ayetler vardır:

Hor görülen kavmi (İsrailoğullarını) yerin doğularına ve bereketlendirdiğimiz o yerin batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık. (Araf 137)

Derken (Firavun), onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri toptan suda boğduk.

Ve bundan sonra İsrailoğullarına dedik ki: Yeryüzünde yerleşin, ahiret hakkındaki vaadimizin zamanı çatınca hepinizi derleyip getiririz. (İsra 103-104)

Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: ‘Gerçekten ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.’

Ahitlerini bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için lanet ettik onlara ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözlerin yerini değiştirirler, kendilerine verilen öğütten bir hisse de almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever. (Maide 12-13)

Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.”

“Ey kavmim, Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınız.”

Onlar da: “Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz” dediler.

Allah’tan korkan ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: “Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah’a dayanın.

Kavmi Musa’ya: “Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb’in gidin savaşın. Biz burada oturacağız” dediler.

Musa: “Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır” dedi. 

Allah Musa’ya şöyle dedi: “Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fâsık kavim için üzülme!” (Maide 20-26)

Bunlar Tevrat’ta da bir şekilde var ve bu vaad edilmiş topraklar değil mi?

Elbet bu zamanında böyle oldu. Fakat burada iş, ezeli ebedi “soya toprak vaadi” şeklinde değil, dikkat edilirse.. Ve asıl vaad edilen de cennet. Tevrat’ta ise “süt ve bal akan ülke” diye bu vaad edilmiş topraklar gösteriliyor sürekli. Ve soya vaad şeklinde işleniyor.

Bir diğer mesele ise iki defa büyük fesat çıkaracakları ve ikisinde de yerden sürülecekleri geçiyor ayette. Şöyle ki:

Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: ‘Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir azgınlıkla kibirlenip yükseleceksiniz.

Nitekim (ikiden) ilk vaid geldiği zaman, güç ve şiddet sahibi kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü.

Sonra onlara karşı size gene devlet ve kudret verdik, mallar, oğullar ihsan ederek yardım ettik size ve sizi, topluluk bakımından da pek çoğalttık.

İyilik ederseniz faydası kendinize kötülükte bulunursanız zararı gene size. İkinci vaadimizin mukadder zamanı gelince gene yüzünüzü karartacaklar, ilk defa girdikleri gibi gene mescide girecekler, üst geldiklerini büsbütün mahiv ve helak edeceklerdir. (İsra 4-7)

Burada geçen azgınlaşma, güçlü düşmanlar, Mescidi Aksa’nın yıkılışı ve sürgün iki defa olmuştur. Dolayısıyla bu devir kapanmıştır. Yeni din geldi ve onlara artık vaadler.. Daha hala “size burası vaad edildi” olur mu? Hatta “Kuran’da da öyle geçiyor” diyenler gördük, o yüzden meseleyi ele aldık.

Bir de çeşitli Tanah metinlerinde Fırat’tan yeryüzünün uclarına dek hakim olacak Davud benzeri bir kral’dan bahseden yerler var.  Bu da İslam hakimiyeti ile olmuştur. Şöyle ki:

 

Dolayısıyla burada bahsedilen konuların hepsi ayrı ayrı başlıklardır ve olmuş bitmiş işlerdir. Tevrat’ta ise bunların hepsi bir ve “soya vaad edilen topraklar”a çevrilmiş. Ki zaten uydurulmuş kısımlar da var. İşin biraz karmaşıklığı ve sanki doğruymuş gibi görülmesi bu nüanslara iyi odaklanmamaktan kaynaklanıyor gördüğümüz. Ya da  adeta  odaklanmamaya yol açıyor… O yüzden meseleyi ele alma ihtiyacı hissettik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 0

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ