VASAT ÜZERİNE..

Vasat kelimesi, gündelik hayatta “kaliteli olmayan, eh işte, ne öldürür ne kaldırır” gibi anlamlarda kullanılmakta. Arapça olan bu kelimenin manası ise “iki ucun-iki şeyin arasındaki, merkez, orta” anlamındadır.

Kuranda Bakara Suresinin 143. ayetinin giriş kısmı şöyle

İşte böylece insanlara şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi vasat bir ümmet kıldık…

Hemen önceki ayette ise “doğu da batı da Allah’ındır” ifadesi dikkat çekmekte. Dikkat, doğu-batı kavramları. Yani iki uç adeta. Bu iki ayette ise ana mevzu “Kabenin kıble yapılması” O da coğrafi anlamda bir “orta”lık.

Tabii bütün bu “orta”lıklar başka şeyleri de içermekte dolayısıyla. Tarihe bakınca, günümüze bakınca. Batının “ben”i doğunun “biz”i, batının maddiyatçılığı doğunun ruhçuluğu meşhurdur mesela. İşte bütün bunlarda da bir ortalık.. ifrat tefrit gibi iki uç doğu ve batı. Hatta buna Yahudilik-Hristiyanlık (Biri Peygamberlerini öldürmüştür öteki ilahlaştırmıştır) Kapitalizm-sosyalizm (Biri faizi savunmuş öteki özel mülkiyeti reddetmiştir) de eklenebilir rahatlıkla. Daha başka şeyler de sayılabilir.

Ve gelelim asıl noktaya; işte bu “orta”lık, şahitlik-objektiflik-adalet için ideal bir durum resmen, değil mi? Hem ikisinin de farkında olmayı beraberinde getiriyor. Ve nihayet, ayet “şahit olasınız diye” diyor.

İnsanlar üzerinde şahitler olmanız için..

Gerçekten de; iki ucun yanlışlığını fark etmesi, birbiriyle çekişmesi sonucu ortaya çıkmaz. Tam tersine zıtlık devam eder gider, birbirini besler. Ortadaki şahitin şahitliği sonucu ortaya çıkar gerçek, kabullenme. Demek ki Müslümana insanlık adına düşen de budur.

Bir diğer ifadeyle dünyanın selameti, bizim şahitliğimizi yerine getirmemize bağlı. Ve tabii bunu yerine getirebilmek de Kuran’ı çokça okumaya ve bilmeye, anlamaya. Çünkü söz konusu olan bir “etkinliktir” nihayet, sadece bir pozisyon değil.

Peygamberimiz şöyle demiştir.

Ebu Hureyre (ra) Efendimiz (sav) in bir hadisi şerifinde şöyle söylediğini naklediyor:
Kıyamet gününde Nuh ve ümmeti çağırılır. Nuh (as) “buyur Ya Rabbi” der.
Cenabı Hak, Hz Nuh’un tebliğ edip etmediğini soracak
Nuh (as) da;
– Evet ya Rabbim ben tebliğimi yaptım” Daha sonra onun kavmine sorarak;
– Doğru mu Nuh size tebliğ etti mi ?
Onlar da;
– Hayır bize herhangi bir tebliğde bulunmadı. Madem ki bize bir emirler yollamışsan Nuh bize aktarmadı.
Bunun üzerine Cenabı Hak, Hz Nuh’a tekrar soracak ;
– Ya Nuh senin tebliğ etmediğini söylüyorlar. Peki senin tebliği yaptığına dair bir şahidin var mı ?
Bunun üzerine Nuh (as) ;
– Evet ya Rabbim şahidim var
– Peki şahidin kim olacak? diye soru gelecek o da şöyle bir cevap verecek:
– Muhammed in ümmetidir” bunun üzerine bu ümmete;
– Siz şahit olacak mısınız? der, onlar da:
– Evet biz Nuh’un tebliğ ettiğine dair şahidiz.

Bunun üzerine Nuh (as) ın kavmi şöyle diyecek ümmeti Muhammede hitaben :
– Siz nasıl şahit oluyorsunuz. Halbuki biz sizden önce yaşamışız, bizi görmemişsiniz ve biz ilk ümmetiz siz ise son ümmetsiniz ! diye söyleyecekler.

Adil olan ümmeti Muhammed şöyle diyecekler
– Bize elçi geldi, getirmiş olduğu kitapta geçmiş ümmetlerden haberler veriyor sizden de haber veriyor.

Buhari-Tefsir-Bakara 13, Enbiya 3.. İ’tisam 19 Tirmizi-Tefsir-Bakara (2965) İbnu Mace-Zühd 34, (4284)

Yani diyelim Hz Nuh’u –dolayısıyla Kuran’ı- o kadar iyi bileceğiz ki “Nuh, bu işi yapmıştır” diye şahitliği biz yapacağız. Ve Peygamber de bize şahit olacak.

Peki soralım; böyle bir şeyin bu dünyadaki şahitliğin yerine getirilmeden gerçekleşmesi mümkün mü? Bu karakter, öbür dünyada birden mi belirecek bizde yani. Nuh niye bizden şehadet isteyecek? Allah kimin şahitliğini kabul eder?.. Vesaire vesaire..

Onun için ya bu şahitlik görevini yerine getiririz ya da bu “arada oluş” o tarafa bu tarafa savruluşa ya da acaip bir zillete dönüşür. Üstünlüğü bu şahitlikte görmek gerekir öncelikle, çünkü Allah bunu böyle vurguluyor. Var mı ötesi?..

Allah uğrunda hakkıyla gayret gösterin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim’in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran’da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size Müslüman adını veren O’dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır! (Hacc 78)

Yani vasatlık aman ona dokunma buna karışma, bundan banane şundan sanane, idare edip gidelim vs. için değilmiş hülasa.

Bir cevap yazın

*
= 3 + 9