ZARİYAT SURESİ VE ASTROFİZİK-1

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Ayette şöyle denilmektedir:

“Göğü ellerimizle (kudretimizle) biz bina ettik ve şüphesiz ki biz genişletenleriz” (Zariyat 47)

Evrenin genişlediğine açık şekilde vurgu yapan bu ayet son zamanlarda meşhur. Evrenin genişlemesi günümüzde fiziğin en mühim, en dikkat çeken konularından biridir. Peki acaba evren ile ilgili tek nokta bu mudur Zariyat Suresi’nde?

Sure şöyle başlıyor öncelikle..

Tozdurup savuranlara andolsun

Derken, ağır bir yük taşıyanlara

Sonra kolaylıkla akıp gidenlere (Zariyat 1-2-3)

Elbette Kuran, bütün devirlere hitap ettiği için bu tabirler zamanında “rüzgar, bulut, gemi” olarak anlaşılmış ilkin. Günümüzde ulaşılan gerçekler çerçevesinde bakınca ise evrenin başlangıçtan bugüne geliş aşamaları resmen bunlar.

ZERV, tozutup götürmek, savurmak, kırıp ufalamak demektir.

ZÂRİYÂT: Kırıp ufalayan veya savuran, ya da toz duman edip götüren kuvvetler demektir. Mesela toprağı ve başka şeyleri tozdurup savuran rüzgarlar, volkanları püskürten, yaratıkları kırıp dağıtan ve yayıp açan melekler ve barut, dinamit gibi sonradan bulunmuş ve bulunacak şiddetli patlayıcı, tahrip edici ve yakıcı bütün sebepler bu kavrama dahildir. Beydâvî, “Bütün yaratıkları savuran sebepler” demekle bu genelliği göstermiştir.

İşi iyice vurgulamak açısından şu tabloya bakalım. Büyük patlamadan bugüne şöyle gelinmiştir:

Dikkat edilirse büyük patlamayla önce atomaltı parçacıklar oluşuyor. Sonra “yüklü” atomlar.. Sonra yıldızlar ve nükleer füzyon reaksiyonları sonucu daha ağır atomlar. Derken akıp giden yıldızlarla, gezegenlerle dolu ve kendileri de akıp giden galaksiler..

Tabirlere dönelim.. Tozdurup savuranlar.. Sonra, ağır bir yük taşıyanlar.. Sonra, kolaylıkla akıp gidenler.. Buradaki ifadelerin ve sonralıkların işle uyumuna dikkat.

Hasılı, evrenin şiirsel bir özeti bu..

Daha sonra ise 4. ayette “Derken bir emri/işi taksim edenlere/bölenlere” diyor ki bunların melekler olduğu belirtiliyor tefsirlerde. Mekan hazır, sıra faaliyete geliyor tabiri caizse.. Bu izlenim var.

Beri yandan, “göğü biz kurduk biz genişletiyoruz” denilmişti. Yani meleklerin işi değil bu. Yine dikkat çeken bir nokta; yaratılış da kısım kısım görülebilir, fakat yapan çoğul değil.

…..

Öte yandan, zaman meselesi var; milyarlarca yıl mı sürdü bu iş?! Burada ilahi bir hikmet düşünmeliyiz. Mesela Nahl 77’de “Kıyamet’in kopması emri/işi, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır” denilmiştir. Halbuki kıyamet sahnelerinde yıldızların sönmesi, güneşin dürülmesi gibi durumlar söz konusudur, bunlar normalde milyarlarca yıl alacak süreçlerdir. Halbuki kısa zamanda olup bitiyorlar. İşte bu başlangıçta da böyle olmalıdır. Hikmeti ilahi “size uzun zaman gibi gösteriliyor” demeli bu noktada. Nasıl ki son öyleyse baş da öyledir.

Burada dikkat çeken bir başka mesele ise şu ki; Zariyat Suresi’nde “Rızkınız ve size vaad edilenler göktedir” (Zariyat 22) denilmekte ve “Size vaad edilenler doğru sözlüdür” (Zariyat 5) denilmekte. Vaat edilenlerden kasıt kıyamet olmalı öncelikle. Onun ise maddi alemde sahne olarak kodlandığı görülüyor. Çünkü yıldızların kararması, güneşin dünyayı yakıp kavurması, güneşin dürülmesi gibi sahneler, maddi akışta da görülüyor. Fakat milyarlarca yıl sonra görülüyor. Peki, eğer kainat işleyişi doğru sözlüyse zaman niye bu kadar farklı?! Demek ki olacaklar ve olanlar noktasında doğru sözlüdürler, zaman noktasında değil.

Diğer yandan; ayette yerin iki günde yaratıldığı geçer. (bknz Fussilet 9) Buna; birinci gün: atomların oluşumu, ikici gün: yıldız, galaksi ve gezegenlerin oluşumu şeklinde bakılabilir. Burada gün denilen de andır.

“ZARİYAT SURESİ VE ASTROFİZİK-1” için bir cevap

  1. bu konuyu araştırdım. yorumda ucu bucağı kaçıranlar var. http://mihdesign.free.fr/10330.htm

    Bir de adeta yorum yapılmaz diyenler var.
    MEVDUDİ-TEFHİMULKURAN
    1. Bütün müfessirler “Zariyat” kelimesinden; dağıtan, toz kaldıran rüzgarların kastedildiği görüşünde birleşmişlerdir. Ve “Ağır yük kaldıranlar”‘dan da denizlerden milyonlarca… ton su buharını bulut şeklinde kaldıran rüzgarlar kastedilmektedir. Bu tefsir Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abdullah bin Abbas, Hz. Abdullah bin Ömer ve Mücahid, Said bin Cübeyr, Hasan Basri, Süddi ve diğerlerinden nakledilmiştir.
    2. “Fel Cariyati Yusran” ve “Fel Mükassimati Emran” ayetlerinin tefsirinde müfessirler arasında ihtilaf vardır. Bir grup, bu ikisinden de maksat sadece rüzgarlardır, görüşünü tercih etmişler ve böyle anlamayı uygun bulmuşlardır. Yani bu rüzgarlar bulutları sürüklerler, daha sonra yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağıtarak Allah Teala’nın emrine uygun olarak nereye ne takdir edilmişse o kadar suyu dağıtırlar.
    İkinci grup da “Fel Cariyati Yüsran” ile hızlı giden gemilerin kastedildiğini ileri sürmüşler ve “Fel Mukassimati Emran” ile “Allah’ın emrine uygun olarak mahlukata kısmetini dağıtan melekler kastedilmektedir” derler.
    Bir rivayete göre Hz. Ömer (r.a) bu iki ayetin bu mânâya geldiğini söyleyerek şöyle buyurmuştur: “Eğer ben Peygamber’den (s.a) işitmeseydim bunu söylemezdim”.
    Buna dayanarak büyük alim Alûsî: “Bu ayetin bunun dışında başka bir mânâya geldiğini ileri sürmek doğru değildir. Başka mânâ verenler yersiz bir cüret sergilemiş olurlar” demiştir. Ancak İbni Kesir, “Bu rivayetin senedi zayıftır” demektedir. Bu bakımdan Rasulullah böyle söylemiştir diyemeyiz.
    Sahabe ve Tabiinden sayılan bir topluluğun bu ikinci yorumu naklettiğinde de şüphe yoktur. Fakat müfessirlerden büyük bir topluluk da ilk tefsiri yapmışlardır. Ve bu tefsir, söz dizisine, bu sözün ahengine, ifadenin düzenine daha çok uygunluk göstermektedir. Hindistan alimlerinden Şah Refiuddin, Şah Abdulkadir, Mevlana Mahmud el-Hasan da tercümelerine ilk mânâyı almışlardır.
    SEYYİD KUTUP-FİZİLALİLKURAN
    1- Esip savuranlara.
    2- Yükünü yüklenenlere.
    3- Kolayca süzülenlere.
    4- İşi ayıranlara and olsun.
    5- Size va’dedilen, mutlaka doğrudur.
    6- Ceza muhakkak olacaktır.
    Bu kısacık ve hızlı etkilerin böylesine anlamı kapalı ifadelerle gelmesi -giriş kısmında da belirtildiği gibi- insanın his ve duygularına bambaşka ilhamlar ve belirli duygular vermekte ve kalbi dikkate değer bir işe ve dikkat edilmesi gerekli bir duruma bağlamaktadır. İlk nesiller arasında da birçok kişi ayette geçen “zariyat”, “hamilat”, “cariyat” ve “mukassimat” kelimelerinin anlamını sormak zorunda kalmışlardır.
    İbn-i Kesir tefsirinde derki: Haccac oğlu Şu’be, İbn-i Ar’ananın oğlu Halid oğlu Semmak’tan, o da Hz. Ali’den şunu duyduğunu belirtmiştir. Aynı şeyi Şu’be de Ebu Bezze oğlu Kasım’dan, Kasım Ebu Tufeyl’den o da Hz. Ali’den rivayet etmiştir. Ayrıca birçok kanallardan mü’minlerin halifesi Hz. Ali’nin aynı şeyleri söylediği nakledilmiştir. Buna göre Hz. Ali, Kufe Camiinde minbere çıkarak der ki: “Bugün bana, Allah’ın kitabından ve Resulullah’ın -salât ve selâm üzerine olsun- hadisinden ne sorarsanız size karşılığını vereceğim: ‘ Bunun üzerine İbn-i Keva ayağa kalkar ve ey mü’minlerin halifesi, Kur’an’da geçen Zariyat (esip savurana) kelimesinin anlamı nedir diye sorar. Hz. Ali “Rüzgardır” der. Ya, Hamilat (yükünü yüklenenlere) ne demektir der. Hz. Ali “O da buluttur” karşılığını verir. Sonra, Cariyat (kolayca süzülenler) ne demektir deyince, Hz. Ali “O da gemilerdir” der. Mukassimat (işi ayıranlar) ne demektir deyince Hz. Ali ” Meleklerdir ” der.
    Temim kabilesinden Asel oğlu Sabiğ Hz. Ömer’e gelerek, bu kelimelerin anlamlarını sorar. Hz. Ömer, Hz. Ali’nin rivayet olunan görüşlerinin aynısı gibi cevap verir. Fakat Hz. Ömer; bu soruyu soran adamın inad ve yanıltmak için sorduğunu anlayarak onu izlettirmiş ve tevbe edip, önceki kanaatından artık içinde hiçbir fikir kalmadığına ağır yeminlerle yemin edene dek halk ile bir araya gelmesini yasak etmiştir.
    Bir rivayet de gösteriyor ki; bu kapalı ifade ve tedbirleri birtakım yanıltıcılar, arkasına gizlendikleri paravana olarak kullanıp onu her rastladıklarını soruyorlardı.
    …………………………………………………………………………………………

    ELMALILI İSE ŞÖYLE DEMEKTE. ZÂRİYÂT: Kırıp ufalayan veya savuran, ya da toz duman edip götüren kuvvetler demektir. Mesela toprağı ve başka şeyleri tozdurup savuran rüzgarlar, volkanları püskürten, yaratıkları kırıp dağıtan ve yayıp açan melekler ve barut, dinamit gibi sonradan bulunmuş ve bulunacak şiddetli patlayıcı, tahrip edici ve yakıcı bütün sebepler bu kavrama dahildir. Beydâvî, “Bütün yaratıkları savuran sebepler” d emekle bu genelliği göstermiştir. Müfessirlerin çoğunluğunun “rıyah” yani rüzgarlar ile yetinmesi Hz. Ali’den gelen rivayete göredir ki bu tefsir “kavram” itibarıyla değil bir “örnek ile tefsir” olsa gerektir. Yoksa kavram itibarıyla nesiller dünyaya geti r en doğurgan kadınlar diye de mânâ verilmiştir.

Bir cevap yazın

*
= 5 + 1