YAKİN YOLU MESELESİ

Bilindiği gibi yakin şekilde iman etmek gerekiyor. Mesela denilir ki;

Bizim ayetlerimize ancak, onlarla kendilerine hatırlatıldığında hemen secdeye kapanan, Rablerini hamd ile tesbih eden ve büyüklük taslamayanlar inanırlar. (Secde 15)

Yine denilir ki, “Ey iman edenler iman ediniz..” (Nisa 136)

Müminler ancak, Allah’a ve Elçisine iman eden, sonra şüpheye düşmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlardır. İşte böyle kimseler doğrulardır.(Hucurat 15)

Öte yandan nice ayette körü körüne taklid eleştirilmekte. Şu halde denilebilir ki; kişinin beyyine üzere bu şekilde imanı hedef olarak gösterilmekte.

Velakin bu noktada da aşırı sorun çıktığı görülüyor. Mesela beyyinenin tesbiti noktasında soru ve akli muhakemeler biraz artınca “zaten inanıyoruz” “çok düşünmek şüphedir” “çok konuşuyoruz, hani nerede amel” tarzında pek çok kapı açılıyor hemen. Maluım ki beyyine kesinlik noktası demek. Bunun tesbiti ise soru ve araştırmadan geçiyor. İşte buradan böyle sloganlarla kaçışlar oluyor.

İyi anlaşılması açısından bir örnek verelim. Mesela meşhur Rahip Bahira rivayeti vardır. Denilebilir ki pek çok müslümanın bilinçaltındaki önemli delillerden birisidir bu rivayet. Rivayete göre Rahip Bahira son peygamberin alametlerini biliyordur ve daha çocukken bunları peygamberimizde görür. Hatta Ebu Talib’e onu Şam’a götürmemesini, Yahudilerin de onu farkedeceğini falan söyler. Bundan ala delil mi olur?! Herkes daha çocukken onu tanıyor.. Halbuki Hristiyan literatürüne baktığımızda böyle “sırtında mühür olacak birini” beklediklerine dair bir metin yok. Yani en mühim kısım eksik ve bu sorun oluşturmuyor bizde. Denilebilir ki yok etmişlerdir.. Fakat ana metinlerin yok edilmesi imkansız derecesindedir, çünkü dünya çapında yayılmıştı. Çok sıradışı bir kitap varsa bu kişide onu da bilemeyiz şimdi. Öte yandan, biraz düşünürsek, bu rivayetin gayet çelişkilerle dolu olduğunu farkederiz. Mesela neden daha sonra birisi bu olayı hatırlatmamıştır hiç, en azından Ebu Talib’e.. Peygamberimizin hayatında daha sonra buna dair hiçbir şey geçmiyor. Yani tam da geçmesi gerekirken.. Aşırı derecede şüphe uyandıran bir rivayet yani bu, fakat işin ana delillerden biri edilmiştir. Kimisinin imanının temeli işte böyle sağlam çürük belirsiz ya da karışık anlatılarla doludur. Bu sorun değil mi? Çünki bu yol ediliyor, hatta bırakın yolu, ana yol oluyor.

İşte böyle beyyinelerin tesbiti meselesi var. O ise sorular ve araştırmalar istiyor. Ve tabii soruları arttırarak şüphe bataklığına gidenler de olabilir; ayrı. Fakat bu, bu yolun olması gereğini ortadan kaldırmıyor.

Saniyen, önemine binaen şunu iyice vurgulayalım ki; iman işini kolayından halletmeyi iş sanmamalıdır. Çünkü boşuna beyyine istemiyor bu iş. Şunu unutmayalım ki gayb çoktur ve gayba gaby katmak da suçtur. Bu ise delil üzere imanı gerektirir. Çünkü görünmeyen şeyleri kabul, ya herşeye inanan bir zihin gerektirir ya delil kuvvetli olmalı. Ayette diyor ki; “Bu Kitab, kendisinde şüphe yoktur, sakınanlar için yol göstericidir. Gayba/gaybta iman edenlerdir….” (Bakara 2-3)

Doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlardır sakınanlar” (Zümer 33)

Yine bilelim ki, sadece belli ilkelere değil, ayetlere iman, onların yol göstericiliği gerekiyor. Ayetler ise her konudan bahsediyor ve üst bir boyutta konuşuyor, levhi mahfuz var. Hasılı, anlama, düşünme, akletme imanın bir şubesi olmak durumunda. Yoksa sözler sadece kuru ezberde kalır. Bu da ne kadar iman olur? İkincisi muradı ilahi, işte bu anlama çabasıyla iyi bir şekilde anlaşılabilir. O olmazsa da bir şeyler yutturulabilir. Bunlara dikkat etmeyen, başka kapıları zorlamış olur. Ayette diyor ki “size indirilenin en güzeline uyun” diyor ki “onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar” (bknz Zümer 18, 55)

Yine bu bağlamda şunu farkedelim ki; Kitab ferde son derece hitap etmekte; çünkü nefs, şeytan gibi özellikler var, bunları aşacak bir düzey gerekiyor. Çünkü kişinin sadece gayba değil gaybta iman etmesi asıldır. Nitekim cennete ve cehenneme de ferd gidecek. Fakat sürekli topluluğu asıl etme durumları vardır. “Din dünyada uygulanması için gelmiştir” vs. denilerek.. Yine şunu farkedelim ki; toplulukta inanma kolay olur fakat yalanların, abartıların katılması da kolay olur, bunlar ise tek başınayken inanmayı zorlaştırır. Burada ferd boyutunun, hakikat boyutunun hayatiliği vurgulanmalı. Çünkü iman görüntüsünü sağlamak değil iman etmek gerekiyor.

Hasılı velkelam yakini hedeflemenin gereği ortada. Yine şunu farketmeliyiz ki bu bir yoldur. Çünkü Kuran’ın iyice anlaşılması hedefini içerir, beyyinelerin  ortaya konulması hedefini içerir, bunların olabildiğince yaygınlaşması hedefini içerir. Bu da tek kişiyle başka olur, yüz kişiyle başka olur, bin kişiyle başka olur. Bunun da farkında olunmalı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ